Hırs

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 04.43, 14 Eylül 2011 tarihli sürüm
(fark) ← Önceki hâli | Güncel sürüm (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.

Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.

-Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.

Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.

Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”

İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.

Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.

-Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.

Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:

“O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”

-Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.

Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.

Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”[1]

Hırsa kapılmış kişi, yüz hikâye dinler; hırs kulağına bir nikte girmez.[2]

O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,

Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.

Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.

Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.

Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür.

Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[3]

Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.

Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.

Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.

Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.

Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.

O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.

Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.

Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.

Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.

O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.

Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.

Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.

Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.

Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.

Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:

"Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[4]

İhsan sahipleri yüz bağış, cömertlik ve iyilikle altın biriktirip şairleri bekler.

Onlara göre bir şiir, yüz kumaş yükünden daha iyidir; özellikle de derinden inci çıkaran şair olursa,

İnsan ilk olarak ekmeğe hırs duyar; çünkü azık ve ekmek canın direğidir.

-İnsan- hırs ve isteğinden kazanca doğru, gaspa ve yüz hileye doğru canını avucuna koyup çabalar.

Nadir olarak ekmeğe ihtiyacı olmadığında üne ve şairlerin övgüsüne âşıktır;

Soyunu ve işlerini yüceltsinler, onun üstünlüğünü anlatmak için kürsüler kursunlar diye;

Haşmeti ve altın bağışlaması, konuşmalara amber gibi koku versin diye.[5]

Çünkü heves, hırs doludur ve bulunduğu anı görür; aklın düşüncesi, dün günüdür.[6]
Aşağılık kelebek akıl azlığından dolayı ateşi, yanışı ve cız bızı hatırlamaz.

Kanadı yanınca tövbe eder; hırsı ve unutkanlığı onu ateşe yaklaştırır.

Tutmak, kavramak, korumak ve hatırlamak akla aittir; akıl onları yükseltir.[7]

Bu hırs ve istek dolu akıldan kurtulunca, şaşılacak yüz binlerce akıl görür.[8]

Kaz hırstır; horoz şehvettir; makam tavus gibidir; kargaysa arzu.

Karganın arzusu ümitli olmaktır; ebedî olmayı veya uzun ömrü umar.[9]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 957-969)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 581)
  3. (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1186-1192)
  6. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1259)
  7. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2290-2292)
  8. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 3648)
  9. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 44-45)