Siyaset

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla

Göndermeler

Mesnevi'den[1]

[1/2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.

[1/2266] Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.

[1/2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.

[1/2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.

[1/2269] Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.

[1/2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.

[1/2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.

[1/2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.

[1/2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.

[1/2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.

[1/2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.

[1/2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.

[1/2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.

[1/2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”

[1/2279] İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.

[1/2280] İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:

[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?

[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?


[1/2545] Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!

[1/2546] Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.

[1/2547] Ben Demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.

[1/2548] Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.

[1/2549] Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.

[1/2550] Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.

[1/2551] Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.

[1/2552] Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.

[1/2553] Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.

[1/2554] Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!

[1/2555] Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”


[1/3630] Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.

[1/3631] Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.

[1/3632] Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.


[3/1119] Sürü geri dönünce, öncü olan keçi gelişte geride kalır.

[3/1120] Sondaki o topal keçi öne düşer; dönüşü asık suratları güldürür.

....

[3/1127] Öyleyse önde olmayı arama. Bu yandan giderken topal ol; geri dönme vaktinde sen öncü ol.


[3/4341] Şeytanların sesi, eşkıyanın bekçisidir; sultanın sesi, velilerin koruyucusudur.


[4/373] Önder ve rehber olan şeyhi bir mürit imtihan ederse o, eşektir.

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.