"Sınır" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
 
(Aynı kullanıcının aradaki bir diğer değişikliği gösterilmiyor)
6. satır: 6. satır:
  
 
{{:Mansur:000010}}
 
{{:Mansur:000010}}
 +
=== İmam-ı Gazali'den ===
 +
{{:Gazali:00041}}
 +
{{:Gazali:00030}}
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 +
[[Category:Gazali]]
 
[[Category:Hallac-ı Mansur]]
 
[[Category:Hallac-ı Mansur]]

09.33, 28 Ocak 2011 itibarı ile sayfanın şu anki hâli

Göndermeler[düzenle]

Hallac-ı Mansur'dan[düzenle]

“Bütün söylenenler sınırdır.”[1]
Saymak sınırlamaktır.”[2]
Saymaksızın tektir O. Sınır ve sayıyla ilişkili «bir» değildir O. Başlangıç ve son Ona ilişemez.”[3]

İmam-ı Gazali'den[düzenle]

[ Filozoflar] “Âlemin ötesinde doluluk ve boşluk yoktur, ayet siz [[[kelâmcı]]lar] ‘dış’ lafzıyla onun en üst yüzeyini kastediyorsanız onun bir dışı vardır; başka bir şeyi kastediyorsanız onun dışı yoktur” diyeceklerdir. Aynı şekilde şayet bize “Âlemin varoluşu için bir önde var mıdır?” denirlirse biz deriz ki: Bununla âlemin varoluşunun bir başlangıcı yani bir başlangıç noktası mı kastediliyor? Şayet böyleyse, tıpkı âlemin açık sınır ve yüzeysel kesiti anlamında bir “dış”ının bulunması gibi, onun için bir “önce” de söz konusudur. Eğer ”önce” ile bir başka şeyi kastediyorsanız, âlem için bir “önce” söz konusu değildir. Nitekim “âlemin dışı” ifadesiyle yüzeyden başka bir şey kastedildiğinde de “âlemin dışı yoktur” denir. Şayet “Öncesi olmayan bir varlığın başlangıcı düşünülemez” denilecek olursa, buna karşı, “Dışı olmayan cismin varlığının sonu da düşünülemez; eğer onun dışı, kesiti anlamıda yüzeyidir başka bir şey değil” denilirse biz de “Onun öncesi, anlamında varlığın başlangıcıdır başka bir şey değil” deriz.[4]
İmdi ben,akran ve emsallerinden zekâ ve anlayışça üstün olduğuna inanan birtakım kimseler gördüm.Bunlar, İslâm'ın ibadet olareak öngördüğü vazifeleri terk ediyor, dinin namaz kılmak ve yasaklardan kaçınmak türünden emirlerini küçümsüyor, şeriatın buyruklarını ve koyduğu sınırları önemsemiyor, onun "dur" dediği yerde durmayarak çeşitli zan ve şüphelerin etkisiyle din bağından tamamen sıyrılmış bulunuyorlardı. Bu konude onlar, "Allah'ın yolundan döndüren, onda eğrilik arayan ve aynı zamanda âhireti inkâr eden" [Hûd 11/19] bir topluluğu izliyorlardı.

Oysa bunların inkârlarının -Yahudi ve Hıristiyanlarınki gibi- duyum ve alışkanlıktan kaynaklanan taklitten başka bir dayanağı yoktur. Zira Yahudi ve Hıristiyanların çocukları İslâm dininin dışında yetişmişler, babaları ve ataları da aynı yolu izlemişlerdir. Din ve mezhepler üzerinde araştıma yapan bid`at ve keyfî görüş sahibi bir grup teorisyende olduğu gibi, onların da, doğru yoldan çıkaran şüphenin yol açtığı sürçmeden kaynaklanan teorik araştırmadan ve serap parıltısı gibi aldatıcı hallere kanmadan baika bir dayanakları yoktur. Onların inkâra sapmalarının esas kaynağı Sokrat, Hipokrat, Eflâtun, Aristoteles ve benzeri önemli isimleri duymuş olmaları; bu filozofları izleyen ve bu sebeple sapıtanlardan bir grubun, onların akıl güçlerini; yöntemlerinin güzelliğini; geometri, mantık, fizik ve metafizik hakkındaki bilgilerinin inceliğini; üstün zekâ ve anlayışa sahip oldukları için gizli meseleleri ortaya çıkarmada başkalarına baskın geldiklerini abartarak anlatmalarıdır. Onlar, bu filozofların, olgun akla ve birçok fazilete sahip olmakla birlikte, şeriatları ve inançları inkâr ettiklerine, din ve mezheplerin ayrıntılarını kabule yanaşmadıklarına, bunların oluşturulmuş kanunlar ve aldatıcı hilelerden ibaret olduğuna inandıkları yolunda bilgi naklettiler.[5]

Notlar[düzenle]

  1. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.131
  2. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.136
  3. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.140
  4. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.35-36
  5. Gazzalî, (109?), Filozofların Tutarsızlığı, Neşir ve Tercüme: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul: Klasik Yayınları, İkinci Basım 2009, s.1-2