Toprak
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Gönlün, sırrının mezarı olursa muradın daha kolay gerçekleşir. Peygamber, “Sırrını gizleyen muradıyla çabuk buluşur,” dedi. Tohum toprak içinde gizlenince, gizlenmesi bahçenin yeşillenmesine sebep olur. Altın ve gümüş gizli olmasalardı, madende nasıl oluşurlardı.[1] |
| Kâfirler üstünlük iddiasında maymun tabiatlıdır. Tabiat sinede bir afettir.
İnsanoğlu ne yaparsa, maymun da onu yapar; sürekli insanda gördüğünü yapar. “Ben onun gibi yaptım” zanneder. Farkı nasıl bilecek, bu husumet yanlısı? Bu emirden dolayı yapar, o ise husumet için. Husumet yanlılarının başına toprak dök. O münafık, emre uyanla birlikte husumet için namaza durur, niyaz için değil.[2] |
|
Yukarıda kuş, altında gölgesi toprak üzerinde kuş gibi kanat çırparak koşar. Bir aptal bu gölgenin avcısı olur, o kadar koşar ki güçsüz kalır, Bunun, havadaki kuşun aksi olduğundan habersiz; bu gölgenin aslının nerede olduğundan habersiz. Gölgeye ok atar, onu elde etmek için okluğu boşalır Ömür okluğu boşaldı; ömür gölge avında acelece koşmakla geçip gitti.[3] |
|
Toprağa ve balçığa bilgi ışığı vurdu; böylece toprak tohum kabul eder oldu. Toprak güvenilirdir. Ona ne ekersen hıyanet olmaksızın aynı cinsi alırsın.[4] |
|
Buğdayı toprak altına atarlar, sonra toprağından başaklar yaparlar. Onu daha sonra değirmende öğütürler; değeri artar ve cana can katan ekmek olur. Yine ekmeği dişlerle çiğnerler; akıl, can ve zeki anlayış olur. Yine o can aşkta yok olunca, ekinden sonra “Ekincilerin hoşlarına gidiyor” olur.[5] |
|
Duygu gören gözüne toprak saç; duygu gözü, aklın ve dinin düşmanıdır. Allah duygu gözünü kör diye isimlendirdi; ona putperest dedi; bizim zıddımız diye adlandırdı. Çünkü o köpük gördü, ama denizi görmedi; çünkü mevcut anı gördü, ama yarını görmedi. Yarının ve bulunulan anın efendisi, onun önünde; oysa bir hazineden mangırdan başka bir şey görmüyor.[6] |
| Bu aklın ileri görmesi mezara kadardır; gönül sahibininkiyse, Sûr'un üflenmesine kadardır.
Bu akıl mezar ve toprağı aşamaz; bu ayak, şaşılacak şeyler alanında yol alamaz. Bu ayak ve bu akıldan git, usan; gayb gözünü ara ve yararlan.[7] |
|
Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır. Düşman olmazsa, cihat imkânsızdır. Şehvetin yoksa emre uymak olmaz. Arzun bulunmazsa sabır olmaz. Düşmanın bulunmazsa orduya ne ihtiyacın var? Sakın! Kendini hadım etme, inzivaya çekilme; çünkü iffet şehvete bağlıdır. Arzu olmadan arzudan menetmek mümkün değildir. Ölülere karşı savaş yapılamaz. Hak, "Bağış yapın"[8] demiştir; öyleyse kazanç elde et; zira eski gelirsiz harcama olmaz. "Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"Kazanın, sonra bağış yapın" diye oku. Aynı şekilde Hak "Sabredin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir istek olmalı. Öyleyse "Yiyin"[9] emri şehvet tuzağı içindir. Ondan sonra "İsraf etmeyin" emriyse iffettir. Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/sabrın varlığı mümkün olmaz. Senin sabretme zahmetin bulunmazsa, şart olmaz; o zaman karşılığı gelmez. Ne güzeldir o şart; ne hoştur o karşılık, o gönül okşayan ve can katan karşılık! Âşıkların sevinci ve üzüntüsü odur; hizmetin karşılığı ve ücreti de odur. Sevgiliden başkası seyredilirse aşk değildir; boş sevdalıktır. Aşk, alevlenince baki olan sevgiliden başke ne varsa hepsini yakan alevdir. -Âşık- Lâ (yok) kılıcını Hak'tan başkasını öldürmek için kullanır. Bak, ondan sonra Lâ'dan başka ne kalır? İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey ortaklığı yakan büyük aşk, mutlu ol! Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı gözün gördüğünden başka bir şey değildir. Hayret! Onun aksetmesinden başka güzellik mi olur? Bedenin hareket etmesi, candan başka bir şeyle değildir. Canında bozukluk olanın bedeni, balda tutsan da hoş olmaz. Bunu, bir gün diri olup bu canın canının elinden bir kadeh alan kişi bilir. Gözü o yüzleri görmemiş olan kişiye göre, bu duman sıcaklığı candır. Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da adaletlidir. O, Musa'nın yılanının sebâtını/gücünü görmediği için büyü iplerinde hayat olduğunu sanır. Tatlı su içmemiş olan kuş, acı suda kol kanat çırpar. Zıt, ancak zıddıyla tanınabilir; -kişi- yarayı görürse, okşamayı tanır. Elest ülkesinin değerini bilmen için bu dünya önce gelmiştir, şüphesiz. Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker evinde şükredersin. Dersin ki "Orada toprağı eliyordum, bu temiz dünyadan kaçıyordum. Keşke bundan önce ölseydim de korku içinde azabım az olsaydı."[10] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| İşte bu, aklı zayıf olanların âdetidir. Hakk´ı adam ile tanırlar da adamı hak ile tanımazlar. Akıl sahibi olan kimse bu husuta akıllıların ulusu Hz. Ali (R. A.) e uyar. O şöyle buyurmuştur: «Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakk´ı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın» Şu haldeakıllı kimse hakkı tanır. Sonra işittiği söze bakar. O söz hak ise kabul eder, Söyleyen ister bozuk fikirli olsun, ister doğru fikirli hattâ çok defa sapık fikirlilerin sözlerinden hakikatı aramaya uğraşır. Bilir ki, altın madeninin çıktığı yer topraktır. Bir sarrafın kendi anlayışına itimadı oldukça kalpazanın kesesine elini sokup halis altını kalpından ayırarak çıkarmasında bir zarar düşünülemez. Kalpazanla muamelede ancak köylü zarar görür, sanatının ehli olan sarraf değil. Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, dualı ve efsulu ya´ni yılan tutmakta mahareti olan menedilmez. Hayatıma yemin ederim ki insanların çoğu hakk´ı batıldan doğruyu eğriden ayırmak hususunda kendilerinin mahir ve hâzık olduklarını zannederler. Bu itibarla mümkün olduğu kadar hepsini sapıkların kitaplarını mütalâa etmekten menetmek, kapıyı kapamak vacip olmuştur.[11] |
Diğer[düzenle]
| At first it was the temple that was the focus of whatever high culture there was. At the temples in ancient Sumeria, where urban life began in the fourth millennium BC, the work of controlling the local flooding and providing for the drought of the Mesopotamian alluvial plain was carried on under the learned priests, who in turn disposed of the surplus. It was they who sent out traders to bring in exotic goods necessary to the developing exploitation of the plain, fertile but lacking in minerals and even stone. When disputes arose with rival towns, perhaps over control of the trade, they organized the fighting men. But then as warfare became more elaborate -each town trying to outdo the others- military affairs and the general control of the town fell into the hands of non-priestly specialists: kings and their dependents. The royal court became a second focus of high culture alongside the temple, and was based like it upon agricultural production. Its revenue, in whatever form it took it, may be called taxes, which came chiefly from the land. Much more gradually, at last, the traders too became independent merchants, doing business on their own account and gaining enough profit to share, if more modestly and indirectly than temple or court, in the revenue of the land. When this happened, rich merchants too became patrons of the arts and the market became a third focus of high culture.[12] |
| In contrast to the Greeks, who colonised Sicily in order to gain direct control of its agricultural land and resources, the Phoenicians settled on the island because its location allowed them to dominate the newly established markets and trade routes in North Africa, Italy and Iberia.[13] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 175-178)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 281-285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 418-422)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 509-510)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3164-3167)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 1599-1602)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 3310-3312)
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 43-44
- ↑ Hodgson, Marshall G. S. (2009). The Venture of Islam, Volume 1. Chicago IL: University of Chicago Press. s. 106-107.
- ↑ Woolmer, Mark (2002). A Short History of the Phoenicians. London, New York: I.B.Tauris & Co. Ltd. s. 191.