"Nefis" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 12 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
 
==Göndermeler==
 
==Göndermeler==
 
=== Mevlânâ'dan ===
 
=== Mevlânâ'dan ===
[1/1481] Hakk'ın yaptığını, bizim yaptığımızı; her ikisini de gör. Bizim yaptığımızı var bil; açıktır bu.
+
{{:Mesnevi 000135}}
  
[1/1482] Ortada insanların fiili yoksa o zaman kimseye “Niçin böyle yaptın?” deme.
+
{{:Mesnevi 000007}}
  
[1/1483] Hakk'ın yaratması, bizim fiillerimizi var ediyor. Bizim fiilimiz, Allah'ın yaratmasının eseridir.
+
{{:Mesnevi 000012}}
  
{{:Mesnevi 000007}}
+
{{:Mesnevi 000014}}
  
{{:Mesnevi 000012}}
+
{{:Mesnevi 000134}}
  
[2/1540] [[Akıl]], özelliğinden dolayı akıbeti görür. Nefis, sonu görmez.
+
{{:Mesnevi 000189}}
  
[2/1541] Nefse mağlup olan [[akıl]], nefis olur. Müşteri/saadet yıldızı, Zühal'e/[[uğursuzluk]] yıldızına yenilince [[uğursuz]] olur.
+
{{:Mesnevi 000050}}
  
[2/1542] Yine bu [[uğursuzluk]] içinde, bu bakışını çevir; seni [[uğursuz]] yapana bak.
+
{{:Mesnevi 000217}}
 +
=== İmam-ı Gazali'den ===
 +
{{:Gazali:00005}}
  
[2/1543] Bu gelgite bakan bakış, [[uğursuzluk]]tan [[saadete]] doğru yol açar.
+
{{:Gazali:00011}}
----
 
[3/2550] -Nefsin- yüz [[dil]]i ve her [[dil]]inin yüz lügati vardır; hilesi ve düzeni anlatılamaz.
 
  
 +
{{:Gazali:00018}}
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 +
[[Category:Gazali]]
 
[[Category:Mevlânâ]]
 
[[Category:Mevlânâ]]

17.37, 19 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Hakk'ın yaptığını, bizim yaptığımızı; her ikisini de gör. Bizim yaptığımızı var bil; açıktır bu.

Ortada insanların fiili yoksa o zaman kimseye “Niçin böyle yaptın?” deme.

Hakk'ın yaratması, bizim fiillerimizi var ediyor. Bizim fiilimiz, Allah'ın yaratmasının eseridir.[1]

Senin gizlide cüzî aklın var, dünyada bir aklı olgun kişi ara.

Senin parçan onun bütününden bir bütün olur. Küllî akıl nefise boyun bağı gibidir.[2]

Çünkü bir akıl, bir akılla birleşince kötü fiile ve kötü davranışa mani olur.

Nefis başka bir nefisle arkadaş olunca, cüzî akıl âtıl ve işsiz olur.[3]

Akıl, özelliğinden dolayı akıbeti görür. Nefis, sonu görmez.

Nefse mağlup olan akıl, nefis olur. Müşteri/saadet yıldızı, Zühal'e/uğursuzluk yıldızına yenilince uğursuz olur.

Yine bu uğursuzluk içinde, bu bakışını çevir; seni uğursuz yapana bak.

Bu gelgite bakan bakış, uğursuzluktan saadete doğru yol açar.[4]

Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?

Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.

Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.

Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:

“Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne ne dükkân” demek gibi.

Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir.

Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır.

Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın.

Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi.

Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[5]

-Nefsin- yüz dili ve her dilinin yüz lügati vardır; hilesi ve düzeni anlatılamaz.[6]

Tahta oturduklarında padişahların elleri kılıçlı dehşetli adamları bulunur.

Sopa, mızrak ve kılıçları vardır; heybetlerinden aslanlar titrer.

Çavuşların seslerinden ve sopaların korkusundan canlar gevşer.

Bu sesler, geçmekte olan özel ve halktan kişileri padişahtan haberdar etmek içindir.

Bu haşmet, halkın, başlarına kibir külahı koymamaları içindir.

Böylece onların ben ve bizleri kırılır; bencil nefis, fitne ve kötülük yapmaz.

Şehir, padişahın ceza olarak darbesi ve yakalaması olduğu için güvendedir.[7]

Elini pîrin elinden başkasına teslim etme. Onun elini tutan Hak'tır.

Senin aklın pîrin, perde arkasında bulunan nefse yakın olduğundan çocukluğu huy edinmiştir.[8]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

Nefsim sıhhat ve itidal haline avdet etti. Akli zaruretler emniyet ve yakîn üzere makbul ve itimada şayan olarak rücu´ etti. Bu seziş ve bu safsatadan kurtuluş bir delil veya bir istidlâl tertibi ile değil, ancak Allah'ın kalbime ilka´ ettiği bir nur ile olmuştur. Bu nur birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyinhakikatini keşf ve anlamının sırf delillere mütevakkıf olduğunu zannederse muhakkak ki, Allahın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olur.[9]
Sırf taklitle yoldan çıkan bu adama: «Bir ilimde mahareti olan kimsenin, diğer ilimlerde de mahir olması lâzım gelmez. ... Her ilmin erbabı vardır. Kendi sahalarında ilerlemişler, başkalarını geçmişlerdir. Bazen bunlar başka ilimlerde cahil ve ahmak mevkiine düşerler. Eskilerin riyaziyat hakkındaki sözleri bir delile dayanır. İlâhiyata ait sözleri ise tahmindir. Bunu ancak tecrübe eden ve bu ilimle meşgul olan bilir» dense kulağına girmez, kabul etmez. Nefsinin galebesi, tembellik arzuları, kendini akıllı göstermekten hoşlanması gibi haller onu bütün ilimlerde felsefecilere iyi gözle bakmakta ısrar etmeğe sevkeder.[10]
Tasavvuf yolunun öğrenmekle ve iştirakle elde edilmesi mümkün olan cihetlerini tahsil ettim. Anladım ki sofiyenin büyüklerinin ulaşmak istedikleri mertebe öğrenmekle değil, tatmakla, halle (yaşamakla) vesıfatları[11] değiştirmekle elde edilir. Sıhhatin ve tokluğun ta´riflerini, sebep ve şartlarını bilmkle sağlam olmak, tok olmak arasında ne kadar büyük fark vardır. Bunun gibi sarhoşluğu: «Mideden yükselen buharın fikir madenlerini (dimağı) kaplamasından ileri gelen bir haldir.» Şeklindeki ta´rifile sarhoş olmak arasında da büyük fark vardır. Aslında bir sarhoş, sarhoşluğu ta´rif edemez, sarhoşluk hakkında hiçbir bilgisi yoktur, fakat sarhoş olur. İçki içmeyen bir kimse ise, sarhoşluğu ta´rif eder, sarhoşluk hakkındaki bütün bilgilere sahiptir; halbuki kendisinde sarhoşluk yoktur. Hasta olan bir tabib de hastalığı esnasında sıhhatın ta´rifini, sebeplerini, ilâçlarını bilir. Halbuki sıhhatini kaybetmiştir. Yine bunun gibi zuhdün (ahîret için dünyadan yüz çevirmenin) hakikatini, sebeplerini, şartlarını bilmekle zahid hayatı yaşamak, nefsi dünyadan vazgeçirmek arasında da fark vardır. Kat´i olarak anladım ki sofiye sözlere değil, iyi hallere sahiptir. İlim yoluyla elde edilmesi mümkün olanı tahsil ettim. Yalnız işitmek ve öğrenmekle tahsil mümkün olmayıp tatmak ve hak yoluna girmekle bilinecek olan husular kalmıştı.[12]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1481-1483)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2052-2053)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 20-21)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1540-1543)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 726-735)
  6. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 2550)
  7. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 3771-3778)
  8. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 736-737)
  9. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 20
  10. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35
  11. Nefsi terbiye ederek kötü sıfatdan iyiye değiştirmek
  12. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 64-65