"Sabır" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
2. satır: 2. satır:
 
=== Mevlânâ'dan ===
 
=== Mevlânâ'dan ===
 
{{:Mesnevi 000088}}
 
{{:Mesnevi 000088}}
 +
 +
{{:Mesnevi 000198}}
  
 
{{:Mesnevi 000134}}
 
{{:Mesnevi 000134}}

15.09, 18 Eylül 2011 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mevlânâ'dan

Bu dil, taş ve demir gibidir. Dilden sıçrayan, ateş gibidir.

Bazen rivayet ve bazen laf olsun diye taş ve demiri boş yere birbirine vurma.

Çünkü karanlık var ve her taraf pamuk tarlası. Pamuk arasında kıvılcım nasıl olur?

Gözünü kapatıp o sözlerle dünyayı yakan topluluk zalimdir.

Bir söz bir âlemi yok eder, ölü tilkileri aslan eder.

Canlar, asılları itibariyle İsa nefeslidir. Bir zaman yaradırlar, bir zaman merhem.

Canlardan perde kalksaydı, her canın sözü İsa gibi olurdu.

Şeker gibi söz söylemek istersen sabret, ihtirasla bu helvayı yeme.

Sabır akıllı kişilerin yumruklarıdır.Çocukların arzusu helvadır.

Sabreden göğe yükselir; helva yiyen daha aşağı gider.[1]

Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!

Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.

Ben demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.

Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.

Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.

Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.

Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.

Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.

Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.

Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!

Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”[2]

Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?

Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.

Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.

Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:

“Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne ne dükkân” demek gibi.

Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir.

Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır.

Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın.

Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi.

Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[3]

Kıskançlığın gizli yüz sabrı var; yoksa bir solukla yüz cihanı yakardı.[4]

Çünkü şeytan, onu fakirlikle korkutur; sabır taşıyıcısını yaralayıp öldürür.

Kur'ân'dan dinle: Şeytan seni korkuturken şiddetli yoksullukla tehdit eder,

İnsanlık, sakinlik ve sevap olmadan, acele hâlde çirkince yemen ve çirkince kazanman için.[5]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1599-1603)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2545-2555)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 726-735)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2650)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 60-62)