Beden
Göndermeler
Mevlânâ'dan
|
Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin. Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak. Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak. Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı. Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın. On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak. Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık. Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla. Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der. Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır. Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır. Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı. O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum. Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.” İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez. İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir: Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı? Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[1] |
|
Geçim endişesini gönlüne koyma; sen dergâhta bulun, hayat/rızk azalmaz. Bu beden, canın otağıdır veya Nuh'un gemisi gibidir. Türk varsa bir otağ bulur, özellikle de dergâhın azizi olursa.[2] |
|
Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar? Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda. Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez. Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar: “Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi. Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir. Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır. Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın. Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi. Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[3] |
| Senin çalışman ve gücünle ortaya çıkmasa da, camii oğlun yapacak.
Ey hikmet sahibi! Onun yapması senin yapmandır. Bil ki müminlerin ezeli bir birliği vardır. Müminler sayılıdır, ancak iman birdir; bedenleri sayılıdır, ancak can birdir. İnsanın, inek ve eşekte bulunan anlayış ve candan başka bir aklı ve canı vardır. Hayvanî canın birliği yoktur; sen bu birliği rüzgâr/havanî canda arama. Bu ekmek yese, o doymaz; bu yük çekse o, ağırlaşmaz. Hatta bu, onun ölümünden sevinir; onun azığını görse kıskançlılıktan ölür. Kurtların ve köpeklerin canı ayrıdır; Allah'ın aslanlarının canları birdir. Canlarını, isim olarak çoğul dedim; çünkü o bir can, bedene göre yüzdür. Gökteki güneşin bir ışığı gibidir; evlerin alanına göre yüzdür. Ancak sen duvarı aradan kaldırırsan, onların bütün ışıkları bir olur. Evlerin temeli yıkıldığında, müminler bir kişi kalır. Bu sözden farklar ve güçlükler doğar; çünkü benzer değildir, örnektir bu. Aslanın şahsıyla yiğit insanın şahsı arasında sınırsız farklar vardır. Ey güzel bekişli! Ancak örnek anında -aralarındaki- birliğe cesurluk açısında bak. Çünkü o yiğit, sonuçta aslan gibidir; her yönden aslanın aynısı değildir. Bu dünyanın birleşik bir sureti yok ki, ben sana benzerini göstereyim.[4] |
| Senin aklın vezirdir, isteklerine mağluptur; vücudunda Allah yolunun yol kesicisidir.[5]
... Padişah can gibidir, vezir de akıl gibi; bozuk akıl, ruhu götürür.[6] |
|
Soysuz kişiye ilim ve fen öğretmek, yol kesicinin eline kılıç vermektir. Sarhoş bir zencinin eline kılıç vermek, ilmin, insan olmayanın eline geçmesinden daha iyidir. İlim, mal, unvan, makam ve başarı, soysuzların elinde fitnedir. Bundan dolayı delinin elinden kılıç almak için müminlere savaş farz oldu. Canı delidir, bedeni de kılıç; o çirkin huyludan kılıcı al. Makamın, cahillere çirkinlik adına yaptığını yüz aslan hiç yapabilir mi? Ayıbı gizlidir; alet/fırsat bulunca, yılanı delikten ovaya koşar. Cahil, acı buyruk padişahı olunca bütün ova yılan ve akreple dolar. Mal ve makam elde eden, insan olmayan kişi kendisinin rezilliğini istemiş olur. Ya cimrilik eder, bağış vermez; ya da cömertlik eder, yersiz yere bağış yapar. Şahı, piyadenin yerine kor; ahmağın verdiği bağış böyledir. Yetki bir sapığın eline geçinde makam sanır, kuyuya düşer. Yol bilmez, kılavuzluk eder; onun çirkin canı dünyayı yakar. Yokluk yolunun çocuğu pîrlik/önderlik yaparsa, takipçilerini talihsizlik gulyabanısı yakalar; "Gel, sana ay göstereyim," der; -ama- o temiz olmayan, asla ay görmemiştir. Ey ham cahil! Nasıl gösterirsin? Ömründe ayın aksini suda dahi görmedin ki! Ahmaklar başkan oldular, akıllılar da korkudan başlarını kilimin altına soktular.[7] |
| Akıl gibi; senin bu görmen, aklı göremese de o, seninledir, bedenine hâkimdir.[8] |
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap,452-454)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 726-735)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 405-422)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1245)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1255)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1435-1451)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 3677)