"Yılan" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 2. satır: | 2. satır: | ||
=== Mevlânâ'dan === | === Mevlânâ'dan === | ||
{{:Mesnevi 000150}} | {{:Mesnevi 000150}} | ||
| + | |||
| + | {{:Mesnevi 000212}} | ||
=== İmam-ı Gazali'den === | === İmam-ı Gazali'den === | ||
{{:Gazali:00016}} | {{:Gazali:00016}} | ||
| + | |||
{{:Gazali:00017}} | {{:Gazali:00017}} | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
13.36, 19 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
Göndermeler[düzenle]
Mevlânâ'dan[düzenle]
|
Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin. Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak. Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak. Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı. Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın. On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak. Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık. Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla. Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der. Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır. Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır. Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı. O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum. Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.” İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez. İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir: Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı? Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[1] |
|
Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır. Düşman olmazsa, cihat imkânsızdır. Şehvetin yoksa emre uymak olmaz. Arzun bulunmazsa sabır olmaz. Düşmanın bulunmazsa orduya ne ihtiyacın var? Sakın! Kendini hadım etme, inzivaya çekilme; çünkü iffet şehvete bağlıdır. Arzu olmadan arzudan menetmek mümkün değildir. Ölülere karşı savaş yapılamaz. Hak, "Bağış yapın"[2] demiştir; öyleyse kazanç elde et; zira eski gelirsiz harcama olmaz. "Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"Kazanın, sonra bağış yapın" diye oku. Aynı şekilde Hak "Sabredin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir istek olmalı. Öyleyse "Yiyin"[3] emri şehvet tuzağı içindir. Ondan sonra "İsraf etmeyin" emriyse iffettir. Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/sabrın varlığı mümkün olmaz. Senin sabretme zahmetin bulunmazsa, şart olmaz; o zaman karşılığı gelmez. Ne güzeldir o şart; ne hoştur o karşılık, o gönül okşayan ve can katan karşılık! Âşıkların sevinci ve üzüntüsü odur; hizmetin karşılığı ve ücreti de odur. Sevgiliden başkası seyredilirse aşk değildir; boş sevdalıktır. Aşk, alevlenince baki olan sevgiliden başke ne varsa hepsini yakan alevdir. -Âşık- Lâ (yok) kılıcını Hak'tan başkasını öldürmek için kullanır. Bak, ondan sonra Lâ'dan başka ne kalır? İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey ortaklığı yakan büyük aşk, mutlu ol! Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı gözün gördüğünden başka bir şey değildir. Hayret! Onun aksetmesinden başka güzellik mi olur? Bedenin hareket etmesi, candan başka bir şeyle değildir. Canında bozukluk olanın bedeni, balda tutsan da hoş olmaz. Bunu, bir gün diri olup bu canın canının elinden bir kadeh alan kişi bilir. Gözü o yüzleri görmemiş olan kişiye göre, bu duman sıcaklığı candır. Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da adaletlidir. O, Musa'nın yılanının sebâtını/gücünü görmediği için büyü iplerinde hayat olduğunu sanır. Tatlı su içmemiş olan kuş, acı suda kol kanat çırpar. Zıt, ancak zıddıyla tanınabilir; -kişi- yarayı görürse, okşamayı tanır. Elest ülkesinin değerini bilmen için bu dünya önce gelmiştir, şüphesiz. Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker evinde şükredersin. Dersin ki "Orada toprağı eliyordum, bu temiz dünyadan kaçıyordum. Keşke bundan önce ölseydim de korku içinde azabım az olsaydı."[4] |
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| İşte bu, aklı zayıf olanların âdetidir. Hakk´ı adam ile tanırlar da adamı hak ile tanımazlar. Akıl sahibi olan kimse bu husuta akıllıların ulusu Hz. Ali (R. A.) e uyar. O şöyle buyurmuştur: «Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakk´ı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın» Şu haldeakıllı kimse hakkı tanır. Sonra işittiği söze bakar. O söz hak ise kabul eder, Söyleyen ister bozuk fikirli olsun, ister doğru fikirli hattâ çok defa sapık fikirlilerin sözlerinden hakikatı aramaya uğraşır. Bilir ki, altın madeninin çıktığı yer topraktır. Bir sarrafın kendi anlayışına itimadı oldukça kalpazanın kesesine elini sokup halis altını kalpından ayırarak çıkarmasında bir zarar düşünülemez. Kalpazanla muamelede ancak köylü zarar görür, sanatının ehli olan sarraf değil. Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, dualı ve efsulu ya´ni yılan tutmakta mahareti olan menedilmez. Hayatıma yemin ederim ki insanların çoğu hakk´ı batıldan doğruyu eğriden ayırmak hususunda kendilerinin mahir ve hâzık olduklarını zannederler. Bu itibarla mümkün olduğu kadar hepsini sapıkların kitaplarını mütalâa etmekten menetmek, kapıyı kapamak vacip olmuştur.[5] |
| İkinci âfet, o kitaplardaki sözleri kabul etmekten ileri gelen fenalıkdır. Felsefeye ait «İhvanussafa» ve benzeri kitapları okuyan kimseler, onların içinde Peygamberlere ait hikmetli sözleri mutasavvıfların fikirlerini görür, ekseriya kitapları beğenir ve kabul eder. Onlara karşı hüzn-i zan sahibi olur. Okuyup beğendiği sözlerin kendisinde bıraktığı müsbet intiba dolayısiyle ona karıştırılmış olan felsefecilerin batıl fikirlerini de hemen kabul etmekte bir mahzur görmez. İşte bu, batıla doğru bir nev´i istidraç (yaklaştırma)dır. Bu felâketten dolayı onları okumakta büyük mahzur vardır. Yüzmeyi iyi bilmeyenleri deniz kenarında dolaşmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi halka da yanlış fikirlerle dolu bu gibikitapları okutmamalıdır. Çocukları yılana dokunmaktan men´etmek lâzım geldiği gibi, halkı da batıl fikirlerle doldurulmuş bu gibi karışık sözleri dinlemekten alıkoymak iktiza eder. Efsunlu kimsenin de küçük çocuğunuın kendisini taklid edeceğini «Ben de babam gibi yılana dokunabilirim» diyeceğini anlarsa onun yanında yılana el sürmemesi, bilâkis çocuğun yanında bizzat kendi korunarak ona yılandan korunmayı telkin etmesi icabeder. İşte hakikî âlimin de bu şekilde hareket etmesi lâzımdır.[6] |
Notlar[düzenle]
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 43-44
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 46-47