"Düşünce" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 21. satır: | 21. satır: | ||
{{:Mesnevi 000019}} | {{:Mesnevi 000019}} | ||
| − | + | {{:Mesnevi 000139}} | |
| − | + | ||
| − | + | ||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
Düşüncede [[ilk]] olan, [[iş]]te [[son]]ra ortaya çıkar; özellikle de [[ezel]] vasfı bulunan düşünce olursa.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 529)</ref> | Düşüncede [[ilk]] olan, [[iş]]te [[son]]ra ortaya çıkar; özellikle de [[ezel]] vasfı bulunan düşünce olursa.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 529)</ref> | ||
---- | ---- | ||
10.54, 13 Eylül 2011 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
|
Şu üçünü açıklamakta dudağını hareket ettirme: Geliş gidişinden, parandan ve düşüncenden -söz etme- |
|
Kendisini define sanmakta olduğun şeyin zannıyla defineyi kaybediyorsun. Sen vehmi ve düşünceleri yapı gibi bil. Yapıların olduğu yerde define olmaz. Bayındır yapıda, varlık ve savaş vardır. Yok, varlardan utanç duyar.[2] |
|
Manayı anlatış kâfi olsaydı, dünya halkı işsiz ve manasız olurdu. Sevgi -sadece- düşünce ve mana olsaydı, senin orucunun ve namazının sureti olmazdı.[3] |
|
Aslan bu düşünceyle gülüşü açığa vuruyordu: Aslanın gülümsemelerine güvenme. Dünya malı Hakk'ın gülümsemeleridir; bizi serhoş, gururlu ve perişan eder.[4] |
|
Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun. Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir. Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır. O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.” Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi. Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur. Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz. Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir. İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.[5] |
|
Gönüllerini parlatanlar, renk ve kokudan kurtuldu; her an durmaksızın güzellik görürler. Bilimin şeklini ve kabuğunu bıraktılar, görerek kesin inanma sancağını yükseltmişlerdir. Fikir gitti, aydınlık buldular; tanıklığın kaynağını ve denizini buldular.[6] |
|
Beyin ve gönül olmadan düşünceyle doluydular; ordusuz ve savaşsız zafere erdiler. O apaçık görme, onlara göre düşüncedir; yoksa uzak olanlara göre görmektir. Düşünce, geçmiş ve gelecekten olur. Bu ikisinden kurtulunca güçlük çözülür. Her nitelikliyi niteliksizken görmüşlerdir. Madenden önce gerçeği ve sahteyi görmüşlerdir.[7] |
|
Yine diyordu: “İhtiyat, senin kötü düşünmendir. Kötü düşünceli olmayan, nasıl sağlam kalır?”[8] |
|
Düşünceyi kapıp götürmesi için hayret gerekir; hayret, fikri ve zikri yer.[9] |
| Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.
Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.” Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir; -Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır. Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.” Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü; O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez. Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.[10] |
|
Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler. Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır. Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey! Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et. Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.[11] |
Düşüncede ilk olan, işte sonra ortaya çıkar; özellikle de ezel vasfı bulunan düşünce olursa.[12]
Çünkü heves, hırs doludur ve bulunduğu anı görür; aklın düşüncesi, dün günüdür.[13]
|
İnek, kasaplardan haberdar olsaydı, onların peşinde o dükkâna nasıl giderdi? Veya onların avucundan ot yer miydi veya okşamalarıyla onlara süt verir miydi? Yeseydi, otun amacından haberdar olsaydı o otu nasıl hazmederdi? Öyleyse bu dünyanın direği bizatihi gaflettir. Devlet nedir? Bu "dev (koş)", "let (dayak)" ile birliktedir. Öncesinde koş, koş; sonunda dayak ye; bu viranede eşek ölümünden başka bir şey yoktur. Senin elinle ciddiyetle tutuğun işin ayıbı şimdi sana örtülüdür. Allah, ayıbını senden gizlediği için kendini işine verebiliyorsun. Aynı şekilde hararetle bağlı bulunduğun düşüncenin ayıbı senden gizlidir. Onun ayıbı ve çirkinliği sana aşikâr olsaydı canın, ondan âlemin bir ucundan diğer ucuna kaçardı. Sonuçta kendisinden pişman olacağın durum, öncesinde bu şekilde olsa ona nasıl koşarsın?[14] |
İmam-ı Gazali'den
| İşte bu, aklı zayıf olanların âdetidir. Hakk´ı adam ile tanırlar da adamı hak ile tanımazlar. Akıl sahibi olan kimse bu husuta akıllıların ulusu Hz. Ali (R. A.) e uyar. O şöyle buyurmuştur: «Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakk´ı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın» Şu haldeakıllı kimse hakkı tanır. Sonra işittiği söze bakar. O söz hak ise kabul eder, Söyleyen ister bozuk fikirli olsun, ister doğru fikirli hattâ çok defa sapık fikirlilerin sözlerinden hakikatı aramaya uğraşır. Bilir ki, altın madeninin çıktığı yer topraktır. Bir sarrafın kendi anlayışına itimadı oldukça kalpazanın kesesine elini sokup halis altını kalpından ayırarak çıkarmasında bir zarar düşünülemez. Kalpazanla muamelede ancak köylü zarar görür, sanatının ehli olan sarraf değil. Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, dualı ve efsulu ya´ni yılan tutmakta mahareti olan menedilmez. Hayatıma yemin ederim ki insanların çoğu hakk´ı batıldan doğruyu eğriden ayırmak hususunda kendilerinin mahir ve hâzık olduklarını zannederler. Bu itibarla mümkün olduğu kadar hepsini sapıkların kitaplarını mütalâa etmekten menetmek, kapıyı kapamak vacip olmuştur.[15] |
| İkinci âfet, o kitaplardaki sözleri kabul etmekten ileri gelen fenalıkdır. Felsefeye ait «İhvanussafa» ve benzeri kitapları okuyan kimseler, onların içinde Peygamberlere ait hikmetli sözleri mutasavvıfların fikirlerini görür, ekseriya kitapları beğenir ve kabul eder. Onlara karşı hüzn-i zan sahibi olur. Okuyup beğendiği sözlerin kendisinde bıraktığı müsbet intiba dolayısiyle ona karıştırılmış olan felsefecilerin batıl fikirlerini de hemen kabul etmekte bir mahzur görmez. İşte bu, batıla doğru bir nev´i istidraç (yaklaştırma)dır. Bu felâketten dolayı onları okumakta büyük mahzur vardır. Yüzmeyi iyi bilmeyenleri deniz kenarında dolaşmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi halka da yanlış fikirlerle dolu bu gibikitapları okutmamalıdır. Çocukları yılana dokunmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi, halkı da batıl fikirlerle doldurulmuş bu gibi karışık sözleri dinlemekten alıkoymak iktiza eder. Efsunlu kimsenin de küçük çocuğunuın kendisini taklid edeceğini «Ben de babam gibi yılana dokunabilirim» diyeceğini anlarsa onun yanında yılana el sürmemesi, bilâkis çocuğun yanında bizzat kendi korunarak ona yılandan korunmayı telkin etmesi icabeder. İşte hakikî âlimin de bu şekilde hareket etmesi lâzımdır.[16] |
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1048-1049)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2475-2476)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2623-4)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3038-3039)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3277-3285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3491-3493)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 174-177)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 231)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1116)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1536-1543)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3488-3492)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 529)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1259)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1326-1335)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 43-44
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 46-47