"Süleyman" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
k
1. satır: 1. satır:
 
==Göndermeler==
 
==Göndermeler==
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> ===
+
=== Mevlânâ'dan ===
[1/957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın [[adliye]] sarayına koştu.
+
[[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın [[adliye]] sarayına koştu.<br>
 
+
[[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.<br>
[1/958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
+
-Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.<br>
 
+
Süleyman, “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.<br>
[1/959] -Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
+
Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”<br>
 
+
İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar.<br>
[1/960] Süleyman, “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
+
[[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil.<br>
 
+
-Süleyman- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.<br>
[1/961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
+
Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman [[Azrail]]'e dedi:<br>
 
+
“O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”<br>
[1/962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar.
+
-[[Azrail]]- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım.<br>
 
+
Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti.<br>
[1/963] [[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil.
+
[[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.”<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 957-969)</ref>
 
 
[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
 
 
 
[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman [[Azrail]]'e dedi:
 
 
 
[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
 
 
 
[1/967] -[[Azrail]]- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım.
 
 
 
[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti.
 
 
 
[1/969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.”
 
 
----
 
----
[1/1203] Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.
+
Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.<br>
 
+
[[Dil]]daş ve [[sır]]daşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.<br>
[1/1204] [[Dil]]daş ve [[sır]]daşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.
+
Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.<br>
 
+
Aynı [[dil]]i kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada [[tutsak]] gibidir.<br>
[1/1205] Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.
+
Nice aynı dili konuşan [[Hindu]] ve [[Türk]] vardır, nice [[yabancı]]lar gibi iki [[Türk]] vardır.<br>
 
+
Öyleyse yakınlık [[dil]]i bizatihi başkadır. [[Gönül]]daşlık, [[dil]]daşlıktan daha [[iyi]]dir.<br>
[1/1206] Aynı [[dil]]i kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada [[tutsak]] gibidir.
+
[[Gönül]]den konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1203-1209)</ref>
 
+
----
[1/1207] Nice aynı dili konuşan [[Hindu]] ve [[Türk]] vardır, nice [[yabancı]]lar gibi iki [[Türk]] vardır.
+
Ey kerem sahipleri! Mescid-i Aksâ yapın. Zira [[Süleyman]] tekrar geldi; vesselâm.<br>
 
+
[[Cin]]ler ve [[peri]]ler bundan geri durursa, [[melek]]ler hepsini çembere alır.<br>
[1/1208] Öyleyse yakınlık [[dil]]i bizatihi başkadır. [[Gönül]]daşlık, [[dil]]daşlıktan daha [[iyi]]dir.
+
[[Süleyman]] gibi ol da, [[cin]]lerin senin köşkün için taş kessin.<br>
 
+
[[Süleyman]] gibi [[vesvese]]siz ve [[hile]]siz ol; o zaman [[cin]] ve [[dev]] buyruğuna uyar.<br>
[1/1209] [[Gönül]]den konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.
+
Senin [[yüzük|yüzüğ]]ün bu [[gönül]]dür; dikkat et de, [[yüzük]] [[cin]]in [[av]]ı olmasın.<br>
 +
O zaman [[cin]], yüzükle senin üzerinde sürekli Süleymanlık eder. Sakın! Vesselâm.<br>
 +
Ey [[gönül]]! O [[Süleyman]]lık ortadan kalkmamıştır; senin başında ve kalbinde [[Süleyman]]lık edici vardır.<br>
 +
[[Cin]] de bir zaman [[Süleyman]]lık eder; fakat her dokumacı nasıl atlas dokur?<br>
 +
Elini onun eli gibi hareket ettirir, ancak onların arasında iyice [[fark]] vardır.<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1145-1154)</ref>
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>
 
[[Category:Mevlânâ]]
 
[[Category:Mevlânâ]]

11.11, 7 Kasım 2008 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mevlânâ'dan

Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
-Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
-Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
“O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
-Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”[1]


Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.
Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.
Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.
Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.
Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.
Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.
Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.[2]


Ey kerem sahipleri! Mescid-i Aksâ yapın. Zira Süleyman tekrar geldi; vesselâm.
Cinler ve periler bundan geri durursa, melekler hepsini çembere alır.
Süleyman gibi ol da, cinlerin senin köşkün için taş kessin.
Süleyman gibi vesvesesiz ve hilesiz ol; o zaman cin ve dev buyruğuna uyar.
Senin yüzüğün bu gönüldür; dikkat et de, yüzük cinin avı olmasın.
O zaman cin, yüzükle senin üzerinde sürekli Süleymanlık eder. Sakın! Vesselâm.
Ey gönül! O Süleymanlık ortadan kalkmamıştır; senin başında ve kalbinde Süleymanlık edici vardır.
Cin de bir zaman Süleymanlık eder; fakat her dokumacı nasıl atlas dokur?
Elini onun eli gibi hareket ettirir, ancak onların arasında iyice fark vardır.[3]

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 957-969)
  2. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1203-1209)
  3. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 1145-1154)