Ebu el-Muğiz el-Hüseyn ibn Mansur el-Hallac

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler[düzenle]

“Hâmid bir an önce neticeye varmak için şöyle bir plân yaptı: Hallac'ı ulema huzurunda kızdırmak, deşmek ve «şerîat»e muhalif bir sözünü yakalayıp derhal idam fetvasını çıkarmak.

Bir meclis tertip edildi. Kadı Ebû Amr ile Hallac münazara edeceklerdi. Bu münazarada Hallac şöyle bir iddia öne sürdü: «Bir mü’min Hacc’a gitmek istese de gidemese, bu Hacc’ı evinde yapabilir. Şöyle : Önce tertemiz bir şey hazırlayıp bunun etrafında tavaf eder. Öteki icapları da yerine getirdikten sonra Hac için harcayacağı parayla yiyecek, giyecek vs. alır; yetim, dul ve öksüzlere dağıtır. Kendisi de onlara hizmet eder. Böylece Hac sevabını fazlasıyla almış olur...»

Kadı Ebû Amr sordu:

- Sen bu getvayı nereden aldın? Hallac:

- Hasan-i Basrî'nin İhlas risâlesinden. Kadı haykırdı:

- Yalan söylüyorsun ey kanı helâl... Ebu Amr, kızgınlık esnasında bu sözü sarfedince Vezîr Hâmid yüklendi:

- Al şu diviti, söylediğini yaz ve imzala! Ebû Amr, o sözün bir öfkelenme sonucu ağzından çıktığını söylediyse de dinletemedi. Vezir kalemi eline tutuşturup dediğini yazdırdı... İbn Hallikân ve Hatib-i Bağdadî'nin kaybettikleri bu hadise Hallac mevzuunda çok şey ifâde ediyor.”[1]

Hallac-ı Mansur'dan[düzenle]

“O hep varolacaktır. Renklerden önce anılıyordu, cevherlerden önce dillerdeydi. «Önce»den önceydi O; «Sonra»dan sonra da kalacaktır.”[2]
“Sanki ben, sanki ben... Ben sanki O'yum. Yahut O sanki Ben'dir. Benden çekinme eğer sen Ben'sen!

Ey zanlara esîr olan beni ben sanma! Ben, ben değilim. Ben, ben olmadım; ben olmayacağım.”[3]

“Başka delîl yok, yoktur başka delîl! Dikkat et ey alîl! Ve feylosof hikmetleri, Onun hikmeti yanında, kum tümseği gibi zelîl.”[4]
“Bu yüzden söyledi Mûsa: «Belki size getiririm ondan bir haber..»

Mühtedî haberle tatmin oluyor diye muktedî eserle nasıl doysun.

Ağaçtan. Tûr cânibinden! Hayır! O ne ağaçtan dinlemiştir, ne çölden, ne fezâdan...

Ben, işte bu ağaca benzerim!

Hâkikat nedir? O da mahlûk. Mahluku bırak ki sen O olasın, O da «sen» olsun: Hakîkat yönünden. Ben vasfediciyim, Mevsûf da vasfedicidir. Vasfeden hakîkati anlatır. Peki mevsuftan ne haber?”[5]

“Görünce Rabbimi gönül gözüyle

Sordum: Kimsin ey Sen? Dedi: Senim Ben.


Bulaşmamışsın hiç «nerde» sözüyle;

«Nerde»yle ilgili olmamışsın Sen!

Kuruntuya nasıp gelmemiş Hak'dan

Ki bilsin nerdedir zatın ey Mevlâ!

Bütün «nerdeler»i Sensin kuşatan;

Sen nerdesin? «Nerdesiz»ce uzakta.

Eriyip tükendi benimle fenâ

Yok oldum da ancak ulaştım Sana!”[6]

“Bütün mâsivadan yüz çevirdi... Şehirler, dostlar, sırlar, bakışlar, gözler, hâtıralar, eserler ve izler ...”[7]
“Bütün söylenenler sınırdır.”[8]
Saymak sınırlamaktır.”[9]
Saymaksızın tektir O. Sınır ve sayıyla ilişkili «bir» değildir O. Başlangıç ve son Ona ilişemez.”[10]
İkrar inkârın içinde gizlenmiş, inkâr ikrarın içinde: Bilmek, bilmemenin; bilmemek bilmenin çenberinde.

Bilmemek ârifin sıfatı, süsü; cehl şekli, sûreti. Ma'rifetin sûretine gelince o idraklerden gizlenmiş, kavrayışlardan yüz çevirmiştir.”[11]


Notlar[düzenle]

  1. Yaşar Nuri Öztürk, Hallâc-ı Mansur veEseri (Kitâb'üt-Tavâsin), İstanbul, 1976. s.29-30
  2. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.70
  3. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.80
  4. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.75
  5. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.86
  6. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.98-99
  7. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.100
  8. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.131
  9. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.136
  10. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.140
  11. Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.143