"Akıl" sayfasının sürümleri arasındaki fark
| 142. satır: | 142. satır: | ||
[3/2530] Akıl baştan başa defterler karartır; aklın aklının ayla dolu ufukları vardır. | [3/2530] Akıl baştan başa defterler karartır; aklın aklının ayla dolu ufukları vardır. | ||
| + | ---- | ||
| + | [3/3580] Müctehid/[[hukuk]]çu, nassı/Kuran ve hadisi bilirse, o meselede [[kıyas]] yapmayı düşünmez. | ||
| + | |||
| + | [3/3581] O konuda nas bulmazsa, orada [[kıyas]]tan yararlanır. | ||
| + | |||
| + | [3/3582] Nassı, kesin olarak kutsal [[ruh]]un vahyi bil; parça aklın o kıyası, bunun altındadır. | ||
| + | |||
| + | [3/3583] Akıl, [[can]]la [[idrak]] ve [[zekâ]] sahibi oldu. [[Ruh]], onun görüşünün altında nasıl bulunur? | ||
| + | |||
| + | [3/3585] Fakat [[can]] akla tesir eder; o akıl, o tesirle tedbirde bulunur. | ||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
06.33, 25 Eylül 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Atasözü
Akıl akıldan üstündür.
Mesnevi'den[1]
[1/50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir.
[1/154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar.
[1/155] Sıçrar ve bu diken daha sağlam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir.
[1/156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar.
[1/957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[1/958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[1/960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[1/961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[1/962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[1/963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[1/969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”
[1/2052] Senin gizlide cüzî aklın var, dünyada bir aklı olgun kişi ara.
[1/2053] Senin parçan onun bütününden bir bütün olur. Küllî akıl nefse boyun bağı gibidir.
[1/2215] İstek üstüne istek olmasaydı cüzî akıl, küll akıldan söz etmezdi.
[1/2433] Peygamber dedi: “Kadın akıllılara ve gönül sahiplerine tam galip gelir.
[1/2434] Cahillerse kadına üstün olur, çünkü onlar sert ve serkeş davranır.”
[1/2497] Aklın deveci gibi, sense deve; acı buyrukla seni her tarafa çekiyor.
[1/2498] Veliler aklın aklıdır. Ve akıllar, -kervanda- sona dek develer gibi.
[1/2499] Artık onlara ibret almak için bak. Yüz binlerin canı, bir kılavuzdur.
[1/281] Kâfirler üstünlük iddiasında maymun tabiatlıdır. Tabiat sinede bir afettir.
[1/282] İnsanoğlu ne yaparsa, maymun da onu yapar; sürekli insanda gördüğünü yapar.
[1/3317] Çaresiz kâfirlerin kanı, vahşi hayvanlar gibi, okların ve mızrakların önünde mubah olur.
[1/3318] Onların eşleri çocukları bütün mubahtır. Çünkü akılsız, reddedilmiş ve aşağılıktırlar.
[1/3319] Yine aklın aklından kaçan akıl, akıllılıktan hayvanlar mertebesine intikal eder.
[1/3740] Bunu hiç yorum yapmadan kabul et ki boğazına bal ve süt gibi girsin.
[1/3741] Çünkü yorum bağışı geri vermektir, zira o gerçeği hata görmektir.
[1/3742] O hata görme, onun aklının zayıflığındandır. Küllî akıl, özdür; cüzî akıl kabuk.
[1/3743] Kendini yorumla, hadisleri değil; beynine kötü de, gül bahçesine değil.
[2/20] Çünkü bir akıl, bir akılla birleşince kötü fiile ve kötü davranışa mani olur.
[2/21] Nefis başka bir nefisle arkadaş olunca, cüzî akıl âtıl ve işsiz olur.
[2/56] Ruh ilimle ve akılla dosttur. Ruhun Arapça ve Türkçe ile ne işi vardır?
[2/1540] Akıl, özelliğinden dolayı akıbeti görür. Nefis, sonu görmez.
[2/1541] Nefse mağlup olan akıl, nefis olur. Müşteri/saadet yıldızı, Zühal'e/uğursuzluk yıldızına yenilince uğursuz olur.
[2/1542] Yine bu uğursuzluk içinde, bu bakışını çevir; seni uğursuz yapana bak.
[2/1543] Bu gelgite bakan bakış, uğursuzluktan saadete doğru yol açar.
[2/1599] Duygu gören gözüne toprak saç; duygu gözü, aklın ve dinin düşmanıdır.
[2/1600] Allah duygu gözünü kör diye isimlendirdi; ona putperest dedi; bizim zıddımız diye adlandırdı.
[2/1601] Çünkü o köpük gördü, ama denizi görmedi; çünkü mevcut anı gördü, ama yarını görmedi.
[2/1602] Yarının ve bulunulan anın efendisi, onun önünde; oysa bir hazineden mangırdan başka bir şey görmüyor.
[2/1866] Çünkü akıllı kişiden bir cefa gelse, cahil kişilerin vefasından daha iyidir bu.
[2/1867] Peygamber, "Akıllının düşmanlığı, cahilden gelen sevgiden daha iyidir," dedi.
[2/2693] Ben şeytan delille karşı koyamam; çünkü her şerefli ve alçağın fitnesidir o.
[3/515] Ey dostlar! Gönül, güven yurdudur. orada pınarlar, gül bahçesi içinde gül bahçesi vardır.
[3/516] Ey yürüyen! Kalbine yönel ve yürü; orada ağaçlar ve akan pınarlar vardır.
[3/517] Köye gitme; köy adamı ahmak yapar; aklı nursuz ve cansız yapar.
[3/518] Ey seçkin kişi! Peygamberin sözünü dinle: “Köyde yarleşmek, aklın mezarıdır.”
[3/519] Kim bir gün ve gece köyde kalsa, bir aya kadar aklı tamam olmaz.
[3/520] Bir aya kadar ahmaklık onunla birliktedir. Köy otundan bunlardan başka ne biçilir.
[3/521] Köyde bir ay kalan kişide bir zaman cahillik ve körlük olur.
[3/522] Köy nedir? Ermemiş, taklide ve delile tutunmuş şeyh.
[3/523] Bu duygular, küllî akıl şehri önünde değirmende gözü bağlı eşekler gibidir.
[3/1290] Aklı bırak, ondan sonra akıllı ol; kulağını kapat o zaman kulak ver.
[3/1536] Surette güzeller arasında fark olduğu gibi beşerin aklında bu farklılık vardır.
[3/1537] Ahmed bir sözünde bu şekilde buyurdu: “Erkeklerin güzelliği dillerinde gizlidir.”
[3/1538] Akılların farklılığı, yaratılıştadır; sünnilere uygun olarak dinlemek gerekir;
[3/1539] -Bu- Mutezile olanların -şu- sözünün aksinedir: “Akıllar yaratılışta aynı orandadır.
[3/1540] Tecrübe ve eğitim, onu azaltır ve çoğaltır; böylece birini, birinden daha bilgili yapar.”
[3/1541] Bu batıldır; mesela bir meslekte tecrübesi buunmayan çocuğun görüşü;
[3/1542] O küçük çocuktan bir düşünce doğar da yaşlı kişi yüz tecrübesine rağmen onu hissetmez.
[3/1543] Yaratılıştan bulunan, çalışma ve düşünmeyle olan üstünlükten bizzat üstün ve daha iyidir.
[3/1621] Akıllılar önceden ağlar; cahiller sonunda başlarına vurur.
[3/1823] Ey filan! Duygu akla esirdir; yine bil ki akıl da ruha tutsaktır.
[3/2529] Aklın kabuğu yüz delil gösterse, küllî akıl, kesin inanç olmadan nasıl adım atar?
[3/2530] Akıl baştan başa defterler karartır; aklın aklının ayla dolu ufukları vardır.
[3/3580] Müctehid/hukukçu, nassı/Kuran ve hadisi bilirse, o meselede kıyas yapmayı düşünmez.
[3/3581] O konuda nas bulmazsa, orada kıyastan yararlanır.
[3/3582] Nassı, kesin olarak kutsal ruhun vahyi bil; parça aklın o kıyası, bunun altındadır.
[3/3583] Akıl, canla idrak ve zekâ sahibi oldu. Ruh, onun görüşünün altında nasıl bulunur?
[3/3585] Fakat can akla tesir eder; o akıl, o tesirle tedbirde bulunur.
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.