İmamı Gazali

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 09.16, 28 Ocak 2011 tarihli sürüm (Sayfa oluşturdu, içeriği: '==Alıntılar== {{:Gazali:00001}} {{:Gazali:00002}} {{:Gazali:00003}} {{:Gazali:00004}} {{:Gazali:00005}} {{:Gazali:00006}} {{:Gazali:00007}} {{:Gazali:00008}} {{:Gaza...')
(fark) ← Önceki hâli | Güncel sürüm (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Alıntılar

İlm-i yakın öyle bir bilgidir ki, onunla bilinen şeyler aslâ şek ve şüpheye mahal kalmıyacak şekilde açıkça anlaşılır. Böyle olan ilim, vehim ve yanılmaktan tamamen uzaktır. Kalben de bunun yanıldığına imkân ve ihtimal verilemez.Bilâkis bu ilm-i yakın hata ve zühulden o derece emin ve salim olmalıdır ki, bir insan çıkıp da bu ilmin batıl olduğu iddiasında bulunsa ve bunu isbat için de bir taşı altın'a, baston'u ejderha'ya çevirse bu keyfiyet o bilgi sahibini asla şek ve şüpheye sevketmez. Çünkü ben (on) sayısının (üç)den daha çok olduğunu bildiğim halde bana birisi, «hayır üç, on'dan daha büyüktür» dese ve delil olmak üzere «ben şu gördüğünüz değneği ejderha'ya çevireceğim» dese ve dediğini yapsa, be de bunu gözümle görsem, bu benim bilgimde hiçbir şek, şüphe meydana getirmez. Yalnız bu adam bunu nasıl yaptı diye hayrette kalırım.İlm-i yakın derecesinde bilmediğim malûmat, itimada şayan bir bilgi değildir. Kendisinde şek ve şüphe bulunan bir ilim İlm-i yakîn olamaz.[1]
İçim diyordu ki: «Mahsusata nasıl itimad olunabilir? Bunların en kuvvetlisi ve kendine en çok itimad edileni göz hassesidir. Hakiki göz gölgeye baktığı zaman onun durduğunu ve hareket etmediğini zanneder. Bir müddet sonra tecrübe ve müşehede ile durduğunu zannettiği gögenin hareket halinde olduğunu anlar. Ancak bu hareket birdenbire değil, tedricen meydana gelir ve hiç bir zaman aynı yerde kalmaz. Yine göz yıldıza bakıtığı zaman, onu bir altın lira kadar küçük görür. Halbuki matematik ilmi, göze bir altın lira kadar görünen yıldızların her birinin dünyamızdan daha büyük olduğunu isbat etmiştir. Mahsusat da buna benzer. Birçok hallerde his hâkimi hükmediyor, fakat akıl hâkimi his hâkiminin hükmünü müdafaası mümkün olmıyacak şekilde yalanlıyor.»[2]
Uyanık halde his veya akıl yolu ile inandığın şeylerin hepsinden nasıl emin olabilirsin? Vakıa senin o inancın yaşadığın haline nisbetle doğrudur. Fakat mümkündür ki, sana bir diğer hal ârız olur da o halin uyanıklık haline nisbeti, uyanıklık halinin uyku haline nisbeti gibi kalır. Artık ârız olan nisbetle uyanıklık halin uykudaki haline döner. Bir hal sana bir kere geldi mi aklın ile tevehhüm ettiğin her şeyin aslı olmıyan bir takım hayalâttan ibaret olduğunu kesin olarak anlarsın. Yahut bu hal ihtimal ki sofiyyenin iddia ettikleri haldir. Onlar kendilerinden geçip hislerini kaybettikleri zaman kendilerinin akıl yoluyla çözülmesi mümkün olmıyan bazı şeyleri müşahede ettiklerini söylerler. Ola ki bu hal ölüm halidir. Çünkü Resulullah (S. A. V.)«İnsanlar uyku halindedirler. Öldükleri zaman uyanırlar» buyurmuşlardır. Dünya hayatı ahirete nisbetle bir uyku sayılabilir. İnsan ölünce her şey ona dünya da gördüklerinden başka türlü görünür.[3]
Çünkü bu hastalığın[4] tedavisi ancak delil ile mümkün olabilirdi. Bir delilin ikamesi de ancak ulûmu evvelin dediğimiz bilgilerden meydana gelir. Bu da müsellem[5] olmazsa delil yapmak da mümkün olmaz. Bu suretle hastalığın giderilmesine imkân bulunmadı.[6]
Nefsim sıhhat ve itidal haline avdet etti. Akli zaruretler emniyet ve yakîn üzere makbul ve itimada şayan olarak rücu´ etti. Bu seziş ve bu safsatadan kurtuluş bir delil veya bir istidlâl tertibi ile değil, ancak Allah'ın kalbime ilka´ ettiği bir nur ile olmuştur. Bu nur birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyinhakikatini keşf ve anlamının sırf delillere mütevakkıf olduğunu zannederse muhakkak ki, Allahın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olur.[7]
Hazır olan şey aranacak olursa kaybolur, gizlenir.[8]
Gerçekten anladım ki bir ilme hakkı ile vâkıf olmıyan bir kimse, o ilimdeki bozukluğu anlayamaz.[9]
Birinci sınıf dehriler: Felsefecilerin en eskileridir ki,kâinatı tedbir ve idare eden kaadir bir yaratıcının varlığını inkâr ettiler. Ve dediler ki, bu âlem ötedenberi kendiliğinden varola gelmiştir. Onun varlığı bir yaratıcı tarafından değildir. O bizatihi var idi. Hayvan meniden, meni dehayvandan hasıl olmuştur. Bu eskiden böyle idi, bundan sonra da böylece devam edip gidecektir. Bu kısım felsefeciler zındıklardır.[10]
Riyaziye: hesap, hendese ve heyet ilimlerinden ibarettir. Bu ilimlerin müsbet veya menfi yönde dini işlere hiçbir suretle taallûku yoktur. Bunlar akli delillerle ispat olunan şeylerdir.[11]
Bu ilimlerle[12]uğraşan kimse, onlar da gördüğü inceliklere, kuvvetli delillere hayran kalır. Bu itibarla felsefe hakkında hüsn-i zan besler. Ve zanneder ki bütün ilimler vazıh olmakta ve kuvvetli delillere dayanmakta bu ilim gibidir.[13]

Notlar

  1. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 10
  2. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 17
  3. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 19
  4. Akıl ile tevehhüm edilen her şeyin asılsız bir takım hayaller olması ihtimali ile beliren güvensizlik hissinin.[DrOS]
  5. Müsele, kabul edilmiş demektir.
  6. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 19-20
  7. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 20
  8. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 21
  9. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 21
  10. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 31
  11. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 34
  12. Riyaziye ile, yani hesap, hendese ve heyet ilimleriyle. [DrOS]
  13. Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 35