"Azrail" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 2. satır: | 2. satır: | ||
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> === | === Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, '''Mesnevî''', (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> === | ||
| − | [190] Adam çok [[mal]] ve [[hilat]]i gördü, aldandı, [[memleket]]inden ve çocuklarından ayrıldı. | + | [1/190] Adam çok [[mal]] ve [[hilat]]i gördü, aldandı, [[memleket]]inden ve çocuklarından ayrıldı. |
| − | [191] Adam [[sevinç]]le, [[padişah]]ın canına kastettiğinden habersiz, yola koyuldu. | + | [1/191] Adam [[sevinç]]le, [[padişah]]ın canına kastettiğinden habersiz, yola koyuldu. |
| − | [192] [[Arap at]]ına bindi ve [[neşe]]yle sürdü. Kendi [[kan]] bedelini -sanki- [[hilat]] bildi. | + | [1/192] [[Arap at]]ına bindi ve [[neşe]]yle sürdü. Kendi [[kan]] bedelini -sanki- [[hilat]] bildi. |
| − | [193] Ey yüz kabulle, bizzat kendi ayağıyla [[kötü kader]]ine doğru yola çıkan kişi! | + | [1/193] Ey yüz kabulle, bizzat kendi ayağıyla [[kötü kader]]ine doğru yola çıkan kişi! |
| − | [194] [[Hayal]]inde mülk, izzet ve büyüklük vardı. Azrail "Evet git, elde edersin" dedi. | + | [1/194] [[Hayal]]inde mülk, izzet ve büyüklük vardı. Azrail "Evet git, elde edersin" dedi. |
---- | ---- | ||
| − | [957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu. | + | [1/957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu. |
| − | [958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi. | + | [1/958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi. |
| − | [959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi. | + | [1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi. |
| − | [960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret. | + | [1/960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret. |
| − | [961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.” | + | [1/961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.” |
| − | [962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar. | + | [1/962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar. |
| − | [963] [[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil. | + | [1/963] [[yoksulluk|Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil. |
| − | [964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü. | + | [1/964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü. |
| − | [965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] Azrail'e dedi: | + | [1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] Azrail'e dedi: |
| − | [966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?” | + | [1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?” |
| − | [967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım. | + | [1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım. |
| − | [968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti. | + | [1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti. |
| − | [969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.” | + | [1/969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.” |
==Notlar == | ==Notlar == | ||
<references/> | <references/> | ||
| + | [[Category:Mevlânâ]] | ||
05.37, 6 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mesnevi'den[1]
[1/190] Adam çok mal ve hilati gördü, aldandı, memleketinden ve çocuklarından ayrıldı.
[1/191] Adam sevinçle, padişahın canına kastettiğinden habersiz, yola koyuldu.
[1/192] Arap atına bindi ve neşeyle sürdü. Kendi kan bedelini -sanki- hilat bildi.
[1/193] Ey yüz kabulle, bizzat kendi ayağıyla kötü kaderine doğru yola çıkan kişi!
[1/194] Hayalinde mülk, izzet ve büyüklük vardı. Azrail "Evet git, elde edersin" dedi.
[1/957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[1/958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[1/959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[1/960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[1/961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[1/962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[1/963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[1/964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[1/965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[1/966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[1/967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[1/968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[1/969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”
Notlar
- ↑ Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.