"Işık" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k (Yeni sayfa: == Mevlevi'den == [509] Toprağa ve balçığa bilgi ışığı vurdu; böylece toprak tohum kabul eder oldu. [510] Toprak [[güvenilirlik|güvenili...)
 
k
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 22 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
== Mevlevi'den ==
+
==Göndermeler==
 +
=== Mevlânâ'dan ===
 +
{{:Mesnevi 000103}}
  
[509] [[toprak|Toprağa]] ve [[balçık|balçığa]] [[bilgi]] ışığı vurdu; böylece toprak [[tohum]] kabul eder oldu.
+
{{:Mesnevi 000168}}
  
[510] [[Toprak]] [[güvenilirlik|güvenilir]]dir. Ona ne ekersen [[hıyanet]] olmaksızın aynı cinsi alırsın.
+
{{:Mesnevi 000104}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000150}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000130}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000076}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000213}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000218}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000223}}
 +
 
 +
{{:Mesnevi 000226}}
 +
=== İmam-ı Gazali'den ===
 +
{{:Gazali:00005}}
 +
 
 +
{{:Gazali:00021}}
 +
==Notlar ==
 +
<references/>
 +
[[Category:Gazali]]
 +
[[Category:Mevlânâ]]

06.58, 20 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Toprağa ve balçığa bilgi ışığı vurdu; böylece toprak tohum kabul eder oldu.

Toprak güvenilirdir. Ona ne ekersen hıyanet olmaksızın aynı cinsi alırsın.[1]

GörünüşteYolda çevik ol” diyordu, ama etkisiyle ruhaGevşek ol” diyordu.

Gümüşün görünüşü ak ve yeniyse de, onunla el ve elbise kararır.

Ateş her ne kadar kıvılcımlarıyla kırmızı yüzlü ise de, sen onun işindeki karartıcılığı gör.

Şimşek, bakışta bir ışık görünse de özellik olarak görme duyusunu çalar.[2]

Gece ışık yoktu ve renkleri görmedin. O halde ışığın zıddıyla sana belli oldu:

Işığı görünce, rengi görülür. Ve bunu ışığın zıddıyla hemen bilirsin.

Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.

Öyleyse gizli olan şeyler zıddıyla anlaşılır. Hak, zıddı olmadığı için gizlidir.

Çünkü bakış ışığa doğrudur, sonra renge. Zıt zıddıyla belli olur, Rum ve Zenci gibi.[3]

Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.

Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.

Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.

Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.

Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın.

On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.

Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.

Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.

Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.

Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.

Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.

Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı.

O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.

Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”

İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.

İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:

Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?

Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[4]

Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin ticaretinde ne kâr vardır, ne de ziyan.

Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur.

Çünkü bütün işler ümit üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun.

Burada ümitten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir.

Boyunları çalışmaktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, ümit ve beklentidir.

Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk ümit ve beklentisiyle koşar.[5]

Senin çalışman ve gücünle ortaya çıkmasa da, camii oğlun yapacak.

Ey hikmet sahibi! Onun yapması senin yapmandır. Bil ki müminlerin ezeli bir birliği vardır.

Müminler sayılıdır, ancak iman birdir; bedenleri sayılıdır, ancak can birdir.

İnsanın, inek ve eşekte bulunan anlayış ve candan başka bir aklı ve canı vardır.

Hayvanî canın birliği yoktur; sen bu birliği rüzgâr/havanî canda arama.

Bu ekmek yese, o doymaz; bu yük çekse o, ağırlaşmaz.

Hatta bu, onun ölümünden sevinir; onun azığını görse kıskançlılıktan ölür.

Kurtların ve köpeklerin canı ayrıdır; Allah'ın aslanlarının canları birdir.

Canlarını, isim olarak çoğul dedim; çünkü o bir can, bedene göre yüzdür.

Gökteki güneşin bir ışığı gibidir; evlerin alanına göre yüzdür.

Ancak sen duvarı aradan kaldırırsan, onların bütün ışıkları bir olur.

Evlerin temeli yıkıldığında, müminler bir kişi kalır.

Bu sözden farklar ve güçlükler doğar; çünkü benzer değildir, örnektir bu.

Aslanın şahsıyla yiğit insanın şahsı arasında sınırsız farklar vardır.

Ey güzel bekişli! Ancak örnek anında -aralarındaki- birliğe cesurluk açısında bak.

Çünkü o yiğit, sonuçta aslan gibidir; her yönden aslanın aynısı değildir.

Bu dünyanın birleşik bir sureti yok ki, ben sana benzerini göstereyim.[6]

Fitneler içinde çocuk gibiyim ya da sarhoş gibi; benim elime kılıç layık değildir.

Aklım olsaydı ve geri dursaydım, kılıç benim elimde zafer olurdu.

Sadece doğrudan kılıç çalsın diye güneş gibi ışık veren akıl gerekir.[7]

Senin elin, "Allah'ın eli, onların elinin üstündedir"[8] olan biat sahiplerinden olur;

Elini pîrin, bilen ve büyük olan hikmet sahibi pîrin eline verdiğinde.

Çünkü o, zamanının peygamberidir. Ey mürit! Ondan peygamber nuru açığa çıkar;

Dinde, Hudeybiye'de hazır bulunursun ve o biat eden sahabeye olursun.[9]

Güzellerin yüzündeki seni şaşırtan şey, üç renkli camdan yansıyan güneş ışığıdır.

Rengârenk camlar, o nuru bize böyle renkli gösteriyor.

Rengârenk camlar kalmayınca, o zaman renksiz ışık seni şaşırtır.

Işığı camsız görmeye alış ki cam kırılınca körlük olmasın.

Öğrenilmiş bilgiyle yetiniyorsun; başkasının kandiliyle gözünü aydınlattın.[10]

Denizdeki inci gibi "Deniz nerede?" der; o hayal, sedef gibi onun duvarıdır.

"O nerede?" demek, ona perde oluyor; güneşinin ışığına bulut oluyor.

Kötü gözü de, gözünün bağıdır; onun set kaldırması da, ona set olmuştur.

Onun aklı da, kulağını kapatmıştır. Ey Hak şaşkını! Hak'la akıllı ol.[11]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

Nefsim sıhhat ve itidal haline avdet etti. Akli zaruretler emniyet ve yakîn üzere makbul ve itimada şayan olarak rücu´ etti. Bu seziş ve bu safsatadan kurtuluş bir delil veya bir istidlâl tertibi ile değil, ancak Allah'ın kalbime ilka´ ettiği bir nur ile olmuştur. Bu nur birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyinhakikatini keşf ve anlamının sırf delillere mütevakkıf olduğunu zannederse muhakkak ki, Allahın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olur.[12]
Şüphe götürmiyecek şekilde anladım ki, sofiye (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmetleri, şeriatın sırlarına vakıf olan ulemanın ilmi, daha faydalı bir şeyle tebdil etmek üzere bir araya gelseler buna imkân bulamazlar. Onların iç ve dış yaşayışlarındaki bütün harekât ve sekenât ehp nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yer yüzünde nübüvvet nurundan başka kendisiyle ziyalanacak bir ışık yoktur.[13]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 509-510)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 449-452)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1129-1133)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap,3088-3093)
  6. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 405-422)
  7. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 656-568)
  8. Kur'ân-ı Kerim, Feth, 48/10
  9. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 740-744)
  10. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 988-992)
  11. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 1080-1083)
  12. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 20
  13. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 70-71