"Gönül" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
|||
| 99. satır: | 99. satır: | ||
---- | ---- | ||
[2/3622] “İşte doğru; gönülden kabul ettim” dedi. Eğri, eğrilerin yanında doğru görünür. | [2/3622] “İşte doğru; gönülden kabul ettim” dedi. Eğri, eğrilerin yanında doğru görünür. | ||
| + | ---- | ||
| + | [3/3488] Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler. | ||
| + | |||
| + | [3/3489] Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır. | ||
| + | |||
| + | [3/3490] Her ikisi [[gönül]] çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey! | ||
| + | |||
| + | [3/3491] Sen [[gönül]] sarrafıysan [[düşünce]]yi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et. | ||
| + | |||
| + | [3/3492] Bu iki [[düşünce]]yi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma. | ||
| + | |||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
06.23, 25 Eylül 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mesnevi'den[1]
[1/175] Gönlün, sırrını mezarı olursa muradın daha kolay gerçekleşir.
[1/176] Peygamber, “Sırrını gizleyen muradıyla çabuk buluşur,” dedi.
[1/177] Tohum toprak içinde gizlenince, gizlenmesi bahçenin yeşillenmesine sebep olur.
[1/178] Altın ve gümüş gizli olmasalardı, madende nasıl oluşurlardı.
[1/1208] Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.
[1/1209] Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.
[1/1131] Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.
[1/2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.
[1/2266] Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.
[1/2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.
[1/2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.
[1/2269] Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.
[1/2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.
[1/2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.
[1/2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.
[1/2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.
[1/2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.
[1/2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.
[1/2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.
[1/2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.
[1/2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”
[1/2279] İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.
[1/2280] İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?
[1/2433] Peygamber dedi: “Kadın akıllılara ve gönül sahiplerine tam galip gelir.
[1/2434] Cahillerse kadına üstün olur, çünkü onlar sert ve serkeş davranır.”
[1/3080] İster iki ayaklı, ister dört ayaklı olsun, bir tane kesen iki ağızlı makas gibi yol alır.
[1/3081] O iki ortak çamaşırcıya bak, görünüşte onunla bunun ihtilafı vardır.
[1/3082] Biri çamaşırı suya sokar, diğer ortak onu kurular.
[1/3083] O, kuru çamaşırı tekrar ıslatır. Sanki kavgayla tersini yapmaktadır.
[1/3084] Fakat kavga görüntüsündeki bu iki zıt, hoşnutluk içinde bir gönül ve bir iştir.
[1/3277] Felsefeci fikir ve zannında inkârcı olur; gitsin, başını o duvara vursun.
[1/3278] Suyun, toprağın ve çamurun konuşması, gönül ehlinin duyularınca hissedilir.
[1/3279] Hannâne direğinin inlemesini inkâr eden felsefeci, velilerin hislerine yabancıdır.
[1/3280] O der ki: “Halkın sevda ışığı, halkın görüşüne çok hayaller getirdi.”
[1/3281] Daha öte, o fesat ve küfrün yansıması, bu inkârcı düşünceyi ona yükledi.
[1/3282] Felsefeci şeytanı inkâr eder, aynı anda şeytanın oyuncağı olur.
[1/3283] Şeytanı görmedinse, kendini gör. Delilik olmadan alında morluk bulunmaz.
[1/3284] Gönlünde şüphe ve şaşkınlık bulunan, dünyada gizli felsefecidir.
[1/3285] İnanır görünür, fakat zaman zaman o felsefe damarı yüzünü karartır.
[1/3491] Gönüllerini parlatanlar, renk ve kokudan kurtuldu; her an durmaksızın güzellik görürler.
[1/3492] Bilimin şeklini ve kabuğunu bıraktılar, görerek kesin inanma sancağını yükseltmişlerdir.
[1/3493] Fikir gitti, aydınlık buldular; tanıklığın kaynağını ve denizini buldular.
[2/174] Beyin ve gönül olmadan düşünceyle doluydular; ordusuz ve savaşsız zafere erdiler.
[2/174] O apaçık görme, onlara göre düşüncedir; yoksa uzak olanlara göre görmektir.
[2/174] Düşünce, geçmiş ve gelecekten olur. Bu ikisinden kurtulunca güçlük çözülür.
[2/174] Her nitelikliyi niteliksizken görmüşlerdir. Madenden önce gerçeği ve sahteyi görmüşlerdir.
[2/3622] “İşte doğru; gönülden kabul ettim” dedi. Eğri, eğrilerin yanında doğru görünür.
[3/3488] Her biri kendi aslına bağlıdır; ihtiyatlı ol, birbirine benzerler.
[3/3489] Nitekim vesvese ve Elest vahyi; her ikisi akılla anlaşılır, fakat fark vardır.
[3/3490] Her ikisi gönül çarşısının tellallarıdır, mallarını överler. Ey bey!
[3/3491] Sen gönül sarrafıysan düşünceyi tanı. İki düşüncenin sırrını, esirci gibi ayırt et.
[3/3492] Bu iki düşünceyi şüpheden bilmiyorsan, “Aldatmaca yok” de; koşma ve koşturma.
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.