Ahmak
ayrıca bknz.: enayi.
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Herkes kendi kavmine/çevresine yardım eder; ahmaklar iş yaptım sanır.[1] |
|
Kalem bir gaddarın elinde olunca çaresiz, Mansûr idamlık olur. Bu saltanat ahmakların olunca, “Peygamberleri öldürüyorlar” gerekli olur. Yolunu kaybetmiş bir kavim ahmaklığından peygamberlere, “Biz, sizinle uğursuzlandık” dedi. Hristiyan'ın cahilliğine bak, asılmış ilaha sığınmış. Çünkü onun sözüne göre Yahudi onu asmış; o zaman onu nasıl koruyabilir?[2] |
| Ey dostlar! Gönül, güven yurdudur. orada pınarlar, gül bahçesi içinde gül bahçesi vardır.
Ey yürüyen! Kalbine yönel ve yürü; orada ağaçlar ve akan pınarlar vardır. Köye gitme; köy adamı ahmak yapar; aklı nursuz ve cansız yapar. Ey seçkin kişi! Peygamberin sözünü dinle: “Köyde yerleşmek, aklın mezarıdır.” Kim bir gün ve gece köyde kalsa, bir aya kadar aklı tamam olmaz. Bir aya kadar ahmaklık onunla birliktedir. Köy otundan bunlardan başka ne biçilir. Köyde bir ay kalan kişide bir zaman cahillik ve körlük olur. Köy nedir? Ermemiş, taklide ve delile tutunmuş şeyh. Bu duygular, küllî akıl şehri önünde değirmende gözü bağlı eşekler gibidir.[3] |
|
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti, Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz. Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür. Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme. Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür. Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[4] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık. Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur. Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur. Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar. Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır. O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi. Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı. Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır. Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır. O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı. Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür. Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır. Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur. Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler. Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler: "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[5] |
|
Soysuz kişiye ilim ve fen öğretmek, yol kesicinin eline kılıç vermektir. Sarhoş bir zencinin eline kılıç vermek, ilmin, insan olmayanın eline geçmesinden daha iyidir. İlim, mal, unvan, makam ve başarı, soysuzların elinde fitnedir. Bundan dolayı delinin elinden kılıç almak için müminlere savaş farz oldu. Canı delidir, bedeni de kılıç; o çirkin huyludan kılıcı al. Makamın, cahillere çirkinlik adına yaptığını yüz aslan hiç yapabilir mi? Ayıbı gizlidir; alet/fırsat bulunca, yılanı delikten ovaya koşar. Cahil, acı buyruk padişahı olunca bütün ova yılan ve akreple dolar. Mal ve makam elde eden, insan olmayan kişi kendisinin rezilliğini istemiş olur. Ya cimrilik eder, bağış vermez; ya da cömertlik eder, yersiz yere bağış yapar. Şahı, piyadenin yerine kor; ahmağın verdiği bağış böyledir. Yetki bir sapığın eline geçinde makam sanır, kuyuya düşer. Yol bilmez, kılavuzluk eder; onun çirkin canı dünyayı yakar. Yokluk yolunun çocuğu pîrlik/önderlik yaparsa, takipçilerini talihsizlik gulyabanısı yakalar; "Gel, sana ay göstereyim," der; -ama- o temiz olmayan, asla ay görmemiştir. Ey ham cahil! Nasıl gösterirsin? Ömründe ayın aksini suda dahi görmedin ki! Ahmaklar başkan oldular, akıllılar da korkudan başlarını kilimin altına soktular.[6] |
|
Ey sultan! Bu söyleyişi kabul etmez ve itaat etmezse, o zaman ahmağın cevabı susmaktır.[7] |
| Dün biri diyordu: "Âlem sonradan olmadır; bu gökyüzü fânidir ve Hak, onun mirasçısıdır."
Bir felsefeci dedi: "Sonradan olduğunu nasıl biliyorsun? Yağmur, bulutun sonradan olduğunu nasıl bilir?" Değişen âlemden bir zerre dahi değilsin sen, güneşin sonradan olduğunu nasıl bilirsin? Pislikte gömülü bir kurtçuk, yerin sonunu ve başlangıcını nasıl bilir? Bunu taklit yoluyla babadan işittin; ahmaklıktan buna sarıldın. Bunun sonradan oluşuna delil nedir? Söyle. Yoksa sus; fazla söz söylemeyi isteme."[8] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Sırf taklitle yoldan çıkan bu adama: «Bir ilimde mahareti olan kimsenin, diğer ilimlerde de mahir olması lâzım gelmez. ... Her ilmin erbabı vardır. Kendi sahalarında ilerlemişler, başkalarını geçmişlerdir. Bazen bunlar başka ilimlerde cahil ve ahmak mevkiine düşerler. Eskilerin riyaziyat hakkındaki sözleri bir delile dayanır. İlâhiyata ait sözleri ise tahmindir. Bunu ancak tecrübe eden ve bu ilimle meşgul olan bilir» dense kulağına girmez, kabul etmez. Nefsinin galebesi, tembellik arzuları, kendini akıllı göstermekten hoşlanması gibi haller onu bütün ilimlerde felsefecilere iyi gözle bakmakta ısrar etmeğe sevkeder.[9] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 3719)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1390-1394)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 515-523)
- ↑ (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1435-1451)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1481)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2832-2837)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35