Keder
Göndermeler
Mesnevi'den[1]
[1/957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[1/958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[1/960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[1/961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[1/962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[1/963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[1/969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”
[1/1131] Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.