Yol
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Görünüşte “Yolda çevik ol” diyordu, ama etkisiyle ruha “Gevşek ol” diyordu. Gümüşün görünüşü ak ve yeniyse de, onunla el ve elbise kararır. Ateş her ne kadar kıvılcımlarıyla kırmızı yüzlü ise de, sen onun işindeki karartıcılığı gör. Şimşek, bakışta bir ışık görünse de özellik olarak görme duyusunu çalar.[1] |
|
Adam çok mal ve hilati gördü, aldandı, memleketinden ve çocuklarından ayrıldı. Adam sevinçle, padişahıncanına kastettiğinden habersiz, yola koyuldu. Arap atına bindi ve neşeyle sürdü. Kendi kan bedelini -sanki- hilat bildi. Ey yüz kabulle, bizzat kendi ayağıyla kötü kaderine doğru yola çıkan kişi! Hayalinde mülk, izzet ve büyüklük vardı. Azrail "Evet git, elde edersin" dedi.[2] |
| Bir mümin altın put bulsa, onu her putpereste nasıl bırakır? Bilakis alır, ateşe atıp eğreti şeklini yok eder. Böylece altında put şekli kalmaz, çünkü suret engel ve yol kesicidir. Putun altın özü, Hak vergisidir. Altın paradaki put şekli eğretidir.[3] |
|
Beş duyu birbiriyle birleşmiştir; bu her beşi yüksek bir asıldan yetişmiştir. Birinin gücü, kalanın gücü olur; her biri, geri kalana sakîlik eder. Gözün görmesi, aşkı artırır; aşk, gözde doğruluğu artırır. Doğruluk her hissin uyanmasıdır; duygulara zevk arkadaş olur. Bir his ilerleyişte bağını çözdüğünde geriye kalan hisler hep değişir. Bir his hissedilenlerden başkasını gördüğünde, gayb bütün hislere görünür. Sürüden bir koyun ırmaktan sıçradığında, o zaman art arda hepsi öte yana sıçrar. Duygu koyunlarını sür, “Yeşillikleri çıkardı” otlağında otlat. Böylece orada sümbül ve reyhan otlar, hakikatler bahçesine yol alırlar. Her hissin, hislerin habercisi olur; bu şekilde birer birer o cennete doğru gider. Hisler senin hissine gerçek, mecaz ve dil olmaksızın sır söyler. Çünkü bu hakikat yorulanablir ve bu vehimlenme hayallere düşürme kaynağıdır. |
|
Kâfir korkaktır, çünkü o dünyanın hâlinden zanla şüphe içinde yaşar. Yolda gider, menzili bilmez; gönlü kör kişi korkarak adım atar. Yolcu yolu bilmezse nasıl gider? Tereddütlerle ve kanlı gönülle gider. Biri, “Hey! Bu taraf yol değildir” dese o, korkuyla orada durup kalır. Uyanık gönlü yol bilse her hay huy kulağına hiç girer mi?[5] |
|
Dilden, şüpheden temiz olan göze kadar yüz binlerce yıllık -yol vardır- dersem, azdır.[6] |
|
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti, Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz. Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür. Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme. Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür. Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[7] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık. Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur. Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur. Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar. Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır. O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi. Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı. Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır. Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır. O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı. Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür. Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır. Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur. Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler. Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler: "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[8] |
|
İçten yakarır: "Ey Allah'ın! Verdiğini, verdim ve yoksul kaldım. Sermayemi temize ve kirliye döktüm.Ey sermaye veren padişah! Daha var mı?" Hak, buluta der: "Onu hoş yere götür. Sen de Ey Güneş! Onu yukarıya çek." Onu çeşitli yollara sürer,neticede onu sınırsız denize ulaştırır."[9] |
|
Demirci ocak başında değersiz elbise giyse, halkın önünde ihtişamı azalmaz. İlim öğrenmenin yolu sözdür; meslek öğrenmenin yolu iştir. Fakr/yoksulluk istersen, sohbetle gerçekleşir; ne dilin işe yarar, ne elin. Onun bilgisini, can candan alır; ne defter yoluyla alır, ne de dille.[10] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Şüphe götürmiyecek şekilde anladım ki, sofiye (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmetleri, şeriatın sırlarına vakıf olan ulemanın ilmi, daha faydalı bir şeyle tebdil etmek üzere bir araya gelseler buna imkân bulamazlar. Onların iç ve dış yaşayışlarındaki bütün harekât ve sekenât ehp nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yer yüzünde nübüvvet nurundan başka kendisiyle ziyalanacak bir ışık yoktur.[11] |
| Halkı saptıkları batıl yollardan doğru yola dâvet etmeğe kalkışsan bütün zamane adamları sana düşman kesilirler.[12] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 449-452)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 190-194)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2887-2890)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3222-3233)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 4025-4029)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 511)
- ↑ (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 217-220)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 1060-1063)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 70-71
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 88