Acele

DrOS'un not defteri sitesinden
Osman (mesaj | katkılar) tarafından oluşturulmuş 11.01, 19 Eylül 2011 tarihli sürüm
(fark) ← Önceki hâli | Güncel sürüm (fark) | Sonraki hâli → (fark)
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler

Atasözü

Acele işe şeytan karışır.

Mevlânâ'dan

Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.

Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.

-Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.

Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.

Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”

İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.

Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.

-Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.

Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:

“O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”

-Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.

Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.

Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”[1]

Dedi ki,“beni doyur; zirâ ben kesinlikle açım ve acele et, vakit kesici bir kılıçtır.

Ey refîk! Sûfî ibnü´l-vakt olur; Yarın demek tarîkın koşulu değildir.”[2]

Bir garip aceleyle ev arıyordu. Bir dostu onu harap bir eve götürdü.

Dedi: “Eğer bunun tavanı olsaydı, benim yanımda evin olurdu.

Eğer ortada da başka bir odası olsaydı ailen de rahat ederdi.”

-Garip- “Dostların yanı iyidir. Fakat ey can! «Eğer»de oturulmaz” dedi.[3]

Çünkü şeytan, onu fakirlikle korkutur; sabır taşıyıcısını yaralayıp öldürür.

Kur'ân'dan dinle: Şeytan seni korkuturken şiddetli yoksullukla tehdit eder,

İnsanlık, sakinlik ve sevap olmadan, acele hâlde çirkince yemen ve çirkince kazanman için.[4]

Veya dalgıçlar gibi; suyu dibinde herkes aceleyle bir şey toplar.

Mücevher ve iri inci ümidiyle onu bunu torbaya doldururlar.

Derin denizin dibinden yukarı çıktıklarında büyük incinin sahibi belli olur;

Biri küçük inci getirmiştir; diğeri taş parçası ve boncuk getirmiştir.[5]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 957-969)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 132-133)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 736-739)
  4. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 60-62)
  5. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (5. kitap, 331-334)