"Mesnevi 000212" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k (Sayfa oluşturdu, içeriği: '{| border="1" |- | Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır. Düşman olmazsa, [[c...') |
k |
||
| (Aynı kullanıcının aradaki diğer 7 değişikliği gösterilmiyor) | |||
| 6. satır: | 6. satır: | ||
[[Düşman]] olmazsa, [[cihat]] [[imkânsız]]dır. [[Şehvet]]in yoksa [[emir|emr]]e uymak olmaz. | [[Düşman]] olmazsa, [[cihat]] [[imkânsız]]dır. [[Şehvet]]in yoksa [[emir|emr]]e uymak olmaz. | ||
| − | + | [[Arzu]]n bulunmazsa [[sabır]] olmaz. [[Düşman]]ın bulunmazsa [[ordu]]ya ne [[ihtiyac]]ın var? | |
Sakın! Kendini [[hadım]] etme, [[inziva]]ya çekilme; çünkü [[iffet]] [[şehvet]]e bağlıdır. | Sakın! Kendini [[hadım]] etme, [[inziva]]ya çekilme; çünkü [[iffet]] [[şehvet]]e bağlıdır. | ||
| 12. satır: | 12. satır: | ||
[[Arzu]] olmadan [[arzu]]dan [[men]]etmek mümkün değildir. [[Ölü]]lere karşı [[savaş]] yapılamaz. | [[Arzu]] olmadan [[arzu]]dan [[men]]etmek mümkün değildir. [[Ölü]]lere karşı [[savaş]] yapılamaz. | ||
| − | Hak, "Bağış yapın"<ref>Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."</ref> demiştir; öyleyse kazanç elde et; | + | [[Hakk|Hak]], "[[Bağış]] yapın"<ref>Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."</ref> demiştir; öyleyse [[kazanç]] elde et; zira eski [[gelir]]siz [[harcama]] olmaz. |
| − | "Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen," | + | "[[Bağış]] yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"[[Kazanç|Kazan]]ın, sonra [[bağış]] yapın" diye oku. |
| − | Aynı şekilde Hak " | + | Aynı şekilde [[Hakk|Hak]] "[[sabır|Sabr]]edin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir [[istek]] olmalı. |
| − | Öyleyse "Yiyin"<ref>Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31</ref> | + | Öyleyse "[[yeme|Yiyin]]"<ref>Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31</ref> [[emir|emr]]i [[şehvet]] [[tuzak|tuzağı]] içindir. Ondan sonra "[[İsraf]] etmeyin" [[emir|emr]]iyse [[iffett]]ir. |
| − | Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/ | + | Kişide mahmûlün bih/[[şehvet]] bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/[[sabır|sabr]]ın varlığı mümkün olmaz. |
| − | Senin | + | Senin [[sabır|sabr]]etme [[zahmet]]in bulunmazsa, [[şart]] olmaz; o zaman [[karşılık|karşılığ]]ı gelmez. |
| − | Ne | + | Ne [[güzel]]dir o [[şart]]; ne [[hoş]]tur o [[karşılık]], o [[gönül]] okşayan ve [[can]] katan [[karşılık]]! |
| − | + | [[Âşık]]ların [[sevinç|sevinc]]i ve [[üzüntü]]sü odur; [[hizmet]]in [[karşılık|karşılığ]]ı ve [[ücret]]i de odur. | |
| − | + | [[Sevgili]]den başkası seyredilirse [[aşk]] değildir; boş sevdalıktır. | |
| − | Aşk, | + | [[Aşk]], [[alevlenme|alevlen]]ince [[baki]] olan [[sevgili]]den başke ne varsa hepsini yakan [[alev]]dir. |
| − | -Âşık- Lâ (yok) | + | -[[Âşık]]- [[Lâ]] ([[yok]]) [[kılıç|kılıc]]ını [[Hakk|Hak]]'tan başkasını [[öldürme]]k için kullanır. Bak, ondan sonra [[Lâ]]'dan başka ne kalır? |
| − | İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey | + | İllallâh (ancak [[Allah]]). Geri kalanı gider. Ey [[ortaklık|ortaklığ]]ı yakan büyük [[aşk]], [[mutlu]] ol! |
| − | Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı | + | Sonrakiler ve öncekiler de odur; [[şirk]], [[şaşı]] [[göz]]ün gördüğünden başka bir şey değildir. |
| − | Hayret! Onun | + | Hayret! Onun [[akis|aks]]etmesinden başka [[güzellik]] mi olur? [[Beden]]in hareket etmesi, [[can]]dan başka bir şeyle değildir. |
| − | + | [[Can]]ında [[bozukluk]] olanın [[beden]]i, [[bal]]da tutsan da [[hoş]] olmaz. | |
| − | Bunu, bir gün diri olup bu | + | Bunu, bir gün [[diri]] olup bu [[can]]ın [[can]]ının elinden bir [[kadeh]] alan kişi bilir. |
| − | + | [[Göz]]ü o [[yüz]]leri [[görme]]miş olan kişiye göre, bu [[duman]] [[sıcak]]lığı [[can]]dır. | |
| − | Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da | + | Abdülaziz oğlu [[Ömer]]'i görmediği için ona göre Haccâc da [[adaletli]]dir. |
| − | O, Musa'nın | + | O, [[Musa]]'nın [[yılan]]ının [[sebât]]ını/[[güç|güc]]ünü görmediği için [[büyü]] iplerinde [[hayat]] olduğunu [[sanma|san]]ır. |
| − | Tatlı su içmemiş olan kuş, acı | + | [[Tatlı]] [[su]] içmemiş olan [[kuş]], [[acı]] [[su]]da kol [[kanat]] çırpar. |
| − | Zıt, ancak | + | [[Zıt]], ancak [[zıd]]dıyla tanınabilir; -kişi- [[yara]]yı görürse, [[okşama]]yı tanır. |
| − | Elest ülkesinin | + | [[Elest]] ülkesinin [[değer]]ini bilmen için bu [[dünya]] önce gelmiştir, şüphesiz. |
| − | Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker | + | Buradan kurtulunca oraya gidersin; [[sonsuzluk]] [[şeker]] [[ev]]inde şükredersin. |
| − | + | Dersin ki "Orada [[toprak|toprağ]]ı eliyordum, bu [[temiz]] [[dünya]]dan kaçıyordum. | |
| − | Keşke | + | Keşke bundan önce ölseydim de [[korku]] içinde [[azab]]ım az olsaydı."<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)</ref> |
|- | |- | ||
|} | |} | ||
13.38, 19 Eylül 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli
|
Tüyünü koparma, gönlünü ondan kopar; çünkü bu cihadın şartı, düşman bulunmasıdır. Düşman olmazsa, cihat imkânsızdır. Şehvetin yoksa emre uymak olmaz. Arzun bulunmazsa sabır olmaz. Düşmanın bulunmazsa orduya ne ihtiyacın var? Sakın! Kendini hadım etme, inzivaya çekilme; çünkü iffet şehvete bağlıdır. Arzu olmadan arzudan menetmek mümkün değildir. Ölülere karşı savaş yapılamaz. Hak, "Bağış yapın"[1] demiştir; öyleyse kazanç elde et; zira eski gelirsiz harcama olmaz. "Bağış yapın" emirini mutlak olarak verdiyse de sen,"Kazanın, sonra bağış yapın" diye oku. Aynı şekilde Hak "Sabredin" buyurdu; kendisinden yüz çevireceğin bir istek olmalı. Öyleyse "Yiyin"[2] emri şehvet tuzağı içindir. Ondan sonra "İsraf etmeyin" emriyse iffettir. Kişide mahmûlün bih/şehvet bulunmazsa, mahmûlün aleyhin/sabrın varlığı mümkün olmaz. Senin sabretme zahmetin bulunmazsa, şart olmaz; o zaman karşılığı gelmez. Ne güzeldir o şart; ne hoştur o karşılık, o gönül okşayan ve can katan karşılık! Âşıkların sevinci ve üzüntüsü odur; hizmetin karşılığı ve ücreti de odur. Sevgiliden başkası seyredilirse aşk değildir; boş sevdalıktır. Aşk, alevlenince baki olan sevgiliden başke ne varsa hepsini yakan alevdir. -Âşık- Lâ (yok) kılıcını Hak'tan başkasını öldürmek için kullanır. Bak, ondan sonra Lâ'dan başka ne kalır? İllallâh (ancak Allah). Geri kalanı gider. Ey ortaklığı yakan büyük aşk, mutlu ol! Sonrakiler ve öncekiler de odur; şirk, şaşı gözün gördüğünden başka bir şey değildir. Hayret! Onun aksetmesinden başka güzellik mi olur? Bedenin hareket etmesi, candan başka bir şeyle değildir. Canında bozukluk olanın bedeni, balda tutsan da hoş olmaz. Bunu, bir gün diri olup bu canın canının elinden bir kadeh alan kişi bilir. Gözü o yüzleri görmemiş olan kişiye göre, bu duman sıcaklığı candır. Abdülaziz oğlu Ömer'i görmediği için ona göre Haccâc da adaletlidir. O, Musa'nın yılanının sebâtını/gücünü görmediği için büyü iplerinde hayat olduğunu sanır. Tatlı su içmemiş olan kuş, acı suda kol kanat çırpar. Zıt, ancak zıddıyla tanınabilir; -kişi- yarayı görürse, okşamayı tanır. Elest ülkesinin değerini bilmen için bu dünya önce gelmiştir, şüphesiz. Buradan kurtulunca oraya gidersin; sonsuzluk şeker evinde şükredersin. Dersin ki "Orada toprağı eliyordum, bu temiz dünyadan kaçıyordum. Keşke bundan önce ölseydim de korku içinde azabım az olsaydı."[3] |
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/267: "Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin için çıkarmış olduğumuz şeylerin temizlerinden infak ediniz."
- ↑ Kur'ân-ı Kerim, A'raf, 7/31
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 574-603)