"Dükkân" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
=== Mevlânâ'dan === | === Mevlânâ'dan === | ||
| − | + | Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?<br> | |
| − | + | Onun taşımasına [[değer]] şey, [[sabır]] ve [[şükür]] yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.<br> | |
| − | + | Hiçbir [[günah]]kâr başkasının [[günah]]ını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.<br> | |
| − | + | Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:<br> | |
| − | + | “Şu filan ansızın [[define]] buldu, ben aynısını istiyorum, ne [[iş]] ne dükkân” demek gibi.<br> | |
| − | + | Bu, [[talih]] işidir. O da [[nadir]]dir. Beden güçlü oldukça [[kazanç|kazanmak]] gerekir.<br> | |
| − | + | [[kazanç|Kazanmak]] [[define]]ye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, [[define]] bizzat ardındadır.<br> | |
| − | + | Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e [[tutsak]] olmayasın.<br> | |
| − | + | Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, [[münafık]]lıktandır" dedi.<br> | |
| − | + | Zira o [[münafık]] «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak [[hasret]] elde etti.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.(2. kitap, 726-735)</ref> | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
---- | ---- | ||
O, o caminin temelini koyduğunda [[cin]] ve [[insan]]lar gelip [[iş]]e girişti,<br> | O, o caminin temelini koyduğunda [[cin]] ve [[insan]]lar gelip [[iş]]e girişti,<br> | ||
[[Kul]]ların [[ibadet]] [[yol]]unda oldukları gibi bir bölüğü [[aşk]]la ve bir bölüğü de [[isteksiz]].<br> | [[Kul]]ların [[ibadet]] [[yol]]unda oldukları gibi bir bölüğü [[aşk]]la ve bir bölüğü de [[isteksiz]].<br> | ||
| − | [[Halk]] [[cin]]lerdir, [[şehvet]] de [[zincir]]; [[şehvet]] onları | + | [[Halk]] [[cin]]lerdir, [[şehvet]] de [[zincir]]; [[şehvet]] onları dükkâna ve ota çekip götürür.<br> |
Bu zincir [[korku]] ve [[şaşkınlık]]tandır. Sen, bu [[halk]]ı zincirsiz görme.<br> | Bu zincir [[korku]] ve [[şaşkınlık]]tandır. Sen, bu [[halk]]ı zincirsiz görme.<br> | ||
Onları [[kazanç|kazanc]]a ve [[av]]a çekip götürür; onları [[maden]]e ve [[deniz]]lere götürür.<br> | Onları [[kazanç|kazanc]]a ve [[av]]a çekip götürür; onları [[maden]]e ve [[deniz]]lere götürür.<br> | ||
08.59, 7 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
Senin nefis eşeğin gitti. Onu bir çiviye bağla. Ne zamana kadar iş ve yükten kaçacak, ne zamana kadar?
Onun taşımasına değer şey, sabır ve şükür yüküdür; ister yüz yıl süresince, ister otuz, yirmi yılda.
Hiçbir günahkâr başkasının günahını almaz; hiç kimse bir şey ekmedikçe biçemez.
Ham tamahtır bu. Ey oğul! Ham yeme. Ham yemek insanda hastalık yapar:
“Şu filan ansızın define buldu, ben aynısını istiyorum, ne iş ne dükkân” demek gibi.
Bu, talih işidir. O da nadirdir. Beden güçlü oldukça kazanmak gerekir.
Kazanmak defineye nasıl mani olur? İşten ayağını çekme, define bizzat ardındadır.
Bu şekilde, “Bunu yapsaydım ya da şu diğerini” diye «eğer»e tutsak olmayasın.
Çünkü uyumlu peygamber «eğer» demekten menetti ve "O, münafıklıktandır" dedi.
Zira o münafık «eğer» diyerek öldü ve «eğer» demekten ancak hasret elde etti.[1]
O, o caminin temelini koyduğunda cin ve insanlar gelip işe girişti,
Kulların ibadet yolunda oldukları gibi bir bölüğü aşkla ve bir bölüğü de isteksiz.
Halk cinlerdir, şehvet de zincir; şehvet onları dükkâna ve ota çekip götürür.
Bu zincir korku ve şaşkınlıktandır. Sen, bu halkı zincirsiz görme.
Onları kazanca ve ava çekip götürür; onları madene ve denizlere götürür.
Onları iyi ve kötü yöne götürür. Hak dedi: "Boynunda hurma lifinden bir ip var."[2]
Boyunlarına ip bağladık; ahlâklarından ip yaptık.
Amel defteri boynuna asılı olmayan hiçbir ahlâkı bozuk ve ahlâkı temiz kişi yoktur.
Senin kötü işteki hırsın, ateş gibidir. Kor ateş, ateşin hoş renginden dolayı hoştur.
Kömürün o siyahlığı ateşte gizlidir; ateş gittiğinde karanlığı ortaya çıkar.
Siyah kömür senin hırsından kor ateş olur; hırsın gittiğinde o bozuk kömür ortada kalır.
O anda o kömür, kor ateş görünüyordu; bu, işin güzelliğinden değildi, hırs ateşiydi.
Hırs senin işini süslemişti; hırs gitti ve işin kara kaldı.
Ahmak olan kişi gulyabaninin süslediği ham şeyi, olgun sanır.
Canı onu deneyince, denemesinden dolayı dişleri kamaşır.
O tuzak, hevesinden dolayı yem görünüyordu; -bu,- hırs gulyabanisinin etkisiydi ve o tam hamdı.
Din ve hayır işinde hırs ara; hırs kalmazsa, -bu işler yine- güzel yüzlüdür.
Hayırlar güzeldir; -bu,- başkasının etkisiyle değildir; hırs ateşi giderse hayır ateşi kalır.
Dünya işinde hırs ateşi gidince, parlak kor ateşten -geriye- kömür kalmış olur.
Hırs, çocukları aldatır da gönül zevkinden eteklerini -at gibi- sürerler.
Çocuktan o kötü hırs gidince, diğer çocuklara güler:
"Ne yapıyordum? Bunda ne görüyordum? Sirke, hırsın etkisiyle bal göründü."[3]