Vehim

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Kendisini define sanmakta olduğun şeyin zannıyla defineyi kaybediyorsun.

Sen vehmi ve düşünceleri yapı gibi bil. Yapıların olduğu yerde define olmaz.

Bayındır yapıda, varlık ve savaş vardır. Yok, varlardan utanç duyar.[1]

Beş duyu birbiriyle birleşmiştir; bu her beşi yüksek bir asıldan yetişmiştir.

Birinin gücü, kalanın gücü olur; her biri, geri kalana sakîlik eder.

Gözün görmesi, aşkı artırır; aşk, gözde doğruluğu artırır.

Doğruluk her hissin uyanmasıdır; duygulara zevk arkadaş olur.

Bir his ilerleyişte bağını çözdüğünde geriye kalan hisler hep değişir.

Bir his hissedilenlerden başkasını gördüğünde, gayb bütün hislere görünür.

Sürüden bir koyun ırmaktan sıçradığında, o zaman art arda hepsi öte yana sıçrar.

Duygu koyunlarını sür, “Yeşillikleri çıkardı” otlağında otlat.

Böylece orada sümbül ve reyhan otlar, hakikatler bahçesine yol alırlar.

Her hissin, hislerin habercisi olur; bu şekilde birer birer o cennete doğru gider.

Hisler senin hissine gerçek, mecaz ve dil olmaksızın sır söyler.

Çünkü bu hakikat yorulanablir ve bu vehimlenme hayallere düşürme kaynağıdır.

Apaçık olan hakikatin arasına hiçbir yorum sığmaz.[2]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

İlm-i yakın öyle bir bilgidir ki, onunla bilinen şeyler aslâ şek ve şüpheye mahal kalmıyacak şekilde açıkça anlaşılır. Böyle olan ilim, vehim ve yanılmaktan tamamen uzaktır. Kalben de bunun yanıldığına imkân ve ihtimal verilemez.Bilâkis bu ilm-i yakın hata ve zühulden o derece emin ve salim olmalıdır ki, bir insan çıkıp da bu ilmin batıl olduğu iddiasında bulunsa ve bunu isbat için de bir taşı altın'a, baston'u ejderha'ya çevirse bu keyfiyet o bilgi sahibini asla şek ve şüpheye sevketmez. Çünkü ben (on) sayısının (üç)den daha çok olduğunu bildiğim halde bana birisi, «hayır üç, on'dan daha büyüktür» dese ve delil olmak üzere «ben şu gördüğünüz değneği ejderha'ya çevireceğim» dese ve dediğini yapsa, be de bunu gözümle görsem, bu benim bilgimde hiçbir şek, şüphe meydana getirmez. Yalnız bu adam bunu nasıl yaptı diye hayrette kalırım.İlm-i yakın derecesinde bilmediğim malûmat, itimada şayan bir bilgi değildir. Kendisinde şek ve şüphe bulunan bir ilim İlm-i yakîn olamaz.[3]
Uyanık halde his veya akıl yolu ile inandığın şeylerin hepsinden nasıl emin olabilirsin? Vakıa senin o inancın yaşadığın haline nisbetle doğrudur. Fakat mümkündür ki, sana bir diğer hal ârız olur da o halin uyanıklık haline nisbeti, uyanıklık halinin uyku haline nisbeti gibi kalır. Artık ârız olan nisbetle uyanıklık halin uykudaki haline döner. Bir hal sana bir kere geldi mi aklın ile tevehhüm ettiğin her şeyin aslı olmıyan bir takım hayalâttan ibaret olduğunu kesin olarak anlarsın. Yahut bu hal ihtimal ki sofiyyenin iddia ettikleri haldir. Onlar kendilerinden geçip hislerini kaybettikleri zaman kendilerinin akıl yoluyla çözülmesi mümkün olmıyan bazı şeyleri müşahede ettiklerini söylerler. Ola ki bu hal ölüm halidir. Çünkü Resulullah (S. A. V.)«İnsanlar uyku halindedirler. Öldükleri zaman uyanırlar» buyurmuşlardır. Dünya hayatı ahirete nisbetle bir uyku sayılabilir. İnsan ölünce her şey ona dünya da gördüklerinden başka türlü görünür.[4]
Bütün bunlar, hayal gücünün (vehim) “önce”siz bir başlangıcın varlığını kavrayamayışından kaynaklanmaktadır. İşte hayal gücünün kendisinden ayrılamadığı bu “önce”nin biz gerçek bir şey olduğunu sanırız ki o da zamandır.[5]
Ona “Âlemin yüzeyinin ötesinde ne bir üst ne de ondan uzak bir boyut vardır” denildiğinde, hayal gücü, bunu kabule yanaşmaz. Tıpkı bunun gibi “Âlemin varoluşundan önce herhangi bir ‘önce’ yoktur, gerçek varlık odur” denildiğinde hayal gücü bunu kabule yanaşmaz.[6]
Öyleyse her ne kadar hayal gücü kabule yanaşmasa da doluluk ve boşluğun anlamsız olduğu kesinlikle ortaya çıkmış, âlemin ötesinde doluluk ve boşluğun bulunmadığı sâbit olmuştur. Aynı şekilde mekâna ilikin boyutun cisme bağlı olması gibi, zamana ilişkin boyutun da harekete bağlı olduğu söylenebilir. Zira mekâna ilişkin boyut cismin boyutlarının uzantısı olduğu gibi zaman da hareketin sürekliliğidir.[7]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2475-2476)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3222-3233)
  3. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 10
  4. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 19
  5. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.33
  6. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.34
  7. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.34