İş

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 15.22, 6 Kasım 2008 tarihli sürüm
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

ayrıca, bknz. iş bölümü

Göndermeler

Atasözü

Acele işe şeytan karışır.

Mesnevi'den[1]

[1/1874] Şeytan insana kötülük için gelir. Sana gelmez, çünkü şeytandan daha kötüsün.

[1/1875] Sen insan oldukça, şeytan peşinden koşardı, sana şarap tattırırdı.

[1/1876] Sen şeytanlık huyunda sağlamlaşınca, kötü işli şeytan senden kaçar.

[1/1877] Senin eteğine asılan, böyle olunca senden kaçar.


[1/3719] Herkes kendi kavmine/çevresine yardım eder; ahmaklar iş yaptım sanır.


[2/261] İnsanların yerinde ev yapma; kendi işini yap, yabancının işini yapma.


[2/726] Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?

[2/727] Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.

[2/728] Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.

[2/729] Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:

[2/730] “Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi.

[2/731] Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir.

[2/732] Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır.

[2/733] Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın.

[2/734] Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi.

[2/735] Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.


[2/726] Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?

[2/727] Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.

[2/728] Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.

[2/729] Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:

[2/730] “Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi.

[2/731] Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir.

[2/732] Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır.

[2/733] Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın.

[2/734] Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi.

[2/735] Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.


[2/1824] Hamal, ağır yüke koşar; yükü başkalarından kapar.

[2/1825] Hamalların, yük için savaşını gör; iş görenin çalışması böyledir.

[2/1826] Zahmetler rahatın esasıdır; acılar da nimetin öncüsüdür.


[2/2374] Mekânın,mekânsız âleme yolu olsaydı, ben şeyhler gibi dükkânda bulunurdum.


[2/2584] Çocuklar oyunda dükkân yaparlar; zaman geçirmenin dışında kârı olmaz.

[2/2585] Gece olur, -dükkân sahibi çocuk- aç olarak eve gelir; çocuklar gitmiş tek başına kalmıştır.


[3/1445] Ey oğul! Kimi istekli görürsen, onun dostu ol; önünde başını eğ.

[3/1445] Çünkü isteklilerin civarında olmakla istekli olursun; galip gelenlerin gölgesinde bulunmakla galip olursun.

[3/1445] Bir karınca Süleymanlık isterse, onun arayışına hafif hafif bakma.

[3/1445] Mal ve meslekten senin neyin varsa önce istek ve bir düşünce değil miydi?


[3/3088] Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin ticaretinde ne kâr vardır, ne de ziyan.

[3/3089] Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur.

[3/3090] Çünkü bütün işler ümit üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun.

[3/3090] Burada ümitten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir.

[3/3090] Boyunları çalışmaktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, ümit ve beklentidir.

[3/3090] Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk ümit ve beklentisiyle koşar.


[4/487] Fiille öğüt, halkı daha çok çeker; Çünkü her kulağı bulunanın ve sağır olanın canına erişir.

[4/488] İşle öğütte, emretme düşüncesi yoktur; onun halkı etkilemesi güçlüdür.


[4/529] Düşüncede ilk olan, işte sonra ortaya çıkar; özellikle de ezel vasfı bulunan düşünce olursa.


[4-1113] O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,

[4-1114] Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.

[4-1115] Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.

[4-1116] Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.

[4-1117] Onları kazanca ve ava çekip görürür; onları madene ve denizlere götürür.

[4-1118] Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[2]

[4-1119] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.

[4-1120] Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.

[4-1121] Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.

[4-1122] Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.

[4-1123] Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.

[4-1124] O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.

[4-1125] Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.

[4-1126] Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.

[4-1127] Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.

[4-1128] O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.

[4-1129] Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.

[4-1130] Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.

[4-1131] Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.

[4-1132] Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.

[4-1133] Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:

[4-1134] "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.
  2. (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)