Enflasyon
(İng. inflation) Fiyatların artışı.
Enflasyonun parasal ve reel bileşeni
Enflasyon, yaygın biçimde göreli fiyat hareketlerinin etkisinden arınmış fiyat artışı olarak düşünülür ve zımnen sorunsuz biçimde tek bir oranla, diyelim ki π ile ölçülebileceği benimsenir. Buna enflasyonun ilk tanımı diyorum. Mal ve hizmetlerin tek olmaması halinde bu hayali enflasyon şöyle ifade edilebilir; para arzı ile mal ve hizmetlerin tümünün fiyatları aynı π oranında artarsa enflasyon oranı tartışmasız biçimde π olur. Bu durumda enflasyon tamamen parasal bir olaydır. Enflasyon, sanki durum buymuş gibi idealize edilir.
Halbuki fiyatların tümünün eşanlı olarak aynı oranda artması, yaşamımızda neredeyse hiç rastlanmadığımız bir durumdur. Bu eşanlı aynı oranda artış varsayımı, ne ifadeyi basitleştirici, çözümlemeyi kolaylaştırıcı bir varsayımdır, ne de bu varsayımdan sapmaları ondan yola çıkarak inceleyebilmemizi sağlayan bir varsayımdır. Üstelik yanıltıcıdır.
Diyelim ki geri kalan malların fiyatları değişmezken üretim ya da tüketim koşullarındaki değişim sonucu belli bir mal ucuzlasın. Yaşanan (1) reel bir olaydır, (2) yalnızca göreli fiyatlar değişmiştir. Enflasyonun ilk tanımına göre π=0'dır ama en azından tüketicilerin alım gücü artmıştır.
Diğer malların fiyat ve talep edilen miktarlarında bir değişiklik olmadan bir malın fiyatının değişmesi, fiyat esnekliğinin 1'e eşit olmasının sonucudur.
Birim esnek talep durumunda tüketicilerin söz konusu mal için gelirlerinden ayırdıkları pay sabittir. Mal ve hizmetlere taleplerin tümü birim esnekse topluluğun fayda fonksiyonu Cobb-Douglas fonksiyonuyla özetlenebilir. Durum buysa alım gücündeki artış oranı, maliyeti azalan malın fiyatının değişim oranı ile o malın toplam tüketim harcaması içindeki payının çarpımıdır. Formel olarak ifade edersek αi i. malın toplam tüketim harcaması içindeki payını ve πi i. malın fiyat artışını gösteriyorken k fiyatı değişen malsa satın alma gücündeki artış oranı π=αk×πk olur. Satın alma gücündeki azalış oranına enflasyonun ikinci tanımı diyorum.
İkinci tanıma uyan enflasyon, birinci tanımla tam bir kontrast içinde tamamen reel bir olaydır. Gerçekleşen enflasyon, kural olarak kısmen parasal kısmen de reeldir.
İkinci tanıma uygun örneği, daha kolay anlaşıldığı için bir malın ucuzlaması olarak (πk<0, dolayısıyla π<0) verdim. Malın göreli fiyatı, üretiminde teknolojik bir değişimle ya da tüketiminde daha az miktarla aynı sonuca ulaştıracak bir yenilikle açıklanabilir ve rahatlıkla anlaşılır. Zor olan bir malın diğer mallar cinsinden (diğer malların tümü için aynı artış oranında) göreli fiyatının nasıl olup da daha yüksek hale geldiğidir. Üretimde üretkenlik azaltıcı yatırım ya da tüketimde israf açıklayıcı olabilir ama insanların nasıl olup da üretkenliği azaltacak yatırım yaptığının ve israf ettiğinin, yani refahını azaltacak biçimde tüketim yaptığının doğrudan bir açıklanması yoktur. Kuraklık, yıkıcı deprem gibi negatif üretkenlik şokları ya da kur haddindeki artış gibi maliyet etmenleri, geçicidir; kalıcı oluyorlarsa üretkenlik düşüren yatırım ve israf açıklamalarına geri dönülür.
Kısmi Denge Çözümlemesi
Yaşanan enflasyon, "ya parasaldır ya da reeldir" denebilecek kadar da basit biçimde açıklanamaz. Köken olarak üretim ya da tüketim koşullarındaki değişimin sonucu olarak artması ya da azalması gereken tek bir malın fiyatı olsa bile bundan ekonominin tümü etkilenir. Böyle bir etkinin yokumsanabilecek denli az olduğunu varsayıp yokumsarsam yaptığım kısmi denge çözümlemesi olur. Önce tek bir sektörde üretim şoku sonrası yaşanan fiyat artışının kısmi denge çözümlemesiyle başlayayım.
Herhangi bir i. maldan talep edilen miktardaki yüzde değişimi ξi ile ve fiyatın talep esnekliğini, εi = -ξi/πi ile gösteriyorum.
Birim esnek talep (εk = 1) durumundan başlayayım; miktar, fiyatla ters orantılı olarak değişir, talep edilen miktarın yüzde artışı oranı πk olur. Üretim koşullarında maliyet azaltıcı bir değişiklik yaşandığında fiyat düşerken (πk < 0) miktar, fiyat azaldığı oranda artar; ξk=-πk. Bu durumda ortalama fiyat azalma oranı, aynı oranda büyümeyi ima edecek biçimde αk×(-πk) olur. Fiyat arttığındaysa tam tersi gerçekleşir, enflasyon oranı αk×πk olurken ekonomi aynı oranda küçülür. Fiyat ister artsın, ister azalsın k. ürün için yapılan harcama değişmez ve bu sektördeki değişim, diğer sektörleri etkilemez.
Birim esneklik sağlayan Cobb-Douglas fonksiyonel biçminin, pratikte karşılığı neredeyse hiç bulunmaz ve birim esneklikten farklılık, kısmi denge sonucunun değişmesini gerektirir.
Birim esneklikten farklılık, ilk çözümsel aşamada fiyat değişiminin fiyatı değişen mala yapılan harcamaya etkisizliğini 1. Tablo'dan izlenebileceği biçimde ortadan kaldırır.
| Talep esnekliği | Maliyet azaltıcı arz şoku |
Maliyet artırıcı arz şoku |
|---|---|---|
| esnek değil εk < 1 |
azalır | artar |
| birim esnek εk = 1 |
değişmez | değişmez |
| esnek εk > 1 |
artar | azalır |
Sigara, araba yakıtı gibi fiyatı değişse bile tüketicilerin ya bağımlılıktan ya da gereksinimden dolayı talep edilen miktarı kolay kolay değiştiremedikleri ürünlerin talebi, esnek değildir. Bu tür bir malın fiyatı arz koşullarındaki değişiklikten dolayı, örneğin yerli paranın değerlenmesinden dolayı artarsa miktardaki azalma sınırlı kalır bu mal için yapılan harcama artar. Fiyatı azaldığında ise tüketilen miktar o oranda azalmaz ve yapılan harcama artar.
Eksikliği ikame edilebilen diğer ürünlerle giderilebilen, tüketicinin bağımlı olmadığı ürünlere talep esnektir. Bu tür bir ürünün fiyatı arttığında tüketiciler, ürünün ikamelerine yönelir ve bu ürüne yapılan harcama düşer. Fiyatı azaldığında ise tüketiciler, bu ürüne yönelirler ve ürüne yapılan harcama artar.
Esnek talep durumunda fiyat artışı, esnek olmayan talep durumunda fiyat azalışı, harcamaları azaltır.
Esnek talep durumunda fiyat azalışı, esnek olmayan talep durumunda fiyat artışı, harcamaları artırır.
Kısmi denge çözümlemesinin genişletilmesi
Kısmi denge çözümlemesinde gelirin verili olduğu kabul edilir. Başlangıçta denge olduğuna göre -yani toplam tüketim harcamasın gelire eşit olduğuna göre- harcamaları azaltan durumlarda fiyat değişiminin neden olduğu yeni kısmi dengeye ulaşıldıktan sonra tüketicilerin elinde harcayabilecekleri fazladan bir miktar gelir kalır. Mal ve hizmet piyasaları dengeye geldikten sonra gelirin bir bölümü tüketicilerin elinde harcayabilecekleri biçimde kalacaksa bu ta en baştan fiyatlar üstünde baskı yapar ve fiyat artışlarına neden olur. Bu duruma, enflasyonist durum diyorum. Yaşanan fiyat artışının bir bölümü reel nedenlerle ortaya çıkıp reel çözümlemeyi gerektirirken bir kısmı para piyasasındaki değişimle ortadan kaldırılabilecek enflasyonist durumdan kaynaklanır.
Tüketim harcamasını artıran durumlarda ise dengeye ulaşmak için gerekli olan harcamadan daha az gelir vardır. Kısmi denge çözümlemesinin ötesinde para piyasasına yapılabilecek müdahalelerle durdurulabilecek fiyat azalışlarına neden olan bu duruma deflasyonist durum diyorum.
2. Tablo kısmen enflasyonist, tamamen reel ve kısmen deflasyonist durumları özetliyor.
| Talep esnekliği | Maliyet azaltıcı arz şoku |
Maliyet artırıcı arz şoku |
|---|---|---|
| esnek değil εk < 1 |
kısmen enflasyonist | kısmen deflasyonist |
| birim esnek εk = 1 |
tamamen reel | tamamen reel |
| esnek εk > 1 |
kısmen deflasyonist | kısmen enflasyonist |
Genel denge çözümlemesi
Kısmi denge çözümlemesinde yokumsananların etkisi yokumsanacak denli azdır dolayısıyla kısmi denge çözümlemesi yararlıdır. Kısmı denge çözümlemesiyle ulaşılan enflasyonist ya da deflasyonist ektiler, yokumsanabilecek denli azdır ama yokumsanamıyacak enflasyonist ya da deflasyonist süreçlerde olacakları aydınlatır.
Kısmi denge çözümlemesinde ürünler ve sektörler arasındaki etkileşim yokumsanırken ürünler ve sektörler arasındaki her türlü etkileşimin hesaba katıldığı çözümleme genel denge çözümlemesidir. Kısmi dengede çapraz fiyat esneklikleri sınırlı sayıda istisna hariç, sıfır olarak kabul edilir. Genel denge çözümlemesinde ürünün kendi fiyat esnekliği ve gelir esnekliğinin yanı sıra çapraz fiyat esneklikleri de hesaba katılır. Kısmi denge çözümlemesinde başta gelir olmak üzere ekonominin tamamına ilişkin göstergeler dışsal değişkenken genel denge çözümlemesinde içseldir ve çözümleme sonucunda ortaya çıkar.
Genel denge çözümlemene dayalı olarak yaşanan durumu incelemek için çok sayıda (binlerce, on binlerce, hatta belki daha da fazla) davranışsal denklemin tahmin edilmesi gerekir. Bu kadar çok denklem tahmin edildiğinde model belirleme hatası (İng. error in model specification) yapmak neredeyse kaçınılmazdır. Bir denklem için yapıldığında istatistiki sorun yaratmayan bir hata, diğer hatalarla birleştip sistemin tamamına yansıdığında birikimli olarak ciddi hatalara yol açabilir; hatta açmaması mucize olur. Büyük sistemlerle ekonomiyi çözümleme kuramsal kaldığı sürece ferasetli (İng. insightfull) olsa da tahmin edilen sistem ne kadar küçükse model belirleme hataları da birikimli istatistiki hataların tarafgirliğe (İng. bias) neden olma durumları da o kadar az olur.
Genel denge çözümlemeleri kuramsal sorunları çözmek için kısmi denge çözümlemelerinden daha uygunken kısmi denge çözümlemeleri ampirik araştırmalara ve tahminlere daha uygundur.
Kısmi denge bakımından çelişkiye düşmeden çözümlenmesi imkansız olan enflasyon gibi konuların, büyük sistemler içinde çözümlenmesi de istenen sonuçları vermez. Bunun için makroekonomik çözümleme gelişti.
Makroekonomik çözümleme
Makroekonomik çözümleme, bileşik malların varlığına dayanır.
Çeşit çeşit domates vardır. Bunların hepsinin fiyatı farklıdır, üretim ve tüketim miktarları da farklıdır. Diğerlerininki değişmeden domates çeşitlerinden birinin fiyatı artsa -normal koşullarda- tüketici bu çeşide olan talebini azaltır. Böylece her domates çeşidine olan talep, çok esnektir. Şimdi bir de tüm çeşitleri etkileyen negatif bir üretim şoku sonucunda yaşananlara bakalım. Herhangi bir çeşidin fiyatı arttığında talep diğerlerinin artmama durumunda olduğu gibi talep keskin biçimde düşmez. Herhangi bir domates çeşidinin kısmi denge çözümlemesi yapıldığında domatese olan talep çok esnektir ama üretim ya da tüketim koşullarındaki bir domates çeşidini etkileyen değişimin diğer çeşitleri de etkileyeceği düşünülürse pratikte domatese olan talep hangi çeşit olursa olsun o kadar da esnek değildir, hatta birim esnekliğe yakındır.
Tüm domates çeşitlerini kapsayan bileşik bir mal olarak domatesin ekonomik çözümlemesini yapmaya kalkışırsam bu ne kısmi denge ne de genel denge çözümlemesi olur; her ne kadar konu mikroekonominin konusu olsa ve kısmi denge çözümlenmesi olarak sınıflandırılsa da çözümleme yöntemi olarak makroekonominin dayandığı çözümleme yöntemini kullanırım; bundan dolayı bu yöntemle yapılan çözümlemelere makroekonomik çözümleme diyorum.
Domatesin her çeşidi için fiyatı pazarda doğrudan gözlemlerim ve miktar, yani ne kadar satıldığı doğrudan gözlemlenir. Halbuki genel olarak domatesin ekonomik çözümlemesini yapacaksam elimde gözlem olarak yalnızca bu bileşik malın toplam satış değeri vardır. Fiyat ve miktar bileşenlerinin olduğunu kabul edip toplam satış değerini bu bileşenlere ayırmam gerekir.
Domates çeşitleri için p fiyat, q miktar (sütun) vektörüyken domatese yapılan toplam harcama ya da toplam domates satışı pTq olur. Toplam satışın makroekonomik çözümlemenin gereği olarak fiyat (ep) ve miktar (eq) olmak üzere iki skalar değere ayrıştığını düşünüyoruz. Bu iki skaların büyüklükleri birbirlerine bağlıdır ama kendi başlarına alındıklarında büyüklükleri sadece ölçek sorunudur. Örneğin, domatesi kilogramla da ölçebiliriz, tonla da gramla da. 1 kg. domatesin miktarı kilogram ile ölçüldüğünde 1, tonla ölçüldüğünde 0,001 ve gramla ölçüldüğünde 1000 olur. Ancak, fiyatı da ona göre olmalıdır 1 kilogramı 1 para olan domatesin fiyatı kilogram ile ölçüldüğünde 1, tonla ölçüldüğünde 1000 ve gramla ölçüldüğünde 0,001 olur. Skalar fiyat ve miktar çifti (ep,eq) için ölçüm birimini bilmiyoruz, ama herhangi bir fiyat ve miktar vektör çiftini (p0, q0) başlangıç durumu ya da baz olarak alıp baz için birimi öyle seçebiliriz ki (ep0,eq0) = (100,100) olur.
Biri birleşik malın fiyatı, diğeri birleşik malın miktarı için olmak üzere (ep0,eq0) = (100,100) koşulunu sağlayacak bir fonksiyon çifti ile (p, q) kombinasyonlarının tümü için fiyat endeksi ep(p, q) ve miktar endeksi eq(p, q) olarak hesaplanabilir. Bir örnek vermem gerekirse en yaygın kullanılan fonksiyon, Laspeyres endeksleri için kullanılandır: epi = ptTqt / p0Tq0.
Bileşik mal, bütünleştirme (İng. aggregation) ile kurgulanır.
Bütüncülleştirme daha en temel makroekonomik değişkenler için bile söz konusudur. Homojen bir ürünün talebi, tek tek tüketicilerin taleplerinin tüketiciler üzerinde bütüncülleştirilmiş halidir. Bu en basit bütüncülleştirmede bile bütüncül fonksiyonların değerleri, nelerin toplulaştırılmasıyla bütüncülleştirme yapıldıysa onların bireysel fonksiyonlarının toplamı eşit olması gerekmez ve kural olarak o toplamdan farklıdır. Bireysel fonksiyonla, bireysel davranış biçimini yansıtırken; bütüncül fonksiyon, topluluğun davranışını özetler.
Diyelim ki yedi cücenin yedisi de başlangıçta utangaçtı. Bir süre sonra biri uykucu oldu. İlk uykucu olanın uykuculuğa meyli en fazla olan cücedir. Bir başka cüce de uykuculuğa meyledersin zaten bir tane uykucu var olduğundan dolayı ikincisi huysuzluğa yönelir. Bir de bakmışız ki, yedi cücenin yedisi de ayrı huylara bürünmüş. Hepsinin utangaç olduğu başlangıç durumundan başlayarak yaşananlarda ufacık bir değişiklik bile hangi cücenin hangi huya bürüneceği tamamen değişebilir ama yedi cücenin yedisinin de farklı farklı huylara bürüneceği sabit bir olgu olarak ortadadır.
Yedi cüce örneği biraz abartılı gelebilir ama söz konusu huy değil de meslek, eş ve benzeri toplumsallıklar olduğunda masal aydınlatıcı olur. Tek tek bireysel fonksiyonlarda olmayan ve topluluk davranışını sabitleyen bir çok öge vardır. Örneğin, birinin bir başkası toplumsal konumunu değiştirdiğinde kendi toplumsal konumunu değiştirir ve bireyler bakımından ne kadar çalkantılar olursa olsun topluluğa toplu olarak bakıldığında hiç bir şeyin değişmez.
Bireysel talep fonksiyonlarının belirlenemediğini bir çok durumda iyi huylu (İng. ‘’well behaved’’) topluluk talep fonksiyonları gözlemlenir.
Talep fonksiyonunun çözümlemesi örneği, ferasetli olsa da makroekonomik çözümlemeyi kavramak için yetersizdir çünkü talep fonksiyonunda yer alan nicelikler, kurgulanmazlar bizzat gözlemlenirler halbuki heterojen değişkenlerin bütüncülleştirilmesiden oluşan makroekonomik çözümlemedeki niceliklerin çoğu kurgusaldır. Gözlemlenen niceliklerden türetilen bu kurgusal nicelikleri için per se doğru olan türetilme fonksiyonları ya da türetilme yöntemleri yoktur. Kurgusal niceliklerin türetilme yöntemi, her durumda en uygunu hangisi diye bilimsel eleştiriye tabi tutulup test edilmelidir.
Makroekonomik çözümlemede kullanılan değişkenlerin kurgusal, keyfi olarak kurgulanabilecekleri anlamına gelmiyor. Değişkenlerin kurgusunun geçerli olup olmadığı bilimsel olarak saptanmalıdır. Daha straight forward çözümlemeler yerine bilimsel düşünme terbiyesini yeterince almamış zihinlerin hemen benimseyebilecekleri keyfi kurgulara yol açabilecek bu çetrefil makroekonomik çözümlemenin kullanılma nedeni, kısmi ve genel denge çözümlemelerinin yetersizlikleriyle piyasa ekonomisinin yetersizliklerinin kesiştiği yerde yatar.
Piyasa mekanizması, arz fazlasının biriken stokları eritebilecek için bir yandan üretim kısılarak diğer yandan fiyat düşürülerek elenmesi yoluyla; talep fazlasının ise bir yandan tüketici fazlasını soğurmak için fiyat artırılarak diğer yandan artan fiyatlarla ortaya çıkan kâr olanaklarını değerlendirmek üzere üretim artırılarak elenmesi yoluyla işler.
Marjinalite koşulu insanlar arası herhangi bir ilişkide tarafların hepsi için katlanılan külfetin edinilen yarara marjda eşdeğer olması koşuludur. Düzgün işleyen piyasalar gibi marjinalite koşulunu sağlayan toplumsal mekanizmalar, ihtilafa yol açan konularda nihayetinde herkesin zarar göreceği çatışmalara mahal verimden çözümü sağlar. Ancak bunlar gelir dağılımındaki dengesizlikler gibi toplumsal eğretilikleri düzeltmez, aksine muhafaza eder hatta derinleştirir.
Marjinalite koşullarının sağlayan mekanizmaların, özellikle piyasaların, marjinalite koşullarını sağlama özellikleri üzerinde işledikleri dinamiğin stabil olması garantilemez. Piyasa, ihtilafları barışçıl biçimde çözerken bir yandan toplumsal eğretilikleri muhafaza edip derinleştirir diğer yandan shirinking ya da exploding dinamiklere yol açar. Eğretilikleri düzeltilmesi, makroekonomik politikaları koşullarken stabil olmayan dinamikler (ekonomik) teknik müdahaleyi gerektirir. [1]
Ekonomik ilişkiye geçen kişi, bu ilişkiler sırasında karşılaştıklarından derlendiğinde ancak kısmi denge çözümlemesi yapılabilecek verileri çıkarabilir. Kısmi denge çözümlemesine göre tüm piyasalar dengeye gelse de bu ekonominin dengeye geleceği anlamına gelmez. Bunu basit bir örnekle görebiliriz.
Diyelim ki ekonomide 100 paralık ürün üretiliyorken ek üretim için yatırım yapıldı ve toplamda o zamana kadarki eski fiyatlar 110 para eden ürün üretildi. Reel yüzde onluk bir büyüme yaşanması beklenebilir. Halbuki piyasada yalnızca 100 paralık gelir vardır. 10 paralık ürün elde kalır. Piyasa mekanizması işliyorsa bu arz fazlasını eritmek için fiyatların düşer, fiyatlar düştüğü için kârlılığın azalır, üretimin azalır. Fiyatlar azalır ve ürün miktarı düşerse bu gelirin azalması anlamına gelir. Başlangıçta büyüme beklerken ekonomi kısa sürede deflasyonist bir sarmalın içine girer.
Kredi genişlemesiyle deflasyonist sarmalın başlamaması imkan dahilindedir. Kural olarak Merkez Bankası banknot basar. Banknot Merkez Bankasının vadesiz ve faizsiz borçlanma senedidir. Eskiden bu senedi getiren herkese, Merkez Bankasının değerli maden ya da döviz verme vaadi vardı. Bastığı banknotları, sonradan geri verilmek üzere borç olarak hükümete aktarır. Hükümet harcama yaparak bu banknotları piyasaya sürer. En basiti olduğu için hükümetin harcamasını çalışanlarına ödediği maaş olarak düşürürsek çalışanlar bu parayla piyasadaki arz fazlasını fiyatlarda bir değişme olmadan alır. Ekonomik çarklar böylece dönmüş olur. Bu yapılan politik bir tercih değil teknik bir sürecin uygulanmasıdır; iradi değil, zorunludur; ahlaki değil bilimseldir. Bütün bu işleyişi hiç bir biçimde aksatmadan hükümet harcamasını ona değil de buna yarayacak biçimde yapabilir; siyasal olan, zorunlulukla çizilmiş çerçeveye dokunmadan içinin doldurulmasıdır.
Birbirinin içine yuvalanmış karmaşık toplumsal süreçler ağıyla gerçekleşen büyümenin nasıl tam olacağını önceden tamı tamına saptamak imkansızdır. Yeterince para basılıp arz fazlası karşılanmazsa deflasyonist süreç başlayıverir. Gereğinden fazla para basılırsa bu seferde enflasyon belirir. Deflasyonist bir süreç başlayıp ekonomi daralmaya başlayacağına biraz enflasyon göze alınabilir. Sermayeci toplumlarda ilke olarak karşımıza bu tür enflasyon çıkar; buna normal enflasyon diyorum. Normal enflasyonun ne olduğu bölgeden bölgeye değişir ama ilke olarak yıllık yüzde üçün, aylık binde iki buçuğun altına normal diyebiliriz.
Diyelim ki yeni yatırım kârlı değil zararlı bir yatırım oldu. Üretilen mala talep yoktur ama para da basılmıştır. Talebi olmayan malın değeri de yoktur. O halde piyasada eski fiyatlarla 100 paralık mal varken 110 paralık gelir dağıtılmıştır. Bu durumda yüksek olarak nitelendirdiğim enflasyon yaşanır. Bu durumda sorun yine uygulamada politik tercihlere az çok yer olsa bile temelde tekniktir. Bilimsel olarak saptanmış olan yöntemler kullanılarak yüksek enflasyonun normal oranlara çekilmesi gerekir. Zaten kârlı olmayan yatırımlar kısa zamanda eriyip giderler.
Normal ve yüksek enflasyonun yanı sıra bir de kronik enflasyon vardır.
teknolojik gelişme, yeni ürün
Kullanılabilir kredi
Kredi genişlemesi, Merkez Bankasının bastığı para, merkez bankasına açılan kredidir, hükümete borç verir,
Notes
- ↑ 1980 sonrası neoliberal dönemde teknik müdahale gerektiren konular maalesef siyasal tartışmaya açılmıştır. Çoğunluğun, hatta neredeyse herkesin çıkarına aykırı çıkarları savunan siyasiler, ancak az sayıda insanın hakim olduğu anlaşılması eğitim ve tecrübe isteyen teknik konularda tartışma açarak hiçbir biçimde ikna edemeyecekleri insanların kafalarını karıştırmasına -güya demokrasi adına- müdahale gelmedi. Teknik olarak çözülmesi uygun olan sorunlara bir örnek, fazla üretim ya da eksik talep sorunudur. Bu sorunun sermayeciliğin sonunu getireceğine inanan güya solcular, bu konuda tavır olarak tam da karşı olmaları gerekenlere destek olurlar. Yoksulluğun ötesinde yoksunluklara neden olan, kimseye yaramayan ve kitlesel katliamdan başka bir şey olmayan savaşlara yol açan periyodik fazla üretim krizlerinin sermayeciliği bitildiği henüz görülmedi; ama her keresinde çalışanlara hem dönemsel olarak hem de kalıcı olarak zarar verdi. Bu konulara ideolojik olarak bakmayı kafa karıştırıcılara bırakıp bilimsel irdelemeyi sürdüreyim.
Bir dönem içinde elde edilen toplam gelir, Y, üç biçimde kullanılır; tüketim için mal ve hizmet alımı, C, yatırım için mal ve hizmet alımı, I, ve bir dahaki döneme aktarılmak için saklanandaki artış/azalış (İng. hoarding), ΔH. Gelir satın alma gücüdür ve gelir olmanın önkoşulu, başkasına aktarıldığında karşılığında mal ve hizmet alabilecekleri kredi olmaktır.
Gelir, Y, satılan malların değerine eşittir; p fiyat, q miktar vektörüyken Y=pT q.
Ayrıca bknz. deflasyon, enflasyonun ölçülmesi, enflasyonun neden ve dinamiği, değerin üç biçimi, makroekonomik para politikaları, hedonik fiyat endeksi