"Kuşku" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 9 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 3. satır: | 3. satır: | ||
{{:Mesnevi 000055}} | {{:Mesnevi 000055}} | ||
| − | + | {{:Mesnevi 000161}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000139}} | |
| − | + | {{:Mesnevi 000147}} | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
=== İmam-ı Gazali'den === | === İmam-ı Gazali'den === | ||
{{:Gazali:00001}} | {{:Gazali:00001}} | ||
| + | {{:Gazali:00012}} | ||
| + | {{:Gazali:00021}} | ||
| + | {{:Gazali:00024}} | ||
| + | {{:Gazali:00030}} | ||
| + | {{:Gazali:00031}} | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Gazali]] | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
06.21, 15 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun. Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir. Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır. O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.” Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi. Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur. Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz. Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir. İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.[1] |
|
Kâfir korkaktır, çünkü o dünyanın hâlinden zanla şüphe içinde yaşar. Yolda gider, menzili bilmez; gönlü kör kişi korkarak adım atar. Yolcu yolu bilmezse nasıl gider? Tereddütlerle ve kanlı gönülle gider. Biri, “Hey! Bu taraf yol değildir” dese o, korkuyla orada durup kalır. Uyanık gönlü yol bilse her hay huy kulağına hiç girer mi?[2] |
|
Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler. Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır. Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey! Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et. Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.[3] |
|
Dilden, şüpheden temiz olan göze kadar yüz binlerce yıllık -yol vardır- dersem, azdır.[4] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| İlm-i yakın öyle bir bilgidir ki, onunla bilinen şeyler aslâ şek ve şüpheye mahal kalmıyacak şekilde açıkça anlaşılır. Böyle olan ilim, vehim ve yanılmaktan tamamen uzaktır. Kalben de bunun yanıldığına imkân ve ihtimal verilemez.Bilâkis bu ilm-i yakın hata ve zühulden o derece emin ve salim olmalıdır ki, bir insan çıkıp da bu ilmin batıl olduğu iddiasında bulunsa ve bunu isbat için de bir taşı altın'a, baston'u ejderha'ya çevirse bu keyfiyet o bilgi sahibini asla şek ve şüpheye sevketmez. Çünkü ben (on) sayısının (üç)den daha çok olduğunu bildiğim halde bana birisi, «hayır üç, on'dan daha büyüktür» dese ve delil olmak üzere «ben şu gördüğünüz değneği ejderha'ya çevireceğim» dese ve dediğini yapsa, be de bunu gözümle görsem, bu benim bilgimde hiçbir şek, şüphe meydana getirmez. Yalnız bu adam bunu nasıl yaptı diye hayrette kalırım.İlm-i yakın derecesinde bilmediğim malûmat, itimada şayan bir bilgi değildir. Kendisinde şek ve şüphe bulunan bir ilim İlm-i yakîn olamaz.[5] |
| Bu âfet, islâm dininde samimi fakat cahil olan kimselerden doğmuştur. Bunlar İslâm dinine yardımın felsefeye ait bütün ilimleri inkâr etmekle mümkün olacağını zannettiler. Ve onların bu husustaki ilimlerini reddedip cahil olduklarını iddia ettiler.Hattâ güneşin, ayın tutulması hakkındaki sözlerini kabul etmediler. Bu gibi iddiaların şeriata muhalif olduğunu söylediler. Cahillerin bu inkârları, güneşin, ayın tutulması keyfiyetini, kati bir delille bilen bir kimsenin kulağına geçtiği zaman kendi delilinde şek ve şüpheye düşmez. Ancak İslâmın cehl üzere kurulduğu zannına kapılır. Bu suretlefelsefeye karşı sevgisi, İslâma karşı buğzu artar. Bu ilimleri kabul etmemekle İslâma yardım edeceklerini zannedenler, dine karşı büyük bir cinayet işlemişlerdir. Halbuki ne şeriat bu ilimleri gerek müsbet gerek menfi olarak reddetmiş, ne de bu ilimler din işlerine karşı taarruz halinde bulunmuşlardır.[6] |
| Şüphe götürmiyecek şekilde anladım ki, sofiye (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmetleri, şeriatın sırlarına vakıf olan ulemanın ilmi, daha faydalı bir şeyle tebdil etmek üzere bir araya gelseler buna imkân bulamazlar. Onların iç ve dış yaşayışlarındaki bütün harekât ve sekenât ehp nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yer yüzünde nübüvvet nurundan başka kendisiyle ziyalanacak bir ışık yoktur.[7] |
| Çünkü mu´cizenin nübüvvete delâleti hususundaki dayanağın yalnız çok düzgün ve tesirli kelâmdan ibaret kaldığı takdirde güzelce tertib edilmiş ona benzeyen diğer bir kelâm ile şüpheye düşer, bu suretle iman ve itikadın yıkılır.[8] |
| İmdi ben,akran ve emsallerinden zekâ ve anlayışça üstün olduğuna inanan birtakım kimseler gördüm.Bunlar, İslâm'ın ibadet olareak öngördüğü vazifeleri terk ediyor, dinin namaz kılmak ve yasaklardan kaçınmak türünden emirlerini küçümsüyor, şeriatın buyruklarını ve koyduğu sınırları önemsemiyor, onun "dur" dediği yerde durmayarak çeşitli zan ve şüphelerin etkisiyle din bağından tamamen sıyrılmış bulunuyorlardı. Bu konude onlar, "Allah'ın yolundan döndüren, onda eğrilik arayan ve aynı zamanda âhireti inkâr eden" [Hûd 11/19] bir topluluğu izliyorlardı.
Oysa bunların inkârlarının -Yahudi ve Hıristiyanlarınki gibi- duyum ve alışkanlıktan kaynaklanan taklitten başka bir dayanağı yoktur. Zira Yahudi ve Hıristiyanların çocukları İslâm dininin dışında yetişmişler, babaları ve ataları da aynı yolu izlemişlerdir. Din ve mezhepler üzerinde araştıma yapan bid`at ve keyfî görüş sahibi bir grup teorisyende olduğu gibi, onların da, doğru yoldan çıkaran şüphenin yol açtığı sürçmeden kaynaklanan teorik araştırmadan ve serap parıltısı gibi aldatıcı hallere kanmadan baika bir dayanakları yoktur. Onların inkâra sapmalarının esas kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflâtun, Aristoteles ve benzeri önemli isimleri duymuş olmaları; bu filozofları izleyen ve bu sebeple sapıtanlardan bir grubun, onların akıl güçlerini; yöntemlerinin güzelliğini; geometri, mantık, fizik ve metafizik hakkındaki bilgilerinin inceliğini; üstün zekâ ve anlayışa sahip oldukları için gizli meseleleri ortaya çıkarmada başkalarına baskın geldiklerini abartarak anlatmalarıdır. Onlar, bu filozofların, olgun akla ve birçok fazilete sahip olmakla birlikte, şeriatları ve inançları inkâr ettiklerine, din ve mezheplerin ayrıntılarını kabule yanaşmadıklarına, bunların oluşturulmuş kanunlar ve aldatıcı hilelerden ibaret olduğuna inandıkları yolunda bilgi naklettiler.[9] |
| İkinci kısım, [ filozofların] dinin ilkeleriyle asla çatışmayan ve peygamberlerin -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- doğruladığı şeylerle zorunlu bir ilgisi bulunmayan konular üzerine yaptıkları tartışmalardan ibarettir. Mesela, onların "Ay tutulması, Ay ışığını Güneş'ten aldığından, yerkürenin Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının kararması olayıdır. Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının kararması olayıdır. [Yani] yer yuvarlaktır ve gök onu her yandan kuşatmıştır. Ay yerin gölgesine rastlayınca Güneş ışığından yoksun kalır" şeklindeki görüşleri ile "Güneş tutulmasının anlamı, Ay'ın, bakan kimse ile Güneş arasına girmesi demektir; bu ise Ay ile Güneş'in aynı zamanda iki düğümde (ukdeteyn)[10] birleşmesiyle gerçekleşir" şeklindeki görüşleri gibi.
Biz bu tür bilgilerin (fenn) geçersiz kılınması üzerinde ayrıntılı olarak durmayacağız; çünkü bu hiçbir yarar sağlamaz. Kim ki bunu geçersiz kılmak için tartışmaya girişmenin dinin gereği olduğunu sanırsa, dine karşı suç işlemiş ve onu zaafa uğratmış olur. Zira [ astronomiye dair] bu meseleler, hiçbir şüpheye yer bırakmayan geometri ve matematik kanıtlara dayanmaktadır. Ay ve Güneş tutulmasının vaktini ve süresini sebepleriyle birlikte haber verecek kadar bu meseleleri iyi bilen ve delillerini inceleyen kimseye "Bu tavrın şeriata aykırıdır" denildiğinde, sözkonusu kimse kendi bilgisinden değil, şeriattan şüphe eder. Hâlbuki şeriatın öngörmediği bir yöntemle şeriata yardıma kalkışanın ona verdiği zarar, kendi yöntemiyle şeriata zarar vermek isteyenin ona vereceği zarardan daha büyüktür. Nitekim "Akıllı düşman câhil dosttan daha iyidir" denilmiştir.[11] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3277-3285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 4025-4029)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3488-3492)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 511)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 10
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 36
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 70-71
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 80
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.1-2
- ↑ Ay'ın tutulma düzlemini kestiği çap karşıtı iki noktaya "iki düğüm(ukdeteyn)" denmektedir.
- ↑ Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.6-7