Korku

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 15.48, 6 Kasım 2008 tarihli sürüm
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler

Mesnevi'den[1]

[1/957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.

[1/958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.

[1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.

[1/960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.

[1/961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”

[1/962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.

[1/963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.

[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.

[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:

[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”

[1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.

[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.

[1/969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”


[1/1430] “Korkmayın” korkanlara azıktır; bu korkan için uygundur.

[1/1431] Korkan kişiye güven verilir, korkan gönül sakinleştirilir.

[1/1432] Korkusu olmayana nasıl “Korkma” dersin? Niçin ders veriyorsun? O, derse muhtaş değil.

[1/1433] O yerinden çıkmış gönlü mutlu etti. Yıkılmış zihninin imar etti.


[1/3905] Bu büyük tehlikeden -faraza- canını kurtarsa, talihsizlik ve korku sermayesi edinmiş olur.

[1/3906] Çünkü can canana ulaşmayınca, edebe kadar kendi kendine kör ve karadır.


[4-1113] O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,

[4-1114] Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.

[4-1115] Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.

[4-1116] Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.

[4-1117] Onları kazanca ve ava çekip görürür; onları madene ve denizlere götürür.

[4-1118] Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[2]

[4-1119] Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.

[4-1120] Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.

[4-1121] Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.

[4-1122] Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.

[4-1123] Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.

[4-1124] O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.

[4-1125] Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.

[4-1126] Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.

[4-1127] Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.

[4-1128] O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.

[4-1129] Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.

[4-1130] Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.

[4-1131] Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.

[4-1132] Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.

[4-1133] Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:

[4-1134] "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.
  2. (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)