"Akıl" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 3. satır: | 3. satır: | ||
Akıl akıldan [[üstünlük|üstün]]dür. | Akıl akıldan [[üstünlük|üstün]]dür. | ||
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> === | === Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> === | ||
| − | [50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir. | + | [1/50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir. |
---- | ---- | ||
| − | [154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar. | + | [1/154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar. |
| − | [155] Sıçrar ve bu diken daha sağlam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir. | + | [1/155] Sıçrar ve bu diken daha sağlam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir. |
| − | [156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar. | + | [1/156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar. |
---- | ---- | ||
| − | [957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu. | + | [1/957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu. |
| − | [958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi. | + | [1/958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi. |
| − | [959] -Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi. | + | [1/959] -Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi. |
| − | [960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret. | + | [1/960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret. |
| − | [961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.” | + | [1/961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.” |
| − | [962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar. | + | [1/962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar. |
| − | [963] [[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil. | + | [1/963] [[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil. |
| − | [964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü. | + | [1/964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü. |
| − | [965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] [[Azrail]]'e dedi: | + | [1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] [[Azrail]]'e dedi: |
| − | [966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?” | + | [1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?” |
| − | [967] -[[Azrail]]- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım. | + | [1/967] -[[Azrail]]- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım. |
| − | [968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti. | + | [1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti. |
| − | [969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzak]]tır.” | + | [1/969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzak]]tır.” |
---- | ---- | ||
| − | [2052] Senin gizlide cüzî aklın var, dünyada bir aklı olgun kişi ara. | + | [1/2052] Senin gizlide cüzî aklın var, dünyada bir aklı olgun kişi ara. |
| − | [2053] Senin parçan onun bütününden bir bütün olur. Küllî akıl nefse boyun bağı gibidir. | + | [1/2053] Senin parçan onun bütününden bir bütün olur. Küllî akıl nefse boyun bağı gibidir. |
---- | ---- | ||
| − | [2215] [[İstek]] üstüne [[istek]] olmasaydı cüzî akıl, küll akıldan söz etmezdi. | + | [1/2215] [[İstek]] üstüne [[istek]] olmasaydı cüzî akıl, küll akıldan söz etmezdi. |
---- | ---- | ||
| − | [2497] Aklın deveci gibi, sense deve; acı [[buyruk]]la seni her tarafa çekiyor. | + | [1/2497] Aklın deveci gibi, sense deve; acı [[buyruk]]la seni her tarafa çekiyor. |
| − | [2498] [[Veli]]ler aklın aklıdır. Ve akıllar, -kervanda- sona dek develer gibi. | + | [1/2498] [[Veli]]ler aklın aklıdır. Ve akıllar, -kervanda- sona dek develer gibi. |
| − | [2499] Artık onlara ibret almak için bak. Yüz binlerin canı, bir [[kılavuz]]dur. | + | [1/2499] Artık onlara ibret almak için bak. Yüz binlerin canı, bir [[kılavuz]]dur. |
---- | ---- | ||
| + | [1/281] Kâfirler [[üstünlük]] iddiasında [[maymun]] [[tabiat]]lıdır. [[Tabiat]] [[sine]]de bir [[afet]]tir. | ||
| − | [ | + | [1/282] [[İnsan]]oğlu ne yaparsa, [[maymun]] da onu yapar; sürekli [[insan]]da gördüğünü yapar. |
| + | ---- | ||
| + | [1/3317] Çaresiz [[kâfir]]lerin kanı, vahşi hayvanlar gibi, okların ve mızrakların önünde mubah olur. | ||
| + | |||
| + | [1/3318] Onların eşleri çocukları bütün mubahtır. Çünkü akılsız, reddedilmiş ve aşağılıktırlar. | ||
| − | [ | + | [1/3319] Yine aklın aklından kaçan akıl, akıllılıktan hayvanlar mertebesine intikal eder. |
---- | ---- | ||
| − | [ | + | [1/3740] Bunu hiç [[yorum]] yapmadan kabul et ki boğazına bal ve süt gibi girsin. |
| − | [ | + | [1/3741] Çünkü [[yorum]] bağışı geri vermektir, zira o gerçeği hata görmektir. |
| − | [ | + | [1/3742] O hata görme, onun aklının zayıflığındandır. Küllî akıl, özdür; cüzî akıl kabuk. |
| + | [1/3743] Kendini [[yorum]]la, hadisleri değil; beynine kötü de, gül bahçesine değil. | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
10.41, 30 Ağustos 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Atasözü
Akıl akıldan üstündür.
Mesnevi'den[1]
[1/50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir.
[1/154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar.
[1/155] Sıçrar ve bu diken daha sağlam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir.
[1/156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar.
[1/957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[1/958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[1/960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[1/961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[1/962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[1/963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[1/969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”
[1/2052] Senin gizlide cüzî aklın var, dünyada bir aklı olgun kişi ara.
[1/2053] Senin parçan onun bütününden bir bütün olur. Küllî akıl nefse boyun bağı gibidir.
[1/2215] İstek üstüne istek olmasaydı cüzî akıl, küll akıldan söz etmezdi.
[1/2497] Aklın deveci gibi, sense deve; acı buyrukla seni her tarafa çekiyor.
[1/2498] Veliler aklın aklıdır. Ve akıllar, -kervanda- sona dek develer gibi.
[1/2499] Artık onlara ibret almak için bak. Yüz binlerin canı, bir kılavuzdur.
[1/281] Kâfirler üstünlük iddiasında maymun tabiatlıdır. Tabiat sinede bir afettir.
[1/282] İnsanoğlu ne yaparsa, maymun da onu yapar; sürekli insanda gördüğünü yapar.
[1/3317] Çaresiz kâfirlerin kanı, vahşi hayvanlar gibi, okların ve mızrakların önünde mubah olur.
[1/3318] Onların eşleri çocukları bütün mubahtır. Çünkü akılsız, reddedilmiş ve aşağılıktırlar.
[1/3319] Yine aklın aklından kaçan akıl, akıllılıktan hayvanlar mertebesine intikal eder.
[1/3740] Bunu hiç yorum yapmadan kabul et ki boğazına bal ve süt gibi girsin.
[1/3741] Çünkü yorum bağışı geri vermektir, zira o gerçeği hata görmektir.
[1/3742] O hata görme, onun aklının zayıflığındandır. Küllî akıl, özdür; cüzî akıl kabuk.
[1/3743] Kendini yorumla, hadisleri değil; beynine kötü de, gül bahçesine değil.
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.