"Ben ol da anla" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 20. satır: | 20. satır: | ||
{{:Mesnevi 000034}} | {{:Mesnevi 000034}} | ||
| + | |||
| + | === Hallac-ı Mansur'dan === | ||
| + | {{:Mansur:000002}} | ||
| + | |||
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
[[Category:Mevlânâ]] | [[Category:Mevlânâ]] | ||
12.32, 8 Kasım 2009 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
|
Şefaatçi oldu ve dedi: “Bu saltanatı ve sancağı bana verdiğin olgunlukla ver. Kime verirsen ve onu lütfedersen, o Süleyman'dır ve o kişi de benim. O benden sonra değildir, o benimledir. Benimle, bizatihi de demektir? Şüphesiz benim.”[1] |
|
Biri geldi, arkadaşının kapısını çaldı. Arkadaşı, “Ey güvenilir kişi! Kimsin?” dedi. “Ben” dedi. -Arkadaşı- ona dedi: “Git, zamanı değildir. Böyle bir sofrada ham kişiye yer yoktur. Ham kişiyi ayrılık ve hicran ateşinden başka kim olgunlaştırır? İki yüzlülükten kim kurtarır?” O zavallı gitti. Bir yıl yolculukta dostunun ayrılığında alevlerle yandı. O yanmış, olgunlaştı. Sonra geri döndü. Yine arkadaşının evinin etrafında dolaştı. Dudağından edepsizce bir söz çıkmaması için yüz korku ve edeple kapının halkasını vurdu. Dostu seslendi: “Kapıdaki kimdir?” O, “Kapıda da sensin, ey sevgili” dedi. -Arkadaşı- dedi: “Şimdi benim gibisin, ey ben! Gir. Evde iki bene sığacak yer yok.”[2] |
|
Onlardan iki dostu bir arada gördün mü, hem birdirler, hem altı yüz bin.[3] |
|
Dertsiz olan kişi yol kesicidir. Çünkü dertsiz “Ene'el-Hak” demektir. O “Ben”i vakitsiz söylemek lanettir; o “Ben”i vaktinde söylemek rahmettir. Mansûr'un o “Ben”i kesin olarak rahmet oldu. O Firavun'un “Ben”i ise lânet oldu; gör.[4] |
|
İkilik olunca dost düşman olur; hiçbir kişi kendisiyle savaşmaz.[5] |
|
Hayır; sen dersin, yine kendi kulağına; ne ben, ne de benden başkası. Ey, sen de bensin! Uykuya daldığın zaman gibi; kendi önünden, kendi önüne gidersin; Kendinden dinlersin, ama filan kişinin uykuda sana onu gizlice söylediğini sanırsın. Ey, hoş arkadaş! Sen, bir sen değilsin; bilakis bir gökyüzü, derin bir denizsin. Dokuz yüz kat olan senin büyük «sen» varlığın, denizdir; yüz «sen»in batma yeridir.[6] |
|
Ben nerede ırmak görsem, “Onun yerinde olsaydım” diye kıskanırım.[7] |
|
Irmak gördün, testiyi ırmağa dök; su ırmaktan hiç kaçar mı? Testinin suyu ırmağın suyuna girince, içinde yok olur ve ırmak, o olur.[8] |
| Senin çalışman ve gücünle ortaya çıkmasa da, camii oğlun yapacak.
Ey hikmet sahibi! Onun yapması senin yapmandır. Bil ki müminlerin ezeli bir birliği vardır. Müminler sayılıdır, ancak iman birdir; bedenleri sayılıdır, ancak can birdir. İnsanın, inek ve eşekte bulunan anlayış ve candan başka bir aklı ve canı vardır. Hayvanî canın birliği yoktur; sen bu birliği rüzgâr/havanî canda arama. Bu ekmek yese, o doymaz; bu yük çekse o, ağırlaşmaz. Hatta bu, onun ölümünden sevinir; onun azığını görse kıskançlılıktan ölür. Kurtların ve köpeklerin canı ayrıdır; Allah'ın aslanlarının canları birdir. Canlarını, isim olarak çoğul dedim; çünkü o bir can, bedene göre yüzdür. Gökteki güneşin bir ışığı gibidir; evlerin alanına göre yüzdür. Ancak sen duvarı aradan kaldırırsan, onların bütün ışıkları bir olur. Evlerin temeli yıkıldığında, müminler bir kişi kalır. Bu sözden farklar ve güçlükler doğar; çünkü benzer değildir, örnektir bu. Aslanın şahsıyla yiğit insanın şahsı arasında sınırsız farklar vardır. Ey güzel bekişli! Ancak örnek anında -aralarındaki- birliğe cesurluk açısında bak. Çünkü o yiğit, sonuçta aslan gibidir; her yönden aslanın aynısı değildir. Bu dünyanın birleşik bir sureti yok ki, ben sana benzerini göstereyim.[9] |
|
Ey eğri giden! Bana kendinden bakma; böylece bir diziyi, iki dizi görmezsin. Bana benden bak bir an; böylece varlığın ötesinde bir alan görürsün Darlıktan, ar ve şöhretten kurtulursun; aşk içinde aşk görürsün; vesselâm.[10] |
Hallac-ı Mansur'dan
| “O hep varolacaktır. Renklerden önce anılıyordu, cevherlerden önce dillerdeydi. «Önce»den önceydi O; «Sonra»dan sonra da kalacaktır.”[11] |
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 2611-2613)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (1. kitap, 3055-3062)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 182)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 2507-2509)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (2. kitap, 3712)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 1298-1302)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3887)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (3. kitap, 3910-3911)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 405-422)
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008. (4. kitap, 2396-2398)
- ↑ Hüseyin b. Mansur, Kitâb'üt-Tavâsin, Yaşar Nuri Öztürk(1976) içinde, s.70