"Sır" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
19. satır: 19. satır:
  
 
[1/1209] [[Gönül]]den konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.
 
[1/1209] [[Gönül]]den konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.
----
 
[1/2279] İnsanlar yıllarca [[yarın]] [[vaad]]iyle o kapının etrafında dolaşmış, [[yarın]] gelmez.
 
  
[1/2280] İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
+
{{:Mesnevi 000150}}
 
 
[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
 
 
 
[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca [[istek]]linin [[ömür|ömr]]ü gitmiş olur, anlamak ne [[fayda]]?
 
  
 
{{:Mesnevi 000139}}
 
{{:Mesnevi 000139}}

04.56, 14 Eylül 2011 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mesnevi'den[1]

Gönlün, sırrının mezarı olursa muradın daha kolay gerçekleşir.

Peygamber, “Sırrını gizleyen muradıyla çabuk buluşur,” dedi.

Tohum toprak içinde gizlenince, gizlenmesi bahçenin yeşillenmesine sebep olur.

Altın ve gümüş gizli olmasalardı, madende nasıl oluşurlardı.[2]

[1/1048] Şu üçünü açıklamakta dudağını hareket ettirme: Geliş gidişinden, parandan ve düşüncenden -söz etme-

[1/1049] Çünkü bu üçünün hasmı çoktur. Düşman onu bilince, sana pusu kurar.


[1/1203] Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.

[1/1204] Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.

[1/1205] Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.

[1/1206] Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.

[1/1207] Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.

[1/1208] Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.

[1/1209] Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.

Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.

Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.

Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.

Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.

Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın.

On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.

Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.

Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.

Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.

Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.

Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.

Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı.

O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.

Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”

İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.

İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:

Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?

Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[3]

Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler.

Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır.

Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey!

Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et.

Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.[4]

İmam-ı Gazali'den

Şüphe götürmiyecek şekilde anladım ki, sofiye (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Onların gidişleri, gidişlerin en güzelidir. Gittikleri yol, yolların en doğrusu, ahlâkların en temizidir. Dünyadaki bütün akıllı insanların aklı, hakimlerin hikmetleri, şeriatın sırlarına vakıf olan ulemanın ilmi, daha faydalı bir şeyle tebdil etmek üzere bir araya gelseler buna imkân bulamazlar. Onların iç ve dış yaşayışlarındaki bütün harekât ve sekenât ehp nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yer yüzünde nübüvvet nurundan başka kendisiyle ziyalanacak bir ışık yoktur.[5]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 175-178)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3488-3492)
  5. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 70-71