"Taş" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k (Sayfa oluşturdu, içeriği: '==Göndermeler== === Mevlânâ'dan === {{:Mesnevi 000119}} ==Notlar == <references/> Category:Mevlânâ')
 
k
 
(Aynı kullanıcının aradaki diğer 4 değişikliği gösterilmiyor)
1. satır: 1. satır:
 
==Göndermeler==
 
==Göndermeler==
 
=== Mevlânâ'dan ===
 
=== Mevlânâ'dan ===
 +
{{:Mesnevi 000166}}
 +
{{:Mesnevi 000150}}
 
{{:Mesnevi 000119}}
 
{{:Mesnevi 000119}}
 +
{{:Mesnevi 000206}}
 +
{{:Mesnevi 000221}}
 +
===Diğer===
 +
{{:Hodgson 000001}}
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 
[[Category:Mevlânâ]]
 
[[Category:Mevlânâ]]

10.09, 2 Ekim 2021 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Göndermeler[düzenle]

Mevlânâ'dan[düzenle]

Başını koydu, uykuya daldı, rüya gördü: Hak'tan ona bir nida geldi, canı onu duydu.

Her sesin ve nağmenin aslı olan sesi. Ses bizzat odur ve bu gerisi yankıdır.

Türk, Kürt, Farsi ve Arap, bu sesi kulak ve dudak olmadan anlamışlardır.

Türk, Tacik ve Zenci'nin ne yeri var? O nidayı odun ve taş anlamıştır.[1]

Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.

Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.

Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.

Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.

Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misafir bize aldanmasın.

On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.

Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.

Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.

Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.

Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.

Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.

Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hakk onun önüne bir kemik atmadı.

O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.

Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”

İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.

İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:

Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?

Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[2]

Ey kerem sahipleri! Mescid-i Aksâ yapın. Zira Süleyman tekrar geldi; vesselâm.

Cinler ve periler bundan geri durursa, melekler hepsini çembere alır.

Süleyman gibi ol da, cinlerin senin köşkün için taş kessin.

Süleyman gibi vesvesesiz ve hilesiz ol; o zaman cin ve dev buyruğuna uyar.

Senin yüzüğün bu gönüldür; dikkat et de, yüzük cinin avı olmasın.

O zaman cin, yüzükle senin üzerinde sürekli Süleymanlık eder. Sakın! Vesselâm.

Ey gönül! O Süleymanlık ortadan kalkmamıştır; senin başında ve kalbinde Süleymanlık edici vardır.

Cin de bir zaman Süleymanlık eder; fakat her dokumacı nasıl atlas dokur?

Elini onun eli gibi hareket ettirir, ancak onların arasında iyice fark vardır.[3]

Veya dalgıçlar gibi; suyu dibinde herkes aceleyle bir şey toplar.

Mücevher ve iri inci ümidiyle onu bunu torbaya doldururlar.

Derin denizin dibinden yukarı çıktıklarında büyük incinin sahibi belli olur;

Biri küçük inci getirmiştir; diğeri taş parçası ve boncuk getirmiştir.[4]

Peygamber dedi: "Taştan ve dağdan da olsanız şu üç bölüğe acıyın.

Reislikten sonra zelil olan kişi; parasız kalan zengin;

Ve üçüncüsü dünyada aptallar arasında belaya düşmüş bilgin."

Çünkü şereften alçaklığa düşmek, bedenden bir uzvun kesilmesi gibidir.[5]

Diğer[düzenle]

At first it was the temple that was the focus of whatever high culture there was. At the temples in ancient Sumeria, where urban life began in the fourth millennium BC, the work of controlling the local flooding and providing for the drought of the Mesopotamian alluvial plain was carried on under the learned priests, who in turn disposed of the surplus. It was they who sent out traders to bring in exotic goods necessary to the developing exploitation of the plain, fertile but lacking in minerals and even stone. When disputes arose with rival towns, perhaps over control of the trade, they organized the fighting men. But then as warfare became more elaborate -each town trying to outdo the others- military affairs and the general control of the town fell into the hands of non-priestly specialists: kings and their dependents. The royal court became a second focus of high culture alongside the temple, and was based like it upon agricultural production. Its revenue, in whatever form it took it, may be called taxes, which came chiefly from the land. Much more gradually, at last, the traders too became independent merchants, doing business on their own account and gaining enough profit to share, if more modestly and indirectly than temple or court, in the revenue of the land. When this happened, rich merchants too became patrons of the arts and the market became a third focus of high culture.[6]

Notlar[düzenle]

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2108-2109)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1145-1154)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 331-334)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 825-827)
  6. Hodgson, Marshall G. S. (2009). The Venture of Islam, Volume 1. Chicago IL: University of Chicago Press. s. 106-107.