"Hakikat" sayfasının sürümleri arasındaki fark
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
k |
k |
||
| 4. satır: | 4. satır: | ||
=== İmam-ı Gazali'den === | === İmam-ı Gazali'den === | ||
{{:Gazali:00005}} | {{:Gazali:00005}} | ||
| + | {{:Gazali:00016}} | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Gazali]] | [[Category:Gazali]] | ||
[[Category:Hallac-ı Mansur]] | [[Category:Hallac-ı Mansur]] | ||
08.39, 22 Şubat 2010 tarihindeki hâli
Göndermeler
Hallac-ı Mansur'dan
| “Bu yüzden söyledi Mûsa: «Belki size getiririm ondan bir haber..»
Mühtedî haberle tatmin oluyor diye muktedî eserle nasıl doysun. Ağaçtan. Tûr cânibinden! Hayır! O ne ağaçtan dinlemiştir, ne çölden, ne fezâdan... Ben, işte bu ağaca benzerim! Hâkikat nedir? O da mahlûk. Mahluku bırak ki sen O olasın, O da «sen» olsun: Hakîkat yönünden. Ben vasfediciyim, Mevsûf da vasfedicidir. Vasfeden hakîkati anlatır. Peki mevsuftan ne haber?”[1] |
İmam-ı Gazali'den
| Nefsim sıhhat ve itidal haline avdet etti. Akli zaruretler emniyet ve yakîn üzere makbul ve itimada şayan olarak rücu´ etti. Bu seziş ve bu safsatadan kurtuluş bir delil veya bir istidlâl tertibi ile değil, ancak Allah'ın kalbime ilka´ ettiği bir nur ile olmuştur. Bu nur birçok bilgi kapılarının anahtarıdır. Her kim bir şeyinhakikatini keşf ve anlamının sırf delillere mütevakkıf olduğunu zannederse muhakkak ki, Allahın geniş ve sonsuz rahmetini daraltmış olur.[2] |
| İşte bu, aklı zayıf olanların âdetidir. Hakk´ı adam ile tanırlar da adamı hak ile tanımazlar. Akıl sahibi olan kimse bu husuta akıllıların ulusu Hz. Ali (R. A.) e uyar. O şöyle buyurmuştur: «Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakk´ı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın» Şu haldeakıllı kimse hakkı tanır. Sonra işittiği söze bakar. O söz hak ise kabul eder, Söyleyen ister bozuk fikirli olsun, ister doğru fikirli hattâ çok defa sapık fikirlilerin sözlerinden hakikatı aramaya uğraşır. Bilir ki, altın madeninin çıktığı yer topraktır. Bir sarrafın kendi anlayışına itimadı oldukça kalpazanın kesesine elini sokup halis altını kalpından ayırarak çıkarmasında bir zarar düşünülemez. Kalpazanla muamelede ancak köylü zarar görür, sanatının ehli olan sarraf değil. Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, dualı ve efsulu ya´ni yılan tutmakta mahareti olan menedilmez. Hayatıma yemin ederim ki insanların çoğu hakk´ı batıldan doğruyu eğriden ayırmak hususunda kendilerinin mahir ve hâzık olduklarını zannederler. Bu itibarla mümkün olduğu kadar hepsini sapıkların kitaplarını mütalâa etmekten menetmek, kapıyı kapamak vacip olmuştur.[3] |