"Gönül" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 119. satır: | 119. satır: | ||
[3/4029] Uyanık gönlü yol bilse her hay huy kulağına hiç girer mi? | [3/4029] Uyanık gönlü yol bilse her hay huy kulağına hiç girer mi? | ||
| + | ---- | ||
| + | [4-1113] O, o caminin temelini koyduğunda [[cin]] ve [[insan]]lar gelip [[iş]]e girişti, | ||
| + | [4-1114] [[Kul]]ların [[ibadet]] [[yol]]unda oldukları gibi bir bölüğü [[aşk]]la ve bir bölüğü de [[isteksiz]]. | ||
| + | |||
| + | [4-1115] [[Halk]] [[cin]]lerdir, [[şehvet]] de [[zincir]]; [[şehvet]] onları [[dükkân]]a ve ota çekip götürür. | ||
| + | |||
| + | [4-1116] Bu [[zincir]] [[korku]] ve [[şaşkınlık]]tandır. Sen, bu [[halk]]ı [[zincir]]siz görme. | ||
| + | |||
| + | [4-1117] Onları [[kazanç|kazanc]]a ve [[av]]a çekip görürür; onları [[maden]]e ve [[deniz]]lere götürür. | ||
| + | |||
| + | [4-1118] Onları [[iyi]] ve [[kötü]] yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."<ref>(Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)</ref> | ||
| + | |||
| + | [4-1119] Boyunlarına ip bağladık; [[ahlâk]]larından ip yaptık. | ||
| + | |||
| + | [4-1120] [[Amel defteri]] boynuna asılı olmayan hiçbir [[ahlâk]]ı bozuk ve [[ahlâk]]ı temiz kişi yoktur. | ||
| + | |||
| + | [4-1121] Senin [[kötü]] [[iş]]teki [[hırs]]ın, [[ateş]] gibidir. Kor [[ateş]], [[ateş]]in hoş renginden dolayı hoştur. | ||
| + | |||
| + | [4-1122] [[Kömür]]ün o siyahlığı [[ateş]]te gizlidir; [[ateş]] gittiğinde [[karanlık|karanlığ]]ı ortaya çıkar. | ||
| + | |||
| + | [4-1123] Siyah [[kömür]] senin [[hırs]]ından kor [[ateş]] olur; [[hırs]]ın gittiğinde o bozuk [[kömür]] ortada kalır. | ||
| + | |||
| + | [4-1124] O anda o [[kömür]], kor [[ateş]] görünüyordu; bu, [[iş]]in [[güzellik|güzelliğ]]inden değildi, [[hırs]] [[ateş]]iydi. | ||
| + | |||
| + | [4-1125] [[Hırs]] senin [[iş]]ini süslemişti; [[hırs]] gitti ve [[iş]]in kara kaldı. | ||
| + | |||
| + | [4-1126] [[Ahmak]] olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır. | ||
| + | |||
| + | [4-1127] [[Can]]ı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır. | ||
| + | |||
| + | [4-1128] O [[tuzak]], [[heves]]inden dolayı yem görünüyordu; -bu,- [[hırs]] gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı. | ||
| + | |||
| + | [4-1129] [[Din]] ve [[hayır]] [[iş]]inde [[hırs]] ara; [[hırs]] kalmazsa, -bu işler yine- [[güzel]] yüzlüdür. | ||
| + | |||
| + | [4-1130] [[Hayır]]lar [[güzel]]dir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; [[hırs]] [[ateş]]i giderse [[hayır]] [[ateş]]i kalır. | ||
| + | |||
| + | [4-1131] [[Dünya]] [[iş]]inde [[hırs]] [[ateş]]i gidince, parlak kor [[ateş]]ten -geriye- [[kömür]] kalmış olur. | ||
| + | |||
| + | [4-1132] [[Hırs]], [[çocuk]]ları aldatır da gönül [[zevk]]inden eteklerini -at gibi- sürerler. | ||
| + | |||
| + | [4-1133] [[Çocuk]]tan o [[kötü]] [[hırs]] gidince, diğer [[çocuk]]lara güler: | ||
| + | |||
| + | [4-1134] "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü." | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
15.37, 6 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mesnevi'den[1]
[1/175] Gönlün, sırrını mezarı olursa muradın daha kolay gerçekleşir.
[1/176] Peygamber, “Sırrını gizleyen muradıyla çabuk buluşur,” dedi.
[1/177] Tohum toprak içinde gizlenince, gizlenmesi bahçenin yeşillenmesine sebep olur.
[1/178] Altın ve gümüş gizli olmasalardı, madende nasıl oluşurlardı.
[1/1208] Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.
[1/1209] Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.
[1/1131] Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.
[1/2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.
[1/2266] Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.
[1/2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.
[1/2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.
[1/2269] Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.
[1/2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.
[1/2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.
[1/2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.
[1/2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.
[1/2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.
[1/2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.
[1/2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.
[1/2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.
[1/2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”
[1/2279] İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.
[1/2280] İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?
[1/2433] Peygamber dedi: “Kadın akıllılara ve gönül sahiplerine tam galip gelir.
[1/2434] Cahillerse kadına üstün olur, çünkü onlar sert ve serkeş davranır.”
[1/3080] İster iki ayaklı, ister dört ayaklı olsun, bir tane kesen iki ağızlı makas gibi yol alır.
[1/3081] O iki ortak çamaşırcıya bak, görünüşte onunla bunun ihtilafı vardır.
[1/3082] Biri çamaşırı suya sokar, diğer ortak onu kurular.
[1/3083] O, kuru çamaşırı tekrar ıslatır. Sanki kavgayla tersini yapmaktadır.
[1/3084] Fakat kavga görüntüsündeki bu iki zıt, hoşnutluk içinde bir gönül ve bir iştir.
[1/3277] Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun.
[1/3278] Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir.
[1/3279] Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır.
[1/3280] O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.”
[1/3281] Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi.
[1/3282] Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur.
[1/3283] Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz.
[1/3284] Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir.
[1/3285] İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.
[1/3491] Gönüllerini parlatanlar, renk ve kokudan kurtuldu; her an durmaksızın güzellik görürler.
[1/3492] Bilimin şeklini ve kabuğunu bıraktılar, görerek kesin inanma sancağını yükseltmişlerdir.
[1/3493] Fikir gitti, aydınlık buldular; tanıklığın kaynağını ve denizini buldular.
[2/174] Beyin ve gönül olmadan düşünceyle doluydular; ordusuz ve savaşsız zafere erdiler.
[2/174] O apaçık görme, onlara göre düşüncedir; yoksa uzak olanlara göre görmektir.
[2/174] Düşünce, geçmiş ve gelecekten olur. Bu ikisinden kurtulunca güçlük çözülür.
[2/174] Her nitelikliyi niteliksizken görmüşlerdir. Madenden önce gerçeği ve sahteyi görmüşlerdir.
[2/3622] “İşte doğru; gönülden kabul ettim” dedi. Eğri, eğrilerin yanında doğru görünür.
[3/3488] Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler.
[3/3489] Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır.
[3/3490] Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey!
[3/3491] Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et.
[3/3492] Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.
[3/4025] Kâfir korkaktır, çünkü o dünyanın hâlinden zanla şüphe içinde yaşar.
[3/4026] Yolda gider, menzili bilmez; gönlü kör kişi korkarak adım atar.
[3/4027] Yolcu yolu bilmezse nasıl gider? Tereddütlerle ve kanlı gönülle gider.
[3/4028] Biri, “Hey! Bu taraf yol değildir” dese o, korkuyla orada durup kalır.
[3/4029] Uyanık gönlü yol bilse her hay huy kulağına hiç girer mi?
[4-1113] O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,
[4-1114] Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.
[4-1115] Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.
[4-1116] Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.
[4-1117] Onları kazanca ve ava çekip görürür; onları madene ve denizlere götürür.
[4-1118] Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[2]
[4-1119] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.
[4-1120] Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.
[4-1121] Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.
[4-1122] Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.
[4-1123] Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.
[4-1124] O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.
[4-1125] Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.
[4-1126] Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.
[4-1127] Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.
[4-1128] O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.
[4-1129] Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.
[4-1130] Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.
[4-1131] Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.
[4-1132] Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.
[4-1133] Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:
[4-1134] "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."