"İnkâr" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 12 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
 
==Göndermeler==
 
==Göndermeler==
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> ===
+
=== Mevlânâ'dan ===
[3277] [[Felsefe]]ci [[fikir]] ve [[zan]]nında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun.
+
{{:Mesnevi 000055}}
  
[3278] Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, [[gönül]] ehlinin duyularınca hissedilir.
+
{{:Mesnevi 000061}}
  
[3279] Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden [[felsefe]]ci, [[veli]]lerin hislerine yabancıdır.
+
{{:Mesnevi 000111}}
 +
=== Hallac-ı Mansur'dan ===
 +
{{:Mansur:000011}}
 +
=== İmam-ı Gazali'den ===
 +
{{:Gazali:00012}}
  
[3280] O der ki: “[[Halk]]ın sevda ışığı, [[halk]]ın görüşüne çok hayaller getirdi.”
+
{{:Gazali:00013}}
  
[3281] Daha öte, o [[fesat]] ve [[küfür|küfr]]ün yansıması, bu inkârcı [[düşünce]]yi ona yükledi.
+
{{:Gazali:00014}}
  
[3282] [[Felsefe]]ci [[şeytan]]ı inkâr eder, aynı anda [[şeytan]]ın oyuncağı olur.
+
{{:Gazali:00015}}
  
[3283] [[Şeytan]]ı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz.
+
{{:Gazali:00030}}
 
 
[3284] [[gönül|Gönl]]ünde [[şüphe]] ve şaşkınlık bulunan, [[dünya]]da gizli [[felsefe]]cidir.
 
 
 
[3285] İnanır görünür, fakat zaman zaman o [[felsefe]] damarı yüzünü karartır.
 
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 +
[[Category:Gazali]]
 +
[[Category:Hallac-ı Mansur]]
 
[[Category:Mevlânâ]]
 
[[Category:Mevlânâ]]

05.08, 8 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun.

Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir.

Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır.

O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.”

Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi.

Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur.

Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz.

Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir.

İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.[1]

Bu sualin faydası yoksa bunu, abes ve yararsızca niçin dinleyeyim.

Senin sorunun birçok faydası varsa o zaman, cihan peki niçin faydasız olsun?

Dünya bir yönden faydasızsa, diğer yönlerden fayda doludur.

Senin faydan bana fayda değilse, sana faydaysa ondan geri durma.

Yusuf'un güzelliği, kardeşlerine yersiz ve fazlalık idiyse de bir âleme faydaydı.

Davud'un sesi, öyle sevgiliydi ki, Ama mahrum kişiye göre odun sesiydi.

Nil'in suyu, abıhayattan üstündü, fakat mahrum ve inkârcı olana kan idi.

Şehitlik, mümine dirliktir; münafık kişiye göreyse ölmek ve parça parça olmaktır.

İnek ve eşek için şekerde ne fayda vardır? Her canın başka bir gıdası vardır.[2]

Kış mevsiminde onlara [ ağaçlara] ölüm verdiyse de, baharla onları diriltti ve yaprak verdi.

İnkâr edenler, “Bu bizzat eski âdettir, bunu niçin kerim Allah'a bağlıyalım?” derler.[3]

Hallac-ı Mansur'dan[düzenle]

İkrar inkârın içinde gizlenmiş, inkâr ikrarın içinde: Bilmek, bilmemenin; bilmemek bilmenin çenberinde.

Bilmemek ârifin sıfatı, süsü; cehl şekli, sûreti. Ma'rifetin sûretine gelince o idraklerden gizlenmiş, kavrayışlardan yüz çevirmiştir.”[4]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

Bu âfet, islâm dininde samimi fakat cahil olan kimselerden doğmuştur. Bunlar İslâm dinine yardımın felsefeye ait bütün ilimleri inkâr etmekle mümkün olacağını zannettiler. Ve onların bu husustaki ilimlerini reddedip cahil olduklarını iddia ettiler.Hattâ güneşin, ayın tutulması hakkındaki sözlerini kabul etmediler. Bu gibi iddiaların şeriata muhalif olduğunu söylediler. Cahillerin bu inkârları, güneşin, ayın tutulması keyfiyetini, kati bir delille bilen bir kimsenin kulağına geçtiği zaman kendi delilinde şek ve şüpheye düşmez. Ancak İslâmın cehl üzere kurulduğu zannına kapılır. Bu suretlefelsefeye karşı sevgisi, İslâma karşı buğzu artar. Bu ilimleri kabul etmemekle İslâma yardım edeceklerini zannedenler, dine karşı büyük bir cinayet işlemişlerdir. Halbuki ne şeriat bu ilimleri gerek müsbet gerek menfi olarak reddetmiş, ne de bu ilimler din işlerine karşı taarruz halinde bulunmuşlardır.[5]
Felsefe ilminden sayılan mantığın ne müsbet, ne de menfi cihetten din ile ilgisi yoktur. O, delillerin, kıyasların, bürhanın mukaddimelerinin şartlarını, bunların terkip keyfiyetlerini, (hadd-i sahih) denilen ta´riflerin şartlarını ve onun nasıl tertip edileceğini, ilmin ya tasavvur veya tasdikten ibaret olduğunu, tâsavvuru bilmenin yolu «hadd-i tam» olduğunu; tasdiki bilmenin çâresi ise bürhan olduğunu inceler. Bunda inkâr edilmesi gereken bir cihet yoktur.[6]
Her (a) nın (b) olduğu sabit olursa, bazı (b) nin de (a) olması lâzım gelir. Ya´ni her insanın hayvan olduğu sabit olursa, bazı hayvanın da insan olması lâzım gelir. Bunu şöyle ifade ederler: «Mu´cibe-i külliyenin aksi, mu´cibe-i cüziyedir» Bu sözlerin hangisinin dinin mühim meselerine taallûku vardır ki inkâr olunsun. İnkâr edilirse mantıkçılar inkâr edenin aklında, hattâ dininde kusur olduğu zannına düşerler. Zira o kimse dinin bu şekildeki inkârlar üzerine kurulduğu kanaatinde olduğunu göstermiştir.[7]
Tıp ilmini inkâr etmek dinin şartlarından olmadığı gibi, bir tabiat ilmini de inkâr, dinin şartlarından değildir. Ancak muayyen ve ma´lûm bir kısım meseleler müstesnadır ki biz onları (Tehafüt-ül felâsife) adındaki kitabımızda zikrettik.[8]
İmdi ben,akran ve emsallerinden zekâ ve anlayışça üstün olduğuna inanan birtakım kimseler gördüm.Bunlar, İslâm'ın ibadet olareak öngördüğü vazifeleri terk ediyor, dinin namaz kılmak ve yasaklardan kaçınmak türünden emirlerini küçümsüyor, şeriatın buyruklarını ve koyduğu sınırları önemsemiyor, onun "dur" dediği yerde durmayarak çeşitli zan ve şüphelerin etkisiyle din bağından tamamen sıyrılmış bulunuyorlardı. Bu konude onlar, "Allah'ın yolundan döndüren, onda eğrilik arayan ve aynı zamanda âhireti inkâr eden" [Hûd 11/19] bir topluluğu izliyorlardı.

Oysa bunların inkârlarının -Yahudi ve Hıristiyanlarınki gibi- duyum ve alışkanlıktan kaynaklanan taklitten başka bir dayanağı yoktur. Zira Yahudi ve Hıristiyanların çocukları İslâm dininin dışında yetişmişler, babaları ve ataları da aynı yolu izlemişlerdir. Din ve mezhepler üzerinde araştıma yapan bid`at ve keyfî görüş sahibi bir grup teorisyende olduğu gibi, onların da, doğru yoldan çıkaran şüphenin yol açtığı sürçmeden kaynaklanan teorik araştırmadan ve serap parıltısı gibi aldatıcı hallere kanmadan baika bir dayanakları yoktur. Onların inkâra sapmalarının esas kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflâtun, Aristoteles ve benzeri önemli isimleri duymuş olmaları; bu filozofları izleyen ve bu sebeple sapıtanlardan bir grubun, onların akıl güçlerini; yöntemlerinin güzelliğini; geometri, mantık, fizik ve metafizik hakkındaki bilgilerinin inceliğini; üstün zekâ ve anlayışa sahip oldukları için gizli meseleleri ortaya çıkarmada başkalarına baskın geldiklerini abartarak anlatmalarıdır. Onlar, bu filozofların, olgun akla ve birçok fazilete sahip olmakla birlikte, şeriatları ve inançları inkâr ettiklerine, din ve mezheplerin ayrıntılarını kabule yanaşmadıklarına, bunların oluşturulmuş kanunlar ve aldatıcı hilelerden ibaret olduğuna inandıkları yolunda bilgi naklettiler.[9]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3277-3285)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1067-1073)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2019-2020)
  4. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.143
  5. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 36
  6. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 37
  7. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 38
  8. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 39
  9. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.1-2