Güzel

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Halife Leyla'ya dedi: “O, sen misin? Mecnun senden dolayı mı perişan oldu ve kendini kaybetti?
Sen diğer güzellerden üstün değilsin!” -Leyla- dedi: “Sus! Zira sen Mecnun değilsin.”[1]

Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.

Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.

Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.

Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.

Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.

Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.

Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.[2]

Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.

Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.

Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.[3]

Halis altın ve kuyumcu için hain kalpazandan daha çok tehlike vardır.

Yusuflar, çirkinlerin kıskançlığından dolayı gizlidir; çünkü güzeller, düşmandan dolayı ateş içinde yaşar.

Yusuflar, kardeşlerin kıskançlığından dolayı kuyudadır; çünkü onlar kıskançlıktan Yusuf'u kurtlara verir.

Kıskançlıktan Mısırlı Yusuf'a ne oldu? Bu haset pusuda iri bir kurttur.[4]

Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.

Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.”

Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir;

-Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır.

Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.”

Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü;

O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez.

Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.[5]

O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,

Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.

Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.

Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.

Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür.

Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[6]

Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.

Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.

Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.

Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.

Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.

O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.

Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.

Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.

Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.

O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.

Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.

Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.

Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.

Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.

Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:

"Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[7]

Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır.

Düşman olmazsa, cihat imkânsızdır. Şehvetin yoksa emre uymak olmaz.

Arzun bulunmazsa sabır olmaz. Düşmanın bulunmazsa orduya ne ihtiyacın var?

Sakın! Kendini hadım etme, inzivaya çekilme; çünkü iffet şehvete bağlıdır.

Arzu olmadan arzudan menetmek mümkün değildir. Ölülere karşı savaş yapılamaz.

Hak, "Bağış yapın"[8] demiştir; öyleyse kazanç elde et; zira eski gelirsiz harcama olmaz.

"Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"Kazanın, sonra bağış yapın" diye oku.

Aynı şekilde Hak "Sabredin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir istek olmalı.

Öyleyse "Yiyin"[9] emri şehvet tuzağı içindir. Ondan sonra "İsraf etmeyin" emriyse iffettir.

Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/sabrın varlığı mümkün olmaz.

Senin sabretme zahmetin bulunmazsa, şart olmaz; o zaman karşılığı gelmez.

Ne güzeldir o şart; ne hoştur o karşılık, o gönül okşayan ve can katan karşılık!

Âşıkların sevinci ve üzüntüsü odur; hizmetin karşılığı ve ücreti de odur.

Sevgiliden başkası seyredilirse aşk değildir; boş sevdalıktır.

Aşk, alevlenince baki olan sevgiliden başke ne varsa hepsini yakan alevdir.

-Âşık- (yok) kılıcını Hak'tan başkasını öldürmek için kullanır. Bak, ondan sonra 'dan başka ne kalır?

İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey ortaklığı yakan büyük aşk, mutlu ol!

Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı gözün gördüğünden başka bir şey değildir.

Hayret! Onun aksetmesinden başka güzellik mi olur? Bedenin hareket etmesi, candan başka bir şeyle değildir.

Canında bozukluk olanın bedeni, balda tutsan da hoş olmaz.

Bunu, bir gün diri olup bu canın canının elinden bir kadeh alan kişi bilir.

Gözü o yüzleri görmemiş olan kişiye göre, bu duman sıcaklığı candır.

Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da adaletlidir.

O, Musa'nın yılanının sebâtını/gücünü görmediği için büyü iplerinde hayat olduğunu sanır.

Tatlı su içmemiş olan kuş, acı suda kol kanat çırpar.

Zıt, ancak zıddıyla tanınabilir; -kişi- yarayı görürse, okşamayı tanır.

Elest ülkesinin değerini bilmen için bu dünya önce gelmiştir, şüphesiz.

Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker evinde şükredersin.

Dersin ki "Orada toprağı eliyordum, bu temiz dünyadan kaçıyordum.

Keşke bundan önce ölseydim de korku içinde azabım az olsaydı."[10]

Güzellerin yüzündeki seni şaşırtan şey, üç renkli camdan yansıyan güneş ışığıdır.

Rengârenk camlar, o nuru bize böyle renkli gösteriyor.

Rengârenk camlar kalmayınca, o zaman renksiz ışık seni şaşırtır.

Işığı camsız görmeye alış ki cam kırılınca körlük olmasın.

Öğrenilmiş bilgiyle yetiniyorsun; başkasının kandiliyle gözünü aydınlattın.[11]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

Yaptığım işleri gözümün önüne getirdim. Onların en güzeli tedris ve ta´lim idi. Burada da ehemmiyetsiz, ahiret yoluna faidesi olmıyan bir takım ilimlerle meşgul olduğumu anladım. Sonra tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızası için olmadığını; mevki sahibi olmak, şan ve şeref kazanmak peşinde oluğuna kanaat getirdim.[12]
Şüphe götürmiyecek şekilde anladım ki, sofiye (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmetleri, şeriatın sırlarına vakıf olan ulemanın ilmi, daha faydalı bir şeyle tebdil etmek üzere bir araya gelseler buna imkân bulamazlar. Onların iç ve dış yaşayışlarındaki bütün harekât ve sekenât ehp nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yer yüzünde nübüvvet nurundan başka kendisiyle ziyalanacak bir ışık yoktur.[13]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 408-409)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1203-1209)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3630-3632)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1396-1399)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1536-1543)
  6. (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
  7. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
  8. Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."
  9. Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31
  10. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)
  11. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 988-992)
  12. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 66
  13. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 70-71