"Din" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
| − | === | + | === Mevlânâ'dan === |
| − | + | Duygu gören gözüne toprak saç; duygu gözü, [[akıl|akl]]ın ve dinin düşmanıdır.<br> | |
| − | + | Allah duygu gözünü kör diye isimlendirdi; ona putperest dedi; bizim [[zıt|zıd]]dımız diye adlandırdı.<br> | |
| − | + | Çünkü o köpük gördü, ama denizi görmedi; çünkü mevcut anı gördü, ama yarını görmedi.<br> | |
| − | + | Yarının ve bulunulan anın efendisi, onun önünde; oysa bir hazineden mangırdan başka bir şey görmüyor.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1599-1602)</ref> | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
---- | ---- | ||
| − | + | Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin [[ticaret]]inde ne kâr vardır, ne de ziyan.<br> | |
| − | + | Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur.<br> | |
| − | + | Çünkü bütün [[iş]]ler [[ümit]] üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun.<br> | |
| − | + | Burada [[ümit]]ten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir.<br> | |
| − | + | Boyunları [[çalışma]]ktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, [[ümit]] ve [[beklenti]]dir.<br> | |
| − | + | Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk [[ümit]] ve [[beklenti]]siyle koşar.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3088-3093)</ref> | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
---- | ---- | ||
| − | + | O, o caminin temelini koyduğunda [[cin]] ve [[insan]]lar gelip [[iş]]e girişti,<br> | |
| − | + | [[Kul]]ların [[ibadet]] [[yol]]unda oldukları gibi bir bölüğü [[aşk]]la ve bir bölüğü de [[isteksiz]].<br> | |
| − | + | [[Halk]] [[cin]]lerdir, [[şehvet]] de [[zincir]]; [[şehvet]] onları [[dükkân]]a ve ota çekip götürür.<br> | |
| − | + | Bu zincir [[korku]] ve [[şaşkınlık]]tandır. Sen, bu [[halk]]ı zincirsiz görme.<br> | |
| − | + | Onları [[kazanç|kazanc]]a ve [[av]]a çekip götürür; onları [[maden]]e ve [[deniz]]lere götürür.<br> | |
| − | + | Onları [[iyi]] ve [[kötü]] yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."<ref>(Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)</ref><br> | |
| − | + | Boyunlarına ip bağladık; [[ahlâk]]larından ip yaptık.<br> | |
| − | + | [[Amel defteri]] boynuna asılı olmayan hiçbir [[ahlâk]]ı bozuk ve [[ahlâk]]ı temiz kişi yoktur.<br> | |
| − | + | Senin [[kötü]] [[iş]]teki [[hırs]]ın, [[ateş]] gibidir. Kor [[ateş]], [[ateş]]in hoş renginden dolayı hoştur.<br> | |
| − | + | [[Kömür]]ün o siyahlığı [[ateş]]te gizlidir; [[ateş]] gittiğinde [[karanlık|karanlığ]]ı ortaya çıkar.<br> | |
| − | + | Siyah [[kömür]] senin [[hırs]]ından kor [[ateş]] olur; [[hırs]]ın gittiğinde o bozuk [[kömür]] ortada kalır.<br> | |
| − | + | O anda o [[kömür]], kor [[ateş]] görünüyordu; bu, [[iş]]in [[güzellik|güzelliğ]]inden değildi, [[hırs]] [[ateş]]iydi.<br> | |
| − | + | [[Hırs]] senin [[iş]]ini süslemişti; [[hırs]] gitti ve [[iş]]in kara kaldı.<br> | |
| − | + | [[Ahmak]] olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.<br> | |
| − | + | [[Can]]ı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.<br> | |
| − | + | O [[tuzak]], [[heves]]inden dolayı yem görünüyordu; -bu,- [[hırs]] gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.<br> | |
| − | + | Din ve [[hayır]] [[iş]]inde [[hırs]] ara; [[hırs]] kalmazsa, -bu işler yine- [[güzel]] yüzlüdür.<br> | |
| − | + | [[Hayır]]lar [[güzel]]dir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; [[hırs]] [[ateş]]i giderse [[hayır]] [[ateş]]i kalır.<br> | |
| − | + | [[Dünya]] [[iş]]inde [[hırs]] [[ateş]]i gidince, parlak kor [[ateş]]ten -geriye- [[kömür]] kalmış olur.<br> | |
| − | + | [[Hırs]], [[çocuk]]ları aldatır da [[gönül]] [[zevk]]inden eteklerini -at gibi- sürerler.<br> | |
| − | + | [[Çocuk]]tan o [[kötü]] [[hırs]] gidince, diğer [[çocuk]]lara güler:<br> | |
| − | + | "Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)</ref> | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
09.44, 7 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
Duygu gören gözüne toprak saç; duygu gözü, aklın ve dinin düşmanıdır.
Allah duygu gözünü kör diye isimlendirdi; ona putperest dedi; bizim zıddımız diye adlandırdı.
Çünkü o köpük gördü, ama denizi görmedi; çünkü mevcut anı gördü, ama yarını görmedi.
Yarının ve bulunulan anın efendisi, onun önünde; oysa bir hazineden mangırdan başka bir şey görmüyor.[1]
Korkak tabiatlı, cam canlı tacirin ticaretinde ne kâr vardır, ne de ziyan.
Hatta ziyanı vardır, çünkü mahrumdur ve hordur; şule yutan, ışık bulur.
Çünkü bütün işler ümit üzeredir; din işi evlâdır; bununla kurtulursun.
Burada ümitten başka kapı çalmaya izin yoktur. Allah doğruyu daha iyi bilir.
Boyunları çalışmaktan iğ gibi olsa da kişileri mesleklere çağıran, ümit ve beklentidir.
Kişi sabahleyin dükkâna giderken, rızk ümit ve beklentisiyle koşar.[2]
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,
Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.
Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.
Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.
Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür.
Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[3]
Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.
Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.
Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.
Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.
Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.
O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.
Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.
Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.
Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.
O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.
Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.
Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.
Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.
Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.
Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:
"Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[4]
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 1599-1602)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3088-3093)
- ↑ (Kur'ân-ı Kerim, Leheb, 111/5)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1113-1134)