DrOS'un not defteri sitesinden
(Peasant sayfasından yönlendirildi)
Gezinti kısmına atla
Arama kısmına atla
İmam-ı Gazali'den[düzenle]
| İşte bu, aklı zayıf olanların âdetidir. Hakk´ı adam ile tanırlar da adamı hak ile tanımazlar. Akıl sahibi olan kimse bu husuta akıllıların ulusu Hz. Ali (R. A.) e uyar. O şöyle buyurmuştur: «Hakkı adamla bilemezsin. Önce hakk´ı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın» Şu haldeakıllı kimse hakkı tanır. Sonra işittiği söze bakar. O söz hak ise kabul eder, Söyleyen ister bozuk fikirli olsun, ister doğru fikirli hattâ çok defa sapık fikirlilerin sözlerinden hakikatı aramaya uğraşır. Bilir ki, altın madeninin çıktığı yer topraktır. Bir sarrafın kendi anlayışına itimadı oldukça kalpazanın kesesine elini sokup halis altını kalpından ayırarak çıkarmasında bir zarar düşünülemez. Kalpazanla muamelede ancak köylü zarar görür, sanatının ehli olan sarraf değil. Yılana dokunmaktan çocuk men edilir, dualı ve efsulu ya´ni yılan tutmakta mahareti olan menedilmez. Hayatıma yemin ederim ki insanların çoğu hakk´ı batıldan doğruyu eğriden ayırmak hususunda kendilerinin mahir ve hâzık olduklarını zannederler. Bu itibarla mümkün olduğu kadar hepsini sapıkların kitaplarını mütalâa etmekten menetmek, kapıyı kapamak vacip olmuştur.[1]
|
|
Efendisi için angarya ile yükümlü olan bir köylüyü ele alalım. Bu köylü, söz gelişi haftanın üç günü kendi üretim araçları ile kendi tarlası üzerinde çalışır, geriye kalan üç gün ise efendisinin malikânesinde çalışmak zorundadır. Köylümüz kendi emek fonunu sürekli olarak kendisi üretir ve bu fon onun karşısında asla emeğinin karşılığı olarak bir üçüncü kişi tarafından ödenen para biçimini almaz. Günün birinde efendinin aklına eser de bunlar benimdir diyerek tarlayı, hayvanları, tohumları, kısaca, köylünün üretim araçlarını kendisine mal ederse, o andan itibaren köylümüz emek gücünü efendiye satma zorunluluğu ile karşı karşıya kalır. Diğer her şey aynı kalmak koşuluyla, köylü, eskiden olduğu gibi, haftanın 6 günü, 3 gün kendisi için, geriye kalan 3 gün, şimdi ücret ödeyen efendi haline gelmiş olan eski haraççı efendiye çalışır. Köylümüz, bu durumda da, üretim araçlarını üretim araçları olarak kullanır ve bunların değerlerini ürüne aktarır. Ürünün belli bir kısmı eskiden olduğu gibi gene yeniden üretim için ayrılır. Ne var ki, angarya işi ücretli iş haline geldiği andan itibaren, eskiden olduğu gibi angarya işini yapan köylü tarafından üretilen ve yeniden üretilen emek fonu şimdi kendisine efendi tarafından avans verilen sermaye biçimine girer. Daracık kafası bir görünüş biçimi ile bu biçimde yansıyan asıl şeyi birbirinden ayırma yeteneğinden yoksun olan burjuva iktisatçısı, emek fonunun bugün bile yeryüzünde ancak istisnai olarak sermaye biçiminde boy verdiği olgusuna gözlerini kapatır.[2]
|
| All three foci of high culture depended on the condition of agriculture. The basis of temple and court was agrarian in that their wealth and power presupposed chiefly arrangements concerning agricultural production. The market depended on agriculture less directly than did temple or court, for the traders brought goods from afar subject to other hazards than that of the local weather, and (provided there were sufficient stored savings) sold their goods in lean years as in fat. Yet, in the long run, the merchants too depended on the state of agriculture and their profits presupposed the peasants' surplus. Even when, as in Syria, mercantile city-states arose which depended primarily on distant trading by sea and land, their trade depended so intimately on the agrarian societies about them that both morally and materially they too lived ultimately from the peasants. Even the pastoralists, including the desert nomads, who depended on the agriculturists for much of their food and goods, were part of the same social complex. Accordingly, the type of social order which was introduced into the agricultural regions (and the areas dependent on them) with the rise of cities may be called agrarian-based or (to be more comprehensive) agrarianate citied society. (I say 'citied', not 'urban', because the society included the peasants, who were not urban though their life reflected the presence of cities.)[3]
|
- ↑ Gazali (1108), El Munkızu Min-ed Dalâl, İstanbul: Cağaloğlu Yayınevi, 1963, s. 43-44
- ↑ Marx, Karl (2011). Kapital, 1. Cilt. Almancadan çevirenler Mehmet Selik ve Nail Satlıgan. İstanbul: Yordam Kitap. s. 549-550.
- ↑ Hodgson, Marshall G. S. (2009). The Venture of Islam, Volume 1. Chicago IL: University of Chicago Press. s. 107.