"Delil" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
15. satır: 15. satır:
 
{{:Gazali:00010}}
 
{{:Gazali:00010}}
 
{{:Gazali:00011}}
 
{{:Gazali:00011}}
 +
{{:Gazali:00012}}
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>

12.38, 11 Şubat 2010 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mevlânâ'dan

Ben şeytana delille karşı koyamam; çünkü her şerefli ve alçağın fitnesidir o.[1]
Aklın kabuğu yüz delil gösterse, küllî akıl, kesin inanç olmadan nasıl adım atar?

Akıl baştan başa defterler karartır; aklın aklının ayla dolu ufukları vardır.[2]

Dün biri diyordu: "Âlem sonradan olmadır; bu gökyüzü fânidir ve Hak, onun mirasçısıdır."

Bir felsefeci dedi: "Sonradan olduğunu nasıl biliyorsun? Yağmur, bulutun sonradan olduğunu nasıl bilir?"

Değişen âlemden bir zerre dahi değilsin sen, güneşin sonradan olduğunu nasıl bilirsin?

Pislikte gömülü bir kurtçuk, yerin sonunu ve başlangıcını nasıl bilir?

Bunu taklit yoluyla babadan işittin; ahmaklıktan buna sarıldın.

Bunun sonradan oluşuna delil nedir? Söyle. Yoksa sus; fazla söz söylemeyi isteme."[3]

Hallac-ı Mansur'dan

“Başka delîl yok, yoktur başka delîl! Dikkat et ey alîl! Ve feylosof hikmetleri, Onun hikmeti yanında, kum tümseği gibi zelîl.”[4]

İmam-ı Gazali'den

Çünkü bu hastalığın[5] tedavisi ancak delil ile mümkün olabilirdi. Bir delilin ikamesi de ancak ulûmu evvelin dediğimiz bilgilerden meydana gelir. Bu da müsellem[6] olmazsa delil yapmak da mümkün olmaz. Bu suretle hastalığın giderilmesine imkân bulunmadı.[7]
Nefsim sıhhat ve itidal haline avdet etti. Akli zaruretler emniyet ve yakîn üzere makbul ve itimada şayan olarak rücu´ etti. Bu seziş ve bu safsatadan kurtuluş bir delil veya bir istidlâl tertibi ile değil, ancak Allah'ın kalbime ilka´ ettiği bir nur ile olmuştur. Bu nur birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyinhakikatini keşf ve anlamının sırf delillere mütevakkıf olduğunu zannederse muhakkak ki, Allahın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olur.[8]
Riyaziye: hesap, hendese ve heyet ilimlerinden ibarettir. Bu ilimlerin müsbet veya menfi yönde dini işlere hiçbir suretle taallûku yoktur. Bunlar akli delillerle ispat olunan şeylerdir.[9]
Bu ilimlerle[10]uğraşan kimse, onlar da gördüğü inceliklere, kuvvetli delillere hayran kalır. Bu itibarla felsefe hakkında hüsn-i zan besler. Ve zanneder ki bütün ilimler vazıh olmakta ve kuvvetli delillere dayanmakta bu ilim gibidir.[11]
Sırf taklitle yoldan çıkan bu adama: «Bir ilimde mahareti olan kimsenin, diğer ilimlerde de mahir olması lâzım gelmez. ... Her ilmin erbabı vardır. Kendi sahalarında ilerlemişler, başkalarını geçmişlerdir. Bazen bunlar başka ilimlerde cahil ve ahmak mevkiine düşerler. Eskilerin riyaziyat hakkındaki sözleri bir delile dayanır. İlâhiyata ait sözleri ise tahmindir. Bunu ancak tecrübe eden ve bu ilimle meşgul olan bilir» dense kulağına girmez, kabul etmez. Nefsinin galebesi, tembellik arzuları, kendini akıllı göstermekten hoşlanması gibi haller onu bütün ilimlerde felsefecilere iyi gözle bakmakta ısrar etmeğe sevkeder.[12]
Bu âfet, islâm dininde samimi fakat cahil olan kimselerden doğmuştur. Bunlar İslâm dinine yardımın felsefeye ait bütün ilimleri inkâr etmekle mümkün olacağını zannettiler. Ve onların bu husustaki ilimlerini reddedip cahil olduklarını iddia ettiler.Hattâ güneşin, ayın tutulması hakkındaki sözlerini kabul etmediler. Bu gibi iddiaların şeriata muhalif olduğunu söylediler. Cahillerin bu inkârları, güneşin, ayın tutulması keyfiyetini, kati bir delille bilen bir kimsenin kulağına geçtiği zaman kendi delilinde şek ve şüpheye düşmez. Ancak İslâmın cehl üzere kurulduğu zannına kapılır. Bu suretlefelsefeye karşı sevgisi, İslâma karşı buğzu artar. Bu ilimleri kabul etmemekle İslâma yardım edeceklerini zannedenler, dine karşı büyük bir cinayet işlemişlerdir. Halbuki ne şeriat bu ilimleri gerek müsbet gerek menfi olarak reddetmiş, ne de bu ilimler din işlerine karşı taarruz halinde bulunmuşlardır.[13]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 2693)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 2529-2530)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2832-2837)
  4. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.75
  5. Akıl ile tevehhüm edilen her şeyin asılsız bir takım hayaller olması ihtimali ile beliren güvensizlik hissinin.[DrOS]
  6. Müsele, kabul edilmiş demektir.
  7. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 19-20
  8. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 20
  9. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 34
  10. Riyaziye ile, yani hesap, hendese ve heyet ilimleriyle. [DrOS]
  11. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35
  12. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35
  13. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 36