Siyaset

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 12.25, 18 Eylül 2011 tarihli sürüm
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler

Mevlânâ'dan

Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.
Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.
Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.
Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.
Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.
On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.
Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.
Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.
Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.
Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.
Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.
Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.
O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.
Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”
İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.
İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?[1]


Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!
Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.
Ben Demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.
Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.
Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.
Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.
Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.
Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.
Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.
Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!
Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”[2]


Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.
Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.
Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.[3]

Sürü geri dönünce, öncü olan keçi gelişte geride kalır.

Sondaki o topal keçi öne düşer; dönüşü asık suratları güldürür.[4]

....

Öyleyse önde olmayı arama. Bu yandan giderken topal ol; geri dönme vaktinde sen öncü ol.[5]

Şeytanların sesi, eşkıyanın bekçisidir; sultanın sesi, velilerin koruyucusudur.[6]

Şeytanların sesi, eşkıyanın bekçisidir; sultanın sesi, velilerin koruyucusudur.[7]


Önder ve rehber olan şeyhi bir mürit imtihan ederse o, eşektir.[8]

Önder ve rehber olan şeyhi bir mürit imtihan ederse o, eşektir.[9]


İnek, kasaplardan haberdar olsaydı, onların peşinde o dükkâna nasıl giderdi?
Veya onların avucundan ot yer miydi veya okşamalarıyla onlara süt verir miydi?
Yeseydi, otun amacından haberdar olsaydı o otu nasıl hazmederdi?
Öyleyse bu dünyanın direği bizatihi gaflettir. Devlet nedir? Bu "dev (koş)", "let (dayak)" ile birliktedir.
Öncesinde koş, koş; sonunda dayak ye; bu viranede eşek ölümünden başka bir şey yoktur.
Senin elinle ciddiyetle tutuğun işin ayıbı şimdi sana örtülüdür.
Allah, ayıbını senden gizlediği için kendini işine verebiliyorsun.
Aynı şekilde hararetle bağlı bulunduğun düşüncenin ayıbı senden gizlidir.
Onun ayıbı ve çirkinliği sana aşikâr olsaydı canın, ondan âlemin bir ucundan diğer ucuna kaçardı.
Sonuçta kendisinden pişman olacağın durum, öncesinde bu şekilde olsa ona nasıl koşarsın?[10]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2265-2282)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2545-2555)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3630-3632)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1119-1120)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1127)
  6. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 4341)
  7. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 4341)
  8. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 373)
  9. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 373)
  10. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1326-1335)