"İş" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 45 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 2. satır: | 2. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
===Atasözü=== | ===Atasözü=== | ||
| − | + | {{:AS00001}} | |
| − | === | + | === Mevlânâ'dan === |
| − | + | {{:Mesnevi 000168}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000091}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000159}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000199}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000087}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000013}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000093}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000134}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000172}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000176}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000177}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000167}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000173}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000130}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000203}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000133}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000140}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000078}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000119}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000086}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000079}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000209}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000224}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000225}} | |
| − | + | === İmam-ı Gazali'den === | |
| − | + | {{:Gazali:00020}} | |
| − | + | ===Diğer=== | |
| − | + | {{:Hodgson 000001}} | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
| + | [[Category:Atasözü]] | ||
| + | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
| − | |||
09.59, 2 Ekim 2021 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
ayrıca, bknz. iş bölümü
Göndermeler[düzenle]
Atasözü[düzenle]
| Acele işe şeytan karışır. |
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Görünüşte “Yolda çevik ol” diyordu, ama etkisiyle ruha “Gevşek ol” diyordu. Gümüşün görünüşü ak ve yeniyse de, onunla el ve elbise kararır. Ateş her ne kadar kıvılcımlarıyla kırmızı yüzlü ise de, sen onun işindeki karartıcılığı gör. Şimşek, bakışta bir ışık görünse de özellik olarak görme duyusunu çalar.[1] |
|
Şeytan insana kötülük için gelir. Sana gelmez, çünkü şeytandan daha kötüsün. Sen insan oldukça, şeytan peşinden koşardı, sana şarap tattırırdı. Sen şeytanlık huyunda sağlamlaşınca, kötü işli şeytan senden kaçar. Senin eteğine asılan, böyle olunca senden kaçar.[2] |
|
İster iki ayaklı, ister dört ayaklı olsun, bir tane kesen iki ağızlı makas gibi yol alır. O iki ortak çamaşırcıya bak, görünüşte onunla bunun ihtilafı vardır. Biri çamaşırı suya sokar, diğer ortak onu kurular. O, kuru çamaşırı tekrar ıslatır. Sanki kavgayla tersini yapmaktadır. Fakat kavga görüntüsündeki bu iki zıt, hoşnutluk içinde bir gönül ve bir iştir.[3] |
|
Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür. Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur. Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.[4] |
|
Herkes kendi kavmine/çevresine yardım eder; ahmaklar iş yaptım sanır.[5] |
| Ruh ilimle ve akılla dosttur. Ruhun Arapça ve Türkçe ile ne işi vardır?[6] |
|
İnsanların yerinde ev yapma; kendi işini yap, yabancının işini yapma.[7] |
|
Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar? Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda. Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez. Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar: “Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi. Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir. Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır. Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın. Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi. Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[8] |
|
Hamal, ağır yüke koşar; yükü başkalarından kapar. Hamalların, yük için savaşını gör; iş görenin çalışması böyledir. |
|
Mekânın,mekânsız âleme yolu olsaydı, ben şeyhler gibi dükkânda bulunurdum.[10] |
|
Çocuklar oyunda dükkân yaparlar; zaman geçirmenin dışında kârı olmaz. |
|
Bir adam dört kişiye bir dirhem verdi. Biri, “Bunu engûra vereyim” dedi. Diğer biri Araptı “Hayır, ben ineb istiyorum, Ey düzenci!” dedi. Biri Türk'tü ve “Bu, benim; ben ineb istemiyorum, üzüm istiyorum” dedi Bir Rum, “Bu konuşmayı bırakın. İstâfil istiyoruz” dedi. O kişiler çekişerek savaşa girişti; çünkü adların sırrından habersizdiler. Aptallıkla birbirlerini yumrukladılar; cahillikle dolu ve bilgiden boştular. Bir sır sahibi, yüz dilli bir aziz kişi bulunsaydı onları barıştırırdı. Sonra o derdi: “Ben, bu bir dirhemle hepinizin arzusunu veriyorum. Gönlünüzü hilesiz olarak teslim ederseniz, bu dirheminiz birkaç iş yapar. Bir dirheminiz, dört olur; istek, tamamdır. Dört düşman birleşerek bir olur. Her birinizin dediği, savaş ve ayrılık doğurur; benim sözüm, sizi birleştirir. Öyleyse siz susun. Susunuz da, konuşmada sizin diliniz ben olayım.” Sözünüz bir biçimde görünse de, tesir olarak kavga ve öfke kaynağıdır.[12] |
|
Ey oğul! Kimi istekli görürsen, onun dostu ol; önünde başını eğ. Çünkü isteklilerin civarında olmakla istekli olursun; galip gelenlerin gölgesinde bulunmakla galip olursun. Bir karınca Süleymanlık isterse, onun arayışına hafif hafif bakma. Mal ve meslekten senin neyin varsa önce istek ve bir düşünce değil miydi?[13] |
|
Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin ticaretinde ne kâr vardır, ne de ziyan. Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur. Çünkü bütün işler ümit üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun. Burada ümitten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir. Boyunları çalışmaktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, ümit ve beklentidir. Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk ümit ve beklentisiyle koşar.[14] |
|
“Zeyd öldü” cümlesinde Zeyd özne olsa da öznee değildir; çünkü o, iş yapamaz. O dilbilgisi terimiyle öznedir; yoksa o nesnedir; ölüm, onun katilidir. Neyi yapandır? Zira o öldürüldü; bütün iş yapıcılık ondan uzaklaştı.[15] |
|
Fiille öğüt, halkı daha çok çeker; Çünkü her kulağı bulunanın ve sağır olanın canına erişir. İşle öğütte, emretme düşüncesi yoktur; onun halkı etkilemesi güçlüdür.[16] |
|
Düşüncede ilk olan, işte sonra ortaya çıkar; özellikle de ezel vasfı bulunan düşünce olursa.[17] |
|
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti, Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz. Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür. Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme. Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür. Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[18] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık. Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur. Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur. Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar. Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır. O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi. Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı. Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır. Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır. O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı. Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür. Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır. Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur. Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler. Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler: "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[19] |
|
Ey kerem sahipleri! Mescid-i Aksâ yapın. Zira Süleyman tekrar geldi; vesselâm. Cinler ve periler bundan geri durursa, melekler hepsini çembere alır. Süleyman gibi ol da, cinlerin senin köşkün için taş kessin. Süleyman gibi vesvesesiz ve hilesiz ol; o zaman cin ve dev buyruğuna uyar. Senin yüzüğün bu gönüldür; dikkat et de, yüzük cinin avı olmasın. O zaman cin, yüzükle senin üzerinde sürekli Süleymanlık eder. Sakın! Vesselâm. Ey gönül! O Süleymanlık ortadan kalkmamıştır; senin başında ve kalbinde Süleymanlık edici vardır. Cin de bir zaman Süleymanlık eder; fakat her dokumacı nasıl atlas dokur? Elini onun eli gibi hareket ettirir, ancak onların arasında iyice fark vardır.[20] |
|
İhsan sahipleri yüz bağış, cömertlik ve iyilikle altın biriktirip şairleri bekler. Onlara göre bir şiir, yüz kumaş yükünden daha iyidir; özellikle de derinden inci çıkaran şair olursa, İnsan ilk olarak ekmeğe hırs duyar; çünkü azık ve ekmek canın direğidir. -İnsan- hırs ve isteğinden kazanca doğru, gaspa ve yüz hileye doğru canını avucuna koyup çabalar. Nadir olarak ekmeğe ihtiyacı olmadığında üne ve şairlerin övgüsüne âşıktır; Soyunu ve işlerini yüceltsinler, onun üstünlüğünü anlatmak için kürsüler kursunlar diye; Haşmeti ve altın bağışlaması, konuşmalara amber gibi koku versin diye.[21] |
|
İnek, kasaplardan haberdar olsaydı, onların peşinde o dükkâna nasıl giderdi? Veya onların avucundan ot yer miydi veya okşamalarıyla onlara süt verir miydi? Yeseydi, otun amacından haberdar olsaydı o otu nasıl hazmederdi? Öyleyse bu dünyanın direği bizatihi gaflettir. Devlet nedir? Bu "dev (koş)", "let (dayak)" ile birliktedir. Öncesinde koş, koş; sonunda dayak ye; bu viranede eşek ölümünden başka bir şey yoktur. Senin elinle ciddiyetle tutuğun işin ayıbı şimdi sana örtülüdür. Allah, ayıbını senden gizlediği için kendini işine verebiliyorsun. Aynı şekilde hararetle bağlı bulunduğun düşüncenin ayıbı senden gizlidir. Onun ayıbı ve çirkinliği sana aşikâr olsaydı canın, ondan âlemin bir ucundan diğer ucuna kaçardı. Sonuçta kendisinden pişman olacağın durum, öncesinde bu şekilde olsa ona nasıl koşarsın?[22] |
|
Tuzak gibi habersiz av yakalar. Tuzağın, işin amacından ne bilgisi vardır?[23] |
|
Ancak iş diliyle de oku. Ey değerli kişi! Çünkü söz dili zayıftır.[24] |
|
Demirci ocak başında değersiz elbise giyse, halkın önünde ihtişamı azalmaz. İlim öğrenmenin yolu sözdür; meslek öğrenmenin yolu iştir. Fakr/yoksulluk istersen, sohbetle gerçekleşir; ne dilin işe yarar, ne elin. Onun bilgisini, can candan alır; ne defter yoluyla alır, ne de dille.[25] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| Yaptığım işleri gözümün önüne getirdim. Onların en güzeli tedris ve ta´lim idi. Burada da ehemmiyetsiz, ahiret yoluna faidesi olmıyan bir takım ilimlerle meşgul olduğumu anladım. Sonra tedris hakkındaki niyetimi yokladım. Onun da Allah rızası için olmadığını; mevki sahibi olmak, şan ve şeref kazanmak peşinde oluğuna kanaat getirdim.[26] |
Diğer[düzenle]
| At first it was the temple that was the focus of whatever high culture there was. At the temples in ancient Sumeria, where urban life began in the fourth millennium BC, the work of controlling the local flooding and providing for the drought of the Mesopotamian alluvial plain was carried on under the learned priests, who in turn disposed of the surplus. It was they who sent out traders to bring in exotic goods necessary to the developing exploitation of the plain, fertile but lacking in minerals and even stone. When disputes arose with rival towns, perhaps over control of the trade, they organized the fighting men. But then as warfare became more elaborate -each town trying to outdo the others- military affairs and the general control of the town fell into the hands of non-priestly specialists: kings and their dependents. The royal court became a second focus of high culture alongside the temple, and was based like it upon agricultural production. Its revenue, in whatever form it took it, may be called taxes, which came chiefly from the land. Much more gradually, at last, the traders too became independent merchants, doing business on their own account and gaining enough profit to share, if more modestly and indirectly than temple or court, in the revenue of the land. When this happened, rich merchants too became patrons of the arts and the market became a third focus of high culture.[27] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 449-452)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 1874-1877)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3080-3084)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3630-3632)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(1. kitap, 3719)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 56)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 261)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 726-735)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1824-1826)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 2374)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 2584-2585)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3667-3679)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(3. kitap, 1445-1448)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap,3088-3093)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3682-3684)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 487-488)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 529)
- ↑ (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1145-1154)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1186-1192)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1326-1335)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 397)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 1044)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 1060-1063)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 66
- ↑ Hodgson, Marshall G. S. (2009). The Venture of Islam, Volume 1. Chicago IL: University of Chicago Press. s. 106-107.