"Din" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
15. satır: 15. satır:
 
{{:Gazali:00012}}
 
{{:Gazali:00012}}
 
{{:Gazali:00013}}
 
{{:Gazali:00013}}
 +
{{:Gazali:00014}}
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 
[[Category:Gazali]]
 
[[Category:Gazali]]
 
[[Category:Mevlânâ]]
 
[[Category:Mevlânâ]]

12.59, 11 Şubat 2010 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mevlânâ'dan

Duygu gören gözüne toprak saç; duygu gözü, aklın ve dinin düşmanıdır.

Allah duygu gözünü kör diye isimlendirdi; ona putperest dedi; bizim zıddımız diye adlandırdı.

Çünkü o köpük gördü, ama denizi görmedi; çünkü mevcut anı gördü, ama yarını görmedi.

Yarının ve bulunulan anın efendisi, onun önünde; oysa bir hazineden mangırdan başka bir şey görmüyor.[1]

Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin ticaretinde ne kâr vardır, ne de ziyan.
Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur.
Çünkü bütün işler ümit üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun.
Burada ümitten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir.
Boyunları çalışmaktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, ümit ve beklentidir.
Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk ümit ve beklentisiyle koşar.[2]

O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,

Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.

Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.

Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.

Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür.

Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[3]

Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.

Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.

Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.

Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.

Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.

O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.

Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.

Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.

Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.

O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.

Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.

Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.

Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.

Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.

Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:

"Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[4]

İmam-ı Gazali'den

Riyaziye: hesap, hendese ve heyet ilimlerinden ibarettir. Bu ilimlerin müsbet veya menfi yönde dini işlere hiçbir suretle taallûku yoktur. Bunlar akli delillerle ispat olunan şeylerdir.[5]
Bu âfet, islâm dininde samimi fakat cahil olan kimselerden doğmuştur. Bunlar İslâm dinine yardımın felsefeye ait bütün ilimleri inkâr etmekle mümkün olacağını zannettiler. Ve onların bu husustaki ilimlerini reddedip cahil olduklarını iddia ettiler.Hattâ güneşin, ayın tutulması hakkındaki sözlerini kabul etmediler. Bu gibi iddiaların şeriata muhalif olduğunu söylediler. Cahillerin bu inkârları, güneşin, ayın tutulması keyfiyetini, kati bir delille bilen bir kimsenin kulağına geçtiği zaman kendi delilinde şek ve şüpheye düşmez. Ancak İslâmın cehl üzere kurulduğu zannına kapılır. Bu suretlefelsefeye karşı sevgisi, İslâma karşı buğzu artar. Bu ilimleri kabul etmemekle İslâma yardım edeceklerini zannedenler, dine karşı büyük bir cinayet işlemişlerdir. Halbuki ne şeriat bu ilimleri gerek müsbet gerek menfi olarak reddetmiş, ne de bu ilimler din işlerine karşı taarruz halinde bulunmuşlardır.[6]
Felsefe ilminden sayılan mantığın ne müsbet, ne de menfi cihetten din ile ilgisi yoktur. O, delillerin, kıyasların, bürhanın mukaddimelerinin şartlarını, bunların terkip keyfiyetlerini, (hadd-i sahih) denilen ta´riflerin şartlarını ve onun nasıl tertip edileceğini, ilmin ya tasavvur veya tasdikten ibaret olduğunu, tâsavvuru bilmenin yolu «hadd-i tam» olduğunu; tasdiki bilmenin çâresi ise bürhan olduğunu inceler. Bunda inkâr edilmesi gereken bir cihet yoktur.[7]
Her (a) nın (b) olduğu sabit olursa, bazı (b) nin de (a) olması lâzım gelir. Ya´ni her insanın hayvan olduğu sabit olursa, bazı hayvanın da insan olması lâzım gelir. Bunu şöyle ifade ederler: «Mu´cibe-i külliyenin aksi, mu´cibe-i cüziyedir» Bu sözlerin hangisinin dinin mühim meselerine taallûku vardır ki inkâr olunsun. İnkâr edilirse mantıkçılar inkâr edenin aklında, hattâ dininde kusur olduğu zannına düşerler. Zira o kimse dinin bu şekildeki inkârlar üzerine kurulduğu kanaatinde olduğunu göstermiştir.[8]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 1599-1602)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3088-3093)
  3. (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
  5. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 34
  6. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 36
  7. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 37
  8. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 38