Arzu
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Bu dil, taş ve demir gibidir. Dilden sıçrayan, ateş gibidir. Bazen rivayet ve bazen laf olsun diye taş ve demiri boş yere birbirine vurma. Çünkü karanlık var ve her taraf pamuk tarlası. Pamuk arasında kıvılcım nasıl olur? Gözünü kapatıp o sözlerle dünyayı yakan topluluk zalimdir. Bir söz bir âlemi yok eder, ölü tilkileri aslan eder. Canlar, asılları itibariyle İsa nefeslidir. Bir zaman yaradırlar, bir zaman merhem. Canlardan perde kalksaydı, her canın sözü İsa gibi olurdu. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, ihtirasla bu helvayı yeme. Sabır akıllı kişilerin yumruklarıdır.Çocukların arzusu helvadır. |
|
Bir adam dört kişiye bir dirhem verdi. Biri, “Bunu engûra vereyim” dedi. Diğer biri Araptı “Hayır, ben ineb istiyorum, Ey düzenci!” dedi. Biri Türk'tü ve “Bu, benim; ben ineb istemiyorum, üzüm istiyorum” dedi Bir Rum, “Bu konuşmayı bırakın. İstâfil istiyoruz” dedi. O kişiler çekişerek savaşa girişti; çünkü adların sırrından habersizdiler. Aptallıkla birbirlerini yumrukladılar; cahillikle dolu ve bilgiden boştular. Bir sır sahibi, yüz dilli bir aziz kişi bulunsaydı onları barıştırırdı. Sonra o derdi: “Ben, bu bir dirhemle hepinizin arzusunu veriyorum. Gönlünüzü hilesiz olarak teslim ederseniz, bu dirheminiz birkaç iş yapar. Bir dirheminiz, dört olur; istek, tamamdır. Dört düşman birleşerek bir olur. Her birinizin dediği, savaş ve ayrılık doğurur; benim sözüm, sizi birleştirir. Öyleyse siz susun. Susunuz da, konuşmada sizin diliniz ben olayım.” Sözünüz bir biçimde görünse de, tesir olarak kavga ve öfke kaynağıdır.[2] |
| Akla sarhoşluk sadece şarap değildir; arzuya bağlı şey, gözü ve kulağı kapatır.[3] |
|
Kaz hırstır; horoz şehvettir; makam tavus gibidir; kargaysa arzu. Karganın arzusu ümitli olmaktır; ebedî olmayı veya uzun ömrü umar.[4] |
|
Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır. Düşman olmazsa, cihat imkânsızdır. Şehvetin yoksa emre uymak olmaz. Arzun bulunmazsa sabır olmaz. Düşmanın bulunmazsa orduya ne ihtiyacın var? Sakın! Kendini hadım etme, inzivaya çekilme; çünkü iffet şehvete bağlıdır. Arzu olmadan arzudan menetmek mümkün değildir. Ölülere karşı savaş yapılamaz. Hak, "Bağış yapın"[5] demiştir; öyleyse kazanç elde et; zira eski gelirsiz harcama olmaz. "Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"Kazanın, sonra bağış yapın" diye oku. Aynı şekilde Hak "Sabredin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir istek olmalı. Öyleyse "Yiyin"[6] emri şehvet tuzağı içindir. Ondan sonra "İsraf etmeyin" emriyse iffettir. Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/sabrın varlığı mümkün olmaz. Senin sabretme zahmetin bulunmazsa, şart olmaz; o zaman karşılığı gelmez. Ne güzeldir o şart; ne hoştur o karşılık, o gönül okşayan ve can katan karşılık! Âşıkların sevinci ve üzüntüsü odur; hizmetin karşılığı ve ücreti de odur. Sevgiliden başkası seyredilirse aşk değildir; boş sevdalıktır. Aşk, alevlenince baki olan sevgiliden başke ne varsa hepsini yakan alevdir. -Âşık- Lâ (yok) kılıcını Hak'tan başkasını öldürmek için kullanır. Bak, ondan sonra Lâ'dan başka ne kalır? İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey ortaklığı yakan büyük aşk, mutlu ol! Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı gözün gördüğünden başka bir şey değildir. Hayret! Onun aksetmesinden başka güzellik mi olur? Bedenin hareket etmesi, candan başka bir şeyle değildir. Canında bozukluk olanın bedeni, balda tutsan da hoş olmaz. Bunu, bir gün diri olup bu canın canının elinden bir kadeh alan kişi bilir. Gözü o yüzleri görmemiş olan kişiye göre, bu duman sıcaklığı candır. Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da adaletlidir. O, Musa'nın yılanının sebâtını/gücünü görmediği için büyü iplerinde hayat olduğunu sanır. Tatlı su içmemiş olan kuş, acı suda kol kanat çırpar. Zıt, ancak zıddıyla tanınabilir; -kişi- yarayı görürse, okşamayı tanır. Elest ülkesinin değerini bilmen için bu dünya önce gelmiştir, şüphesiz. Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker evinde şükredersin. Dersin ki "Orada toprağı eliyordum, bu temiz dünyadan kaçıyordum. Keşke bundan önce ölseydim de korku içinde azabım az olsaydı."[7] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Asıl yardılışın hakikatı ile anne ve babayı, üstad'ı taklid etmekle meydana gelen arızî akıdelerin hakikatini araştırmayı arzu ettim. Evvelleri telkinattan ibaret olan bu taklitleri birbirinden ayırmak hususunda kalbimde bir arzu belirdi. Halbuki bunlarda hakkı batıldan tefrik ve temyiz etmek hususunda birçok ihtilâflar vardır. (Bunun içinden nasıl çıkılır diye) kendi kendime düşündüm ve dedim ki, benim yegâne arzum, işlerin hakikatini bilmektir. Binaenaleyh ilmin hakikatini aramak behemhal lâzımdır.[8] |
| Sırf taklitle yoldan çıkan bu adama: «Bir ilimde mahareti olan kimsenin, diğer ilimlerde de mahir olması lâzım gelmez. ... Her ilmin erbabı vardır. Kendi sahalarında ilerlemişler, başkalarını geçmişlerdir. Bazen bunlar başka ilimlerde cahil ve ahmak mevkiine düşerler. Eskilerin riyaziyat hakkındaki sözleri bir delile dayanır. İlâhiyata ait sözleri ise tahmindir. Bunu ancak tecrübe eden ve bu ilimle meşgul olan bilir» dense kulağına girmez, kabul etmez. Nefsinin galebesi, tembellik arzuları, kendini akıllı göstermekten hoşlanması gibi haller onu bütün ilimlerde felsefecilere iyi gözle bakmakta ısrar etmeğe sevkeder.[9] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1599-1603)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3667-3679)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 3612)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 44-45)
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 14
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35