"Düşünce" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 40. satır: | 40. satır: | ||
---- | ---- | ||
Çünkü [[heves]], [[hırs]] doludur ve bulunduğu [[an]]ı görür; [[Akıl|akl]]ın düşüncesi, dün günüdür.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1259)</ref> | Çünkü [[heves]], [[hırs]] doludur ve bulunduğu [[an]]ı görür; [[Akıl|akl]]ın düşüncesi, dün günüdür.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1259)</ref> | ||
| − | ==Notlar == | + | ---- |
| + | İnek, kasaplardan haberdar olsaydı, onların peşinde o [[dükkân]]a nasıl giderdi? | ||
| + | Veya onların avucundan ot yer miydi veya okşamalarıyla onlara süt verir miydi? | ||
| + | Yeseydi, otun [[amaç|amac]]ından [[haberdar]] olsaydı o otu nasıl hazmederdi? | ||
| + | Öyleyse bu [[dünya]]nın direği bizatihi[[ gaflet]]tir. [[Devlet]] nedir? Bu "dev (koş)", "let (dayak)" ile birliktedir. | ||
| + | Öncesinde koş, koş; sonunda dayak ye; bu viranede eşek ölümünden başka bir şey yoktur. | ||
| + | Senin elinle ciddiyetle tutuğun [[iş]]in [[ayıp|ayıb]]ı şimdi sana örtülüdür. | ||
| + | Allah, [[ayıp|ayıb]]ını senden gizlediği için kendini [[iş]]ine verebiliyorsun. | ||
| + | Aynı şekilde hararetle bağlı bulunduğun düşüncenin [[ayıp|ayıb]]ı senden [[gizli]]dir. | ||
| + | Onun [[ayıp|ayıb]]ı ve [[çirkin]]liği sana [[aşikâr]] olsaydı [[can]]ın, ondan âlemin bir ucundan diğer ucuna kaçardı. | ||
| + | [[Son]]uçta kendisinden pişman olacağın durum, [[ilk|önce]]sinde bu şekilde olsa ona nasıl koşarsın?==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
10.02, 8 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
Şu üçünü açıklamakta dudağını hareket ettirme: Geliş gidişinden, parandan ve düşüncenden -söz etme-
Çünkü bu üçünün hasmı çoktur. Düşman onu bilince, sana pusu kurar.[1]
Kendisini define sanmakta olduğun şeyin zannıyla defineyi kaybediyorsun.
Sen vehmi ve düşünceleri yapı gibi bil. Yapıların olduğu yerde define olmaz.
Bayındır yapıda, varlık ve savaş vardır. Yok, varlardan utanç duyar.[2]
Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun.
Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir.
Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır.
O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.”
Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi.
Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur.
Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz.
Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir.
İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.[3]
Gönüllerini parlatanlar, renk ve kokudan kurtuldu; her an durmaksızın güzellik görürler.
Bilimin şeklini ve kabuğunu bıraktılar, görerek kesin inanma sancağını yükseltmişlerdir.
Fikir gitti, aydınlık buldular; tanıklığın kaynağını ve denizini buldular.[4]
Beyin ve gönül olmadan düşünceyle doluydular; ordusuz ve savaşsız zafere erdiler.
O apaçık görme, onlara göre düşüncedir; yoksa uzak olanlara göre görmektir.
Düşünce, geçmiş ve gelecekten olur. Bu ikisinden kurtulunca güçlük çözülür.
Her nitelikliyi niteliksizken görmüşlerdir. Madenden önce gerçeği ve sahteyi görmüşlerdir.[5]
Yine diyordu: “İhtiyat, senin kötü düşünmendir. Kötü düşünceli olmayan, nasıl sağlam kalır?”[6]
Düşünceyi kapıp götürmesi için hayret gerekir; hayret, fikri ve zikri yer.[7]
Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler.
Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır.
Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey!
Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et.
Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.[8]
Düşüncede ilk olan, işte sonra ortaya çıkar; özellikle de ezel vasfı bulunan düşünce olursa.[9]
Çünkü heves, hırs doludur ve bulunduğu anı görür; aklın düşüncesi, dün günüdür.[10]
İnek, kasaplardan haberdar olsaydı, onların peşinde o dükkâna nasıl giderdi? Veya onların avucundan ot yer miydi veya okşamalarıyla onlara süt verir miydi? Yeseydi, otun amacından haberdar olsaydı o otu nasıl hazmederdi? Öyleyse bu dünyanın direği bizatihigaflettir. Devlet nedir? Bu "dev (koş)", "let (dayak)" ile birliktedir. Öncesinde koş, koş; sonunda dayak ye; bu viranede eşek ölümünden başka bir şey yoktur. Senin elinle ciddiyetle tutuğun işin ayıbı şimdi sana örtülüdür. Allah, ayıbını senden gizlediği için kendini işine verebiliyorsun. Aynı şekilde hararetle bağlı bulunduğun düşüncenin ayıbı senden gizlidir. Onun ayıbı ve çirkinliği sana aşikâr olsaydı canın, ondan âlemin bir ucundan diğer ucuna kaçardı. Sonuçta kendisinden pişman olacağın durum, öncesinde bu şekilde olsa ona nasıl koşarsın?==Notlar ==
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 1048-1049)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2475-2477)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3277-3285)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3491-3493)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 174-177)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 231)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1116)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3488-3492)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 529)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1259)