"İnsan" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 31 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
| − | === | + | === Mevlânâ'dan === |
| − | + | {{:Mesnevi 000005}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000135}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000091}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000150}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000092}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000093}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000134}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000144}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000188}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000197}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000019}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000076}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000077}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000078}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000086}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000004}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000041}} | |
| − | - | + | {{:Mesnevi 000151}} |
| − | + | === İmam-ı Gazali'den === | |
| − | + | {{:Gazali:00003}} | |
| − | + | {{:Gazali:00023}} | |
| − | ==Notlar == | + | ===Diğer=== |
| + | {{:Rosenberg 000001}} | ||
| + | {{:Burke 000002}} | ||
| + | ==Notlar== | ||
<references/> | <references/> | ||
| + | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
| + | [[Category:Mitoloji]] | ||
10.08, 3 Ekim 2021 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
| Kâfirler üstünlük iddiasında maymun tabiatlıdır. Tabiat sinede bir afettir.
İnsanoğlu ne yaparsa, maymun da onu yapar; sürekli insanda gördüğünü yapar. “Ben onun gibi yaptım” zanneder. Farkı nasıl bilecek, bu husumet yanlısı? Bu emirden dolayı yapar, o ise husumet için. Husumet yanlılarının başına toprak dök. O münafık, emre uyanla birlikte husumet için namaza durur, niyaz için değil.[1] |
|
Hakk'ın yaptığını, bizim yaptığımızı; her ikisini de gör. Bizim yaptığımızı var bil; açıktır bu. Ortada insanların fiili yoksa o zaman kimseye “Niçin böyle yaptın?” deme. Hakk'ın yaratması, bizim fiillerimizi var ediyor. Bizim fiilimiz, Allah'ın yaratmasının eseridir.[2] |
|
Şeytan insana kötülük için gelir. Sana gelmez, çünkü şeytandan daha kötüsün. Sen insan oldukça, şeytan peşinden koşardı, sana şarap tattırırdı. Sen şeytanlık huyunda sağlamlaşınca, kötü işli şeytan senden kaçar. Senin eteğine asılan, böyle olunca senden kaçar.[3] |
|
Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin. Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak. Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak. Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı. Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın. On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak. Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık. Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla. Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der. Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır. Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır. Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı. O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum. Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.” İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez. İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir: Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı? Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[4] |
|
İnsanların çoğu insan yer. Onların selâmun aleyk'inde güven arama.[5] |
|
İnsanların yerinde ev yapma; kendi işini yap, yabancının işini yapma.[6] |
|
Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar? Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda. Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez. Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar: “Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi. Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir. Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır. Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın. Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi. Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[7] |
|
Hiç kimse, “Ey insanlar! Benim malım, ambarım ve sofram var, ekmek verin” der mi?[8] |
|
Binlerce olsalar da, bir kişiden çok değildirler; sayı düşünenin hayalleri gibi değildir.[9] |
|
Onlar, menedilen yüzü görmeye çok istekliydiler. Zira insan, menedilen şeye çok isteklidir.[10] |
| Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.
Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.” Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir; -Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır. Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.” Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü; O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez. Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.[11] |
| Senin çalışman ve gücünle ortaya çıkmasa da, camii oğlun yapacak.
Ey hikmet sahibi! Onun yapması senin yapmandır. Bil ki müminlerin ezeli bir birliği vardır. Müminler sayılıdır, ancak iman birdir; bedenleri sayılıdır, ancak can birdir. İnsanın, inek ve eşekte bulunan anlayış ve candan başka bir aklı ve canı vardır. Hayvanî canın birliği yoktur; sen bu birliği rüzgâr/havanî canda arama. Bu ekmek yese, o doymaz; bu yük çekse o, ağırlaşmaz. Hatta bu, onun ölümünden sevinir; onun azığını görse kıskançlılıktan ölür. Kurtların ve köpeklerin canı ayrıdır; Allah'ın aslanlarının canları birdir. Canlarını, isim olarak çoğul dedim; çünkü o bir can, bedene göre yüzdür. Gökteki güneşin bir ışığı gibidir; evlerin alanına göre yüzdür. Ancak sen duvarı aradan kaldırırsan, onların bütün ışıkları bir olur. Evlerin temeli yıkıldığında, müminler bir kişi kalır. Bu sözden farklar ve güçlükler doğar; çünkü benzer değildir, örnektir bu. Aslanın şahsıyla yiğit insanın şahsı arasında sınırsız farklar vardır. Ey güzel bekişli! Ancak örnek anında -aralarındaki- birliğe cesurluk açısında bak. Çünkü o yiğit, sonuçta aslan gibidir; her yönden aslanın aynısı değildir. Bu dünyanın birleşik bir sureti yok ki, ben sana benzerini göstereyim.[12] |
|
Dünyada hasım ve düşman bulunmasaydı, o zaman insanlardaki öfke ölürdü. Cehennem o öfkedir; yaşamak için ona hasım gerekir; yoksa merhamet onu öldürür.[13] |
|
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti, Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz. Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür. Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme. Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür. Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[14] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık. Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur. Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur. Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar. Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır. O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi. Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı. Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır. Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır. O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı. Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür. Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır. Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur. Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler. Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler: "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[15] |
|
İhsan sahipleri yüz bağış, cömertlik ve iyilikle altın biriktirip şairleri bekler. Onlara göre bir şiir, yüz kumaş yükünden daha iyidir; özellikle de derinden inci çıkaran şair olursa, İnsan ilk olarak ekmeğe hırs duyar; çünkü azık ve ekmek canın direğidir. -İnsan- hırs ve isteğinden kazanca doğru, gaspa ve yüz hileye doğru canını avucuna koyup çabalar. Nadir olarak ekmeğe ihtiyacı olmadığında üne ve şairlerin övgüsüne âşıktır; Soyunu ve işlerini yüceltsinler, onun üstünlüğünü anlatmak için kürsüler kursunlar diye; Haşmeti ve altın bağışlaması, konuşmalara amber gibi koku versin diye.[16] |
|
Soysuz kişiye ilim ve fen öğretmek, yol kesicinin eline kılıç vermektir. Sarhoş bir zencinin eline kılıç vermek, ilmin, insan olmayanın eline geçmesinden daha iyidir. İlim, mal, unvan, makam ve başarı, soysuzların elinde fitnedir. Bundan dolayı delinin elinden kılıç almak için müminlere savaş farz oldu. Canı delidir, bedeni de kılıç; o çirkin huyludan kılıcı al. Makamın, cahillere çirkinlik adına yaptığını yüz aslan hiç yapabilir mi? Ayıbı gizlidir; alet/fırsat bulunca, yılanı delikten ovaya koşar. Cahil, acı buyruk padişahı olunca bütün ova yılan ve akreple dolar. Mal ve makam elde eden, insan olmayan kişi kendisinin rezilliğini istemiş olur. Ya cimrilik eder, bağış vermez; ya da cömertlik eder, yersiz yere bağış yapar. Şahı, piyadenin yerine kor; ahmağın verdiği bağış böyledir. Yetki bir sapığın eline geçinde makam sanır, kuyuya düşer. Yol bilmez, kılavuzluk eder; onun çirkin canı dünyayı yakar. Yokluk yolunun çocuğu pîrlik/önderlik yaparsa, takipçilerini talihsizlik gulyabanısı yakalar; "Gel, sana ay göstereyim," der; -ama- o temiz olmayan, asla ay görmemiştir. Ey ham cahil! Nasıl gösterirsin? Ömründe ayın aksini suda dahi görmedin ki! Ahmaklar başkan oldular, akıllılar da korkudan başlarını kilimin altına soktular.[17] |
|
Su ve balçıkta mananın belirmesi için, -ruha ait isimler- harf ve söz örtüsü takındı.[18] |
|
Çünkü şeytan, onu fakirlikle korkutur; sabır taşıyıcısını yaralayıp öldürür. Kur'ân'dan dinle: Şeytan seni korkuturken şiddetli yoksullukla tehdit eder, İnsanlık, sakinlik ve sevap olmadan, acele hâlde çirkince yemen ve çirkince kazanman için.[19] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Uyanık halde his veya akıl yolu ile inandığın şeylerin hepsinden nasıl emin olabilirsin? Vakıa senin o inancın yaşadığın haline nisbetle doğrudur. Fakat mümkündür ki, sana bir diğer hal ârız olur da o halin uyanıklık haline nisbeti, uyanıklık halinin uyku haline nisbeti gibi kalır. Artık ârız olan nisbetle uyanıklık halin uykudaki haline döner. Bir hal sana bir kere geldi mi aklın ile tevehhüm ettiğin her şeyin aslı olmıyan bir takım hayalâttan ibaret olduğunu kesin olarak anlarsın. Yahut bu hal ihtimal ki sofiyyenin iddia ettikleri haldir. Onlar kendilerinden geçip hislerini kaybettikleri zaman kendilerinin akıl yoluyla çözülmesi mümkün olmıyan bazı şeyleri müşahede ettiklerini söylerler. Ola ki bu hal ölüm halidir. Çünkü Resulullah (S. A. V.)«İnsanlar uyku halindedirler. Öldükleri zaman uyanırlar» buyurmuşlardır. Dünya hayatı ahirete nisbetle bir uyku sayılabilir. İnsan ölünce her şey ona dünya da gördüklerinden başka türlü görünür.[20] |
| Şunu bilmek icabeder ki, insan asıl yaradılışta bilgiden mahrum, Allah'ın yarattığı âlemlerden habersiz olarak yaratılmıştır. [21] |
Diğer[düzenle]
| “There he is!” the hunter exclaimed. “That is the savage man I have brought you to see! As soon as he sees you, he will approach you. Do not be afraid, for I am certain he will not hurt you. Let him get to know you, and teach him what it is to be a human being.”
Enkidu was fascinated by the woman, and he spent six days and seven nights with her. He forgot the grassy plain where he had been born, the hills where he had roamed, and the wild animals that had been his companions. Later, when he was ready to rejoin the wild beasts of the plain, they sensed that Enkidu was now a human being. Even the gazelles drew away from him in fright. Enkidu was so surprised by their change in behavior that, at first, he stood completely still. When he tried to rejoin them, he found that he could no longer run with the speed of a gazelle. He was no longer the wild man that he had been. However, he had gained something in return for the speed that he had lost, for he now possessed greater understanding and wisdom. He returned to the woman, sat down at her feet, and looked into her face attentively. The priestess said, “Enkidu, when I look upon you now, I can see that you have become wise like one of the heavenly gods. Why do you still want to roam over the grassy plains with the wild beasts? Leave this wild country to the shepherds and the hunters, and come with me. Let me take you into the strong-walled city of Uruk, to the marketplace and to the sacred Temple of Anu and Ishtar. In Uruk you will meet the mighty King Gilgamesh. He has performed great heroic deeds, and he rules the people of the city like a wild bull. You will love him as you love yourself.”[22] |
| Both orientalism and Western civilization begin in the textualist position that civilizations have essences, and that these essences are best seen in the Great Books they have produced. (Who decides what's a Great Book, or what connection it might have to the lived lives of men and women in particular places and times is never satisfactorily explained.) The textualist position foreshortens history, annihilates change, and levels difference the better to represent an image of the past in dramatic form – either as tragedy, as in the case of Islamic civilization, or as triumph, as in the case of the rise of the West. In either case, it is a story whose rhythms are guided by the ineluctable working out of civilizational essences allegedly encoded in foundation texts. Thus we get the history of the West as the story of freedom and rationality, or the history of the East (pick an East, any East) as the story of despotism and cultural stasis.[23] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 281-285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1481-1483)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 1874-1877)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 249)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 261)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 726-735)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3269)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 35)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 854)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1536-1543)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 405-422)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1076-1077)
- ↑ (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1186-1192)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1435-1451)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2971)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 60-62)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 19
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 74
- ↑ Rosenberg, Donna (1994). World Mythology. Second Edition. Lincolnwood, IL: NTC Publishing Group
- ↑ Burke III, Edmund (2002). "Introduction: Marshall G. S. Hodgson and world history". MARSHALL G. S. HODGSON Rethinking world history içinde. Cambridge: Cambridge University Press. s. xv.