Özgürlük
Mesnevi'den
[19] Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar gümüşe, altına bağlı kalacaksın.
[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”