Türk
Göndermeler
Mesnevi'den[1]
|
Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler. Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular. Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular. Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir. Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır. Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir. Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.[2] |
|
Başını koydu, uykuya daldı, rüya gördü: Hak'tan ona bir nida geldi, canı onu duydu. Her sesin ve nağmenin aslı olan sesi. Ses bizzat odur ve bu gerisi yankıdır. Türk, Kürt, Farsi ve Arap, bu sesi kulak ve dudak olmadan anlamışlardır. Türk, Tacik ve Zenci'nin ne yeri var? O nidayı odun ve taş anlamıştır.[3] |
|
Geçim endişesini gönlüne koyma; sen dergâhta bulun, hayat/rızk azalmaz. Bu beden, canın otağıdır veya Nuh'un gemisi gibidir. Türk varsa bir otağ bulur, özellikle de dergâhın azizi olursa.[4] |
[2/452] Geçim endişesini gönlüne koyma; sen dergâhta bulun, hayat/rızk azalmaz.
[2/453] Bu beden, canın otağıdır veya Nuh'un gemisi gibidir.
[2/454] Türk varsa bir otağ bulur, özellikle de dergâhın azizi olursa.
|
Bir adam dört kişiye bir dirhem verdi. Biri, “Bunu engûra vereyim” dedi. Diğer biri Araptı “Hayır, ben ineb istiyorum, Ey düzenci!” dedi. Biri Türk'tü ve “Bu, benim; ben ineb istemiyorum, üzüm istiyorum” dedi Bir Rum, “Bu konuşmayı bırakın. İstâfil istiyoruz” dedi. O kişiler çekişerek savaşa girişti; çünkü adların sırrından habersizdiler. Aptallıkla birbirlerini yumrukladılar; cahillikle dolu ve bilgiden boştular. Bir sır sahibi, yüz dilli bir aziz kişi bulunsaydı onları barıştırırdı. Sonra o derdi: “Ben, bu bir dirhemle hepinizin arzusunu veriyorum. Gönlünüzü hilesiz olarak teslim ederseniz, bu dirheminiz birkaç iş yapar. Bir dirheminiz, dört olur; istek, tamamdır. Dört düşman birleşerek bir olur. Her birinizin dediği, savaş ve ayrılık doğurur; benim sözüm, sizi birleştirir. Öyleyse siz susun. Susunuz da, konuşmada sizin diliniz ben olayım.” Sözünüz bir biçimde görünse de, tesir olarak kavga ve öfke kaynağıdır.[5] |
Marx'dan
| Türkleri, Türkiye'nin yönetici sınıfı olarak görmek güçtür; çünkü, Türkiye'de çeşitli toplumsal sınıfların aralarındaki ilişkiler, çeşitli ırkların arasındaki ilişkilerden daha az karışık değildir. Türk, şartlara ve bulunduğu yere göre; işçi, ekici, küçük çiftçi, esnaf, derebeylik (feodalite) düzeninin en alt ve en barbar döneminde bulunan feodal toprak sahibi, memur ya da askerdir. Ama bütün bu toplumsal durumlarda, Türk, imtiyazlı bir dinin ve milletin mensubudur; silâh taşımak hakkına yalnız o sahiptir; en yüksek mevkideki Hıristiyan, en aşağı dereceden bir Müslümanla karşılaşsa, ona boyun eğmek zorundadır. Bosna-Hersek'te, Slav menşeli asilzadeler İslâm dinini kabul etmişler ama halk Hıristiyan olarak kalmıştır. Bundan dolayı, Bosna-Hersek bölgesinde, hâkim sınıf ve hâkim din birbirine karışmıştır; ayrıca, Bosnalı Müslümanlar, Türk asıllı Müslümanlarla aynı haklara sahip olmuştur.[6] |
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1203-1209)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2108-2109)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap,452-454)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3667-3679)
- ↑ Marx, Karl, 1850'ler, Türkiye üzerine (Şark Meselesi), çev. Selâhattin Hilâv - Attilâ Tokatlı, İstanbul: Gerçek Yayınevi, İkinci Baskı, 1974, s.16