"Felsefe" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 9 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
| + | (İng. ''philosophy'') | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
===Karl Marx'tan=== | ===Karl Marx'tan=== | ||
| − | + | {{:Marx 000001}} | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
=== Mevlânâ'dan === | === Mevlânâ'dan === | ||
{{:Mesnevi 000055}} | {{:Mesnevi 000055}} | ||
| − | |||
{{:Mesnevi 000028}} | {{:Mesnevi 000028}} | ||
| − | |||
{{:Mesnevi 000039}} | {{:Mesnevi 000039}} | ||
| − | |||
=== Hallac-ı Mansur'dan === | === Hallac-ı Mansur'dan === | ||
{{:Mansur:000004}} | {{:Mansur:000004}} | ||
| − | + | === İmam-ı Gazali'den === | |
| + | {{:Gazali:00008}} | ||
| + | {{:Gazali:00009}} | ||
| + | {{:Gazali:00010}} | ||
| + | {{:Gazali:00011}} | ||
| + | {{:Gazali:00012}} | ||
| + | {{:Gazali:00013}} | ||
| + | {{:Gazali:00017}} | ||
| + | {{:Gazali:00030}} | ||
| + | {{:Gazali:00031}} | ||
| + | {{:Gazali:00032}} | ||
| + | {{:Gazali:00042}} | ||
| + | ===Diğer=== | ||
| + | {{:Woolmer_000024}} | ||
| + | {{:Woolmer_000046}} | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
| − | + | <references/> | |
| + | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Hallac-ı Mansur]] | [[Category:Hallac-ı Mansur]] | ||
[Category:Marx]] | [Category:Marx]] | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
| + | [[Category:Fenike]] | ||
12.06, 19 Ekim 2021 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
(İng. philosophy)
Göndermeler[düzenle]
Karl Marx'tan[düzenle]
| “Die Philosophen haben die Welt nur verschieden interpretiert, es kömmt drauf an, sie zu verändern.”[1] |
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun. Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir. Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır. O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.” Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi. Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur. Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz. Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir. İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.[2] |
|
Altın işlemeli elbiseler dokumak; denizin dibinden inciler elde etmek; Hendese ilminin incelikleri veya yıldız, tıp ve felsefe ilmi; |
| Dün biri diyordu: "Âlem sonradan olmadır; bu gökyüzü fânidir ve Hak, onun mirasçısıdır."
Bir felsefeci dedi: "Sonradan olduğunu nasıl biliyorsun? Yağmur, bulutun sonradan olduğunu nasıl bilir?" Değişen âlemden bir zerre dahi değilsin sen, güneşin sonradan olduğunu nasıl bilirsin? Pislikte gömülü bir kurtçuk, yerin sonunu ve başlangıcını nasıl bilir? Bunu taklit yoluyla babadan işittin; ahmaklıktan buna sarıldın. Bunun sonradan oluşuna delil nedir? Söyle. Yoksa sus; fazla söz söylemeyi isteme."[4] |
Hallac-ı Mansur'dan[düzenle]
| “Başka delîl yok, yoktur başka delîl! Dikkat et ey alîl! Ve feylosof hikmetleri, Onun hikmeti yanında, kum tümseği gibi zelîl.”[5] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Birinci sınıf dehriler: Felsefecilerin en eskileridir ki,kâinatı tedbir ve idare eden kaadir bir yaratıcının varlığını inkâr ettiler. Ve dediler ki, bu âlem ötedenberi kendiliğinden varola gelmiştir. Onun varlığı bir yaratıcı tarafından değildir. O bizatihi var idi. Hayvan meniden, meni dehayvandan hasıl olmuştur. Bu eskiden böyle idi, bundan sonra da böylece devam edip gidecektir. Bu kısım felsefeciler zındıklardır.[6] |
| Riyaziye: hesap, hendese ve heyet ilimlerinden ibarettir. Bu ilimlerin müsbet veya menfi yönde dini işlere hiçbir suretle taallûku yoktur. Bunlar akli delillerle ispat olunan şeylerdir.[7] |
| Bu ilimlerle[8]uğraşan kimse, onlar da gördüğü inceliklere, kuvvetli delillere hayran kalır. Bu itibarla felsefe hakkında hüsn-i zan besler. Ve zanneder ki bütün ilimler vazıh olmakta ve kuvvetli delillere dayanmakta bu ilim gibidir.[9] |
| Sırf taklitle yoldan çıkan bu adama: «Bir ilimde mahareti olan kimsenin, diğer ilimlerde de mahir olması lâzım gelmez. ... Her ilmin erbabı vardır. Kendi sahalarında ilerlemişler, başkalarını geçmişlerdir. Bazen bunlar başka ilimlerde cahil ve ahmak mevkiine düşerler. Eskilerin riyaziyat hakkındaki sözleri bir delile dayanır. İlâhiyata ait sözleri ise tahmindir. Bunu ancak tecrübe eden ve bu ilimle meşgul olan bilir» dense kulağına girmez, kabul etmez. Nefsinin galebesi, tembellik arzuları, kendini akıllı göstermekten hoşlanması gibi haller onu bütün ilimlerde felsefecilere iyi gözle bakmakta ısrar etmeğe sevkeder.[10] |
| Bu âfet, islâm dininde samimi fakat cahil olan kimselerden doğmuştur. Bunlar İslâm dinine yardımın felsefeye ait bütün ilimleri inkâr etmekle mümkün olacağını zannettiler. Ve onların bu husustaki ilimlerini reddedip cahil olduklarını iddia ettiler.Hattâ güneşin, ayın tutulması hakkındaki sözlerini kabul etmediler. Bu gibi iddiaların şeriata muhalif olduğunu söylediler. Cahillerin bu inkârları, güneşin, ayın tutulması keyfiyetini, kati bir delille bilen bir kimsenin kulağına geçtiği zaman kendi delilinde şek ve şüpheye düşmez. Ancak İslâmın cehl üzere kurulduğu zannına kapılır. Bu suretlefelsefeye karşı sevgisi, İslâma karşı buğzu artar. Bu ilimleri kabul etmemekle İslâma yardım edeceklerini zannedenler, dine karşı büyük bir cinayet işlemişlerdir. Halbuki ne şeriat bu ilimleri gerek müsbet gerek menfi olarak reddetmiş, ne de bu ilimler din işlerine karşı taarruz halinde bulunmuşlardır.[11] |
| Felsefe ilminden sayılan mantığın ne müsbet, ne de menfi cihetten din ile ilgisi yoktur. O, delillerin, kıyasların, bürhanın mukaddimelerinin şartlarını, bunların terkip keyfiyetlerini, (hadd-i sahih) denilen ta´riflerin şartlarını ve onun nasıl tertip edileceğini, ilmin ya tasavvur veya tasdikten ibaret olduğunu, tâsavvuru bilmenin yolu «hadd-i tam» olduğunu; tasdiki bilmenin çâresi ise bürhan olduğunu inceler. Bunda inkâr edilmesi gereken bir cihet yoktur.[12] |
| İkinci âfet, o kitaplardaki sözleri kabul etmekten ileri gelen fenalıkdır. Felsefeye ait «İhvanussafa» ve benzeri kitapları okuyan kimseler, onların içinde Peygamberlere ait hikmetli sözleri mutasavvıfların fikirlerini görür, ekseriya kitapları beğenir ve kabul eder. Onlara karşı hüzn-i zan sahibi olur. Okuyup beğendiği sözlerin kendisinde bıraktığı müsbet intiba dolayısiyle ona karıştırılmış olan felsefecilerin batıl fikirlerini de hemen kabul etmekte bir mahzur görmez. İşte bu, batıla doğru bir nev´i istidraç (yaklaştırma)dır. Bu felâketten dolayı onları okumakta büyük mahzur vardır. Yüzmeyi iyi bilmeyenleri deniz kenarında dolaşmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi halka da yanlış fikirlerle dolu bu gibikitapları okutmamalıdır. Çocukları yılana dokunmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi, halkı da batıl fikirlerle doldurulmuş bu gibi karışık sözleri dinlemekten alıkoymak iktiza eder. Efsunlu kimsenin de küçük çocuğunuın kendisini taklid edeceğini «Ben de babam gibi yılana dokunabilirim» diyeceğini anlarsa onun yanında yılana el sürmemesi, bilâkis çocuğun yanında bizzat kendi korunarak ona yılandan korunmayı telkin etmesi icabeder. İşte hakikî âlimin de bu şekilde hareket etmesi lâzımdır.[13] |
| İmdi ben,akran ve emsallerinden zekâ ve anlayışça üstün olduğuna inanan birtakım kimseler gördüm.Bunlar, İslâm'ın ibadet olareak öngördüğü vazifeleri terk ediyor, dinin namaz kılmak ve yasaklardan kaçınmak türünden emirlerini küçümsüyor, şeriatın buyruklarını ve koyduğu sınırları önemsemiyor, onun "dur" dediği yerde durmayarak çeşitli zan ve şüphelerin etkisiyle din bağından tamamen sıyrılmış bulunuyorlardı. Bu konude onlar, "Allah'ın yolundan döndüren, onda eğrilik arayan ve aynı zamanda âhireti inkâr eden" [Hûd 11/19] bir topluluğu izliyorlardı.
Oysa bunların inkârlarının -Yahudi ve Hıristiyanlarınki gibi- duyum ve alışkanlıktan kaynaklanan taklitten başka bir dayanağı yoktur. Zira Yahudi ve Hıristiyanların çocukları İslâm dininin dışında yetişmişler, babaları ve ataları da aynı yolu izlemişlerdir. Din ve mezhepler üzerinde araştıma yapan bid`at ve keyfî görüş sahibi bir grup teorisyende olduğu gibi, onların da, doğru yoldan çıkaran şüphenin yol açtığı sürçmeden kaynaklanan teorik araştırmadan ve serap parıltısı gibi aldatıcı hallere kanmadan baika bir dayanakları yoktur. Onların inkâra sapmalarının esas kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflâtun, Aristoteles ve benzeri önemli isimleri duymuş olmaları; bu filozofları izleyen ve bu sebeple sapıtanlardan bir grubun, onların akıl güçlerini; yöntemlerinin güzelliğini; geometri, mantık, fizik ve metafizik hakkındaki bilgilerinin inceliğini; üstün zekâ ve anlayışa sahip oldukları için gizli meseleleri ortaya çıkarmada başkalarına baskın geldiklerini abartarak anlatmalarıdır. Onlar, bu filozofların, olgun akla ve birçok fazilete sahip olmakla birlikte, şeriatları ve inançları inkâr ettiklerine, din ve mezheplerin ayrıntılarını kabule yanaşmadıklarına, bunların oluşturulmuş kanunlar ve aldatıcı hilelerden ibaret olduğuna inandıkları yolunda bilgi naklettiler.[14] |
| İkinci kısım, [ filozofların] dinin ilkeleriyle asla çatışmayan ve peygamberlerin -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- doğruladığı şeylerle zorunlu bir ilgisi bulunmayan konular üzerine yaptıkları tartışmalardan ibarettir. Mesela, onların "Ay tutulması, Ay ışığını Güneş'ten aldığından, yerkürenin Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının kararması olayıdır. Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının kararması olayıdır. [Yani] yer yuvarlaktır ve gök onu her yandan kuşatmıştır. Ay yerin gölgesine rastlayınca Güneş ışığından yoksun kalır" şeklindeki görüşleri ile "Güneş tutulmasının anlamı, Ay'ın, bakan kimse ile Güneş arasına girmesi demektir; bu ise Ay ile Güneş'in aynı zamanda iki düğümde (ukdeteyn)[15] birleşmesiyle gerçekleşir" şeklindeki görüşleri gibi.
Biz bu tür bilgilerin (fenn) geçersiz kılınması üzerinde ayrıntılı olarak durmayacağız; çünkü bu hiçbir yarar sağlamaz. Kim ki bunu geçersiz kılmak için tartışmaya girişmenin dinin gereği olduğunu sanırsa, dine karşı suç işlemiş ve onu zaafa uğratmış olur. Zira [ astronomiye dair] bu meseleler, hiçbir şüpheye yer bırakmayan geometri ve matematik kanıtlara dayanmaktadır. Ay ve Güneş tutulmasının vaktini ve süresini sebepleriyle birlikte haber verecek kadar bu meseleleri iyi bilen ve delillerini inceleyen kimseye "Bu tavrın şeriata aykırıdır" denildiğinde, sözkonusu kimse kendi bilgisinden değil, şeriattan şüphe eder. Hâlbuki şeriatın öngörmediği bir yöntemle şeriata yardıma kalkışanın ona verdiği zarar, kendi yöntemiyle şeriata zarar vermek isteyenin ona vereceği zarardan daha büyüktür. Nitekim "Akıllı düşman câhil dosttan daha iyidir" denilmiştir.[16] |
| İşte bu [gibi meseleleri onlarla tartışmaktan vazgeçtik], çünkü âlem hakkında araştırma, onun yaratılmış veya ezelî oluşu üzerinde yürümektedir. Yaratılmışlığı sâbit olunca ister küre şeklinde, ister yayvan, ister altıgen veya sekizgen olsun, iddia ettikleri gibi gök ve altındakiler ister on üç, ister daha az veya daha çok tabakadan oluşsun fark etmez. Bu konular üzerinde durmanın, ilâhiyat bahisleriyle olan ilgisi, tıpkı soğanın kaç katı, narın kaç tanesi bulunduğu konusu üzerinde durmak gibidir. Amaç, nasıl olursa olsun, âlemin sadece Allah'ın fiili olduğunu vurgulamaktır.[17] |
| Zira her ne kadar hasım olan [ filozof ] cismin ezelîliğine inansa da hayal gücü onun sonradan yaratıldığını düşünmekten geri duramaz. Biz [ kelâmcılar ] her ne kadar cismin yaratılmış olduğuna inansak da hayal gücümüz bazen onun [ezel|ezelî]] olduğunu düşünmekten geri duramaz.[18] |
Diğer[düzenle]
| Although the classical sources record that there were a great number of lengthy Phoenician treatises exploring a diversity of subjects (including history, philosophy, law, religion, natural history and economics), not a single fragment of these texts has survived in its original form.[19] |
| Byc.350, the number of Phoenician expatriates living in Athens had increased so much that Xenophon could plausibly represent them as a distinct multilingual and acculturated community (Ways and Means, 2.3–6). A situation which is also attested in the Athenian decrees honouring a group of Sidonian merchants in 367 (IG II–III ² 141) and a group of Kition merchants in 333 (IG II–III ² 337). This community included simple brokers like Pythodo̅ros who was active in Athens in around 394 (Isocrates, 17.4), great money-lenders such as Therodo̅ros (Demosthenes, 34.6), and renowned personalities like Zeno of Kition who founded the Stoic school of philosophy in 301 (Diogenes Laertius, Xeno, 16; 38).[20] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Karl Marx (1845), Thesen über Feuerbach
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3277-3285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1514-1516)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2832-2837)
- ↑ Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.75
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 31
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 34
- ↑ Riyaziye ile, yani hesap, hendese ve heyet ilimleriyle. [DrOS]
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 36
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 37
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 46-47
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.1-2
- ↑ Ay'ın tutulma düzlemini kestiği çap karşıtı iki noktaya "iki düğüm(ukdeteyn)" denmektedir.
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.6-7
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.8
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.36
- ↑ Woolmer, Mark (2002). A Short History of the Phoenicians. London, New York: I.B.Tauris & Co. Ltd. s. 77.
- ↑ Woolmer, Mark (2002). A Short History of the Phoenicians. London, New York: I.B.Tauris & Co. Ltd. s. 186-187.
[Category:Marx]]