Dil
Göndermeler
Mevlânâ'dan
|
Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler. Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular. Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular. Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir. Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır. Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir. Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.[1] |
|
Bu dil, taş ve demir gibidir. Dilden sıçrayan, ateş gibidir. Bazen rivayet ve bazen laf olsun diye taş ve demiri boş yere birbirine vurma. Çünkü karanlık var ve her taraf pamuk tarlası. Pamuk arasında kıvılcım nasıl olur? Gözünü kapatıp o sözlerle dünyayı yakan topluluk zalimdir. Bir söz bir âlemi yok eder, ölü tilkileri aslan eder. Canlar, asılları itibariyle İsa nefeslidir. Bir zaman yaradırlar, bir zaman merhem. Canlardan perde kalksaydı, her canın sözü İsa gibi olurdu. Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, ihtirasla bu helvayı yeme. Sabır akıllı kişilerin yumruklarıdır.Çocukların arzusu helvadır. |
[1/2108] Türk, Kürt, Farsi ve Arap, bu sesi kulak ve dudak olmadan anlamışlardır.
[1/2109] Türk, Tacik ve Zenci'nin ne yeri var? O nidayı odun ve anlamıştır.
|
Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin. Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak. Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak. Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı. Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın. On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak. Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık. Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla. Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der. Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır. Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır. Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı. O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum. Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.” İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez. İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir: Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı? Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[3] |
[2/56] Ruh ilimle ve akılla dosttur. Ruhun Arapça ve Türkçe ile ne işi vardır?
[2/3667] Bir adam dört kişiye bir dirhem verdi. Biri, “Bunu engûra vereyim” dedi.
[2/3668] Diğer biri Araptı “Hayır, ben ineb istiyorum, Ey düzenci” dedi.
[2/3669] Biri Türk'tü ve “Bu, benim; ben ineb istemiyorum, üzüm istiyorum” dedi
[2/3670] Bir Rum, “Bu konuşmayı bırakın. İstâfil istiyoruz” dedi.
[2/3671] O kişiler çekişerek savaşa girişti; çünkü adların sırrından habersizdiler.
[2/3672] Aptallıkla birbirlerini yumrukladılar; cahillikle dolu ve bilgiden boştular.
[2/3673] Bir sır sahibi, yüz dilli bir aziz kişi bulunsaydı onları barıştırırdı.
[2/3674] Sonra o derdi: “Ben, bu bir dirhemle hepinizin arzusunu veriyorum.
[2/3675] Gönlünüzü hilesiz olarak teslim ederseniz, bu dirheminiz birkaç iş yapar.
[2/3676] Bir dirheminiz, dört olur; istek, tamamdır. Dört düşman birleşerek bir olur.
[2/3677] Her birinizin dediği, savaş ve ayrılık doğurur; benim sözüm, sizi birleştirir.
[2/3678] Öyleyse siz susun. Susunuz da, konuşmada sizin diliniz ben olayım.”
[2/3679] Sözünüz bir biçimde görünse de, tesir olarak kavga ve öfke kaynağıdır.
| Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.
Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.” Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir; -Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır. Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.” Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü; O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez. Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.[4] |
[3/2550] -Nefsin- yüz dili ve her dilinin yüz lügati vardır; hilesi ve düzeni anlatılamaz.
|
Dilden, şüpheden temiz olan göze kadar yüz binlerce yıllık -yol vardır- dersem, azdır.[5] |
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1203-1209)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1599-1603)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1536-1543)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 511)