"Batıl" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 4 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
=== Mevlânâ'dan === | === Mevlânâ'dan === | ||
| + | {{:Mesnevi 000198}} | ||
| + | |||
{{:Mesnevi 000019}} | {{:Mesnevi 000019}} | ||
| − | === İmam-ı Gazali === | + | === İmam-ı Gazali'den === |
{{:Gazali:00001}} | {{:Gazali:00001}} | ||
| + | |||
| + | {{:Gazali:00001_1}} | ||
| + | |||
| + | {{:Gazali:00017}} | ||
| + | |||
| + | {{:Gazali:00027}} | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Gazali]] | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
15.08, 18 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim! Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı. Ben demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar. Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu. Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım. Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü. Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim. Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım. Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi. Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim! Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”[1] |
| Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.
Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.” Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir; -Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır. Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.” Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü; O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez. Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.[2] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| İlm-i yakın öyle bir bilgidir ki, onunla bilinen şeyler aslâ şek ve şüpheye mahal kalmıyacak şekilde açıkça anlaşılır. Böyle olan ilim, vehim ve yanılmaktan tamamen uzaktır. Kalben de bunun yanıldığına imkân ve ihtimal verilemez.Bilâkis bu ilm-i yakın hata ve zühulden o derece emin ve salim olmalıdır ki, bir insan çıkıp da bu ilmin batıl olduğu iddiasında bulunsa ve bunu isbat için de bir taşı altın'a, baston'u ejderha'ya çevirse bu keyfiyet o bilgi sahibini asla şek ve şüpheye sevketmez. Çünkü ben (on) sayısının (üç)den daha çok olduğunu bildiğim halde bana birisi, «hayır üç, on'dan daha büyüktür» dese ve delil olmak üzere «ben şu gördüğünüz değneği ejderha'ya çevireceğim» dese ve dediğini yapsa, be de bunu gözümle görsem, bu benim bilgimde hiçbir şek, şüphe meydana getirmez. Yalnız bu adam bunu nasıl yaptı diye hayrette kalırım.İlm-i yakın derecesinde bilmediğim malûmat, itimada şayan bir bilgi değildir. Kendisinde şek ve şüphe bulunan bir ilim İlm-i yakîn olamaz.[3] |
| Asıl yardılışın hakikatı ile anne ve babayı, üstad'ı taklid etmekle meydana gelen arızî akıdelerin hakikatini araştırmayı arzu ettim. Evvelleri telkinattan ibaret olan bu taklitleri birbirinden ayırmak hususunda kalbimde bir arzu belirdi. Halbuki bunlarda hakkı batıldan tefrik ve temyiz etmek hususunda birçok ihtilâflar vardır. (Bunun içinden nasıl çıkılır diye) kendi kendime düşündüm ve dedim ki, benim yegâne arzum, işlerin hakikatini bilmektir. Binaenaleyh ilmin hakikatini aramak behemhal lâzımdır.[4] |
| İkinci âfet, o kitaplardaki sözleri kabul etmekten ileri gelen fenalıkdır. Felsefeye ait «İhvanussafa» ve benzeri kitapları okuyan kimseler, onların içinde Peygamberlere ait hikmetli sözleri mutasavvıfların fikirlerini görür, ekseriya kitapları beğenir ve kabul eder. Onlara karşı hüzn-i zan sahibi olur. Okuyup beğendiği sözlerin kendisinde bıraktığı müsbet intiba dolayısiyle ona karıştırılmış olan felsefecilerin batıl fikirlerini de hemen kabul etmekte bir mahzur görmez. İşte bu, batıla doğru bir nev´i istidraç (yaklaştırma)dır. Bu felâketten dolayı onları okumakta büyük mahzur vardır. Yüzmeyi iyi bilmeyenleri deniz kenarında dolaşmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi halka da yanlış fikirlerle dolu bu gibikitapları okutmamalıdır. Çocukları yılana dokunmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi, halkı da batıl fikirlerle doldurulmuş bu gibi karışık sözleri dinlemekten alıkoymak iktiza eder. Efsunlu kimsenin de küçük çocuğunuın kendisini taklid edeceğini «Ben de babam gibi yılana dokunabilirim» diyeceğini anlarsa onun yanında yılana el sürmemesi, bilâkis çocuğun yanında bizzat kendi korunarak ona yılandan korunmayı telkin etmesi icabeder. İşte hakikî âlimin de bu şekilde hareket etmesi lâzımdır.[5] |
| Halkı saptıkları batıl yollardan doğru yola dâvet etmeğe kalkışsan bütün zamane adamları sana düşman kesilirler.[6] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2545-2555)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1536-1543)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 10
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 14
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 46-47
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 88