"Ben ol da anla" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k |
k |
||
| 1. satır: | 1. satır: | ||
==Göndermeler== | ==Göndermeler== | ||
| − | === | + | === Mevlânâ'dan === |
| − | + | {{:Mesnevi 000068}} | |
| − | |||
| − | |||
| − | |||
| − | |||
[1/3055] Biri geldi, arkadaşının kapısını çaldı. Arkadaşı, “Ey güvenilir kişi! Kimsin?” dedi. | [1/3055] Biri geldi, arkadaşının kapısını çaldı. Arkadaşı, “Ey güvenilir kişi! Kimsin?” dedi. | ||
16.03, 10 Kasım 2008 tarihindeki hâli
Göndermeler
Mevlânâ'dan
|
Şefaatçi oldu ve dedi: “Bu saltanatı ve sancağı bana verdiğin olgunlukla ver. Kime verirsen ve onu lütfedersen, o Süleyman'dır ve o kişi de benim. O benden sonra değildir, o benimledir. Benimle, bizatihi de demektir? Şüphesiz benim.”[1] |
[1/3055] Biri geldi, arkadaşının kapısını çaldı. Arkadaşı, “Ey güvenilir kişi! Kimsin?” dedi.
[1/3056] “Ben” dedi. -Arkadaşı- ona dedi: “Git, zamanı değildir. Böyle bir sofrada ham kişiye yer yoktur.
[1/3057] Ham kişiyi ayrılık ve hicran ateşinden başka kim olgunlaştırır? İki yüzlülükten kim kurtarır?”
[1/3058] O zavallı gitti. Bir yıl yolculukta dostunun ayrılığında alevlerle yandı.
[1/3059] O yanmış, olgunlaştı. Sonra geri döndü. Yine arkadaşının evinin etrafında dolaştı.
[1/3060] Dudağından edepsizce bir söz çıkmaması için yüz korku ve edeple kapının halkasını vurdu.
[1/3061] Dostu seslendi: “Kapıdaki kimdir?” O, “Kapıda da sensin, ey sevgili” dedi.
[1/3062] -Arkadaşı- dedi: “Şimdi benim gibisin, ey ben! Gir. Evde iki bene sığacak yer yok.”
[2/182] Onlardan iki dostu bir arada gördün mü, hem birdirler, hem altı yüz bin.
[2/2507] Dertsiz olan kişi yol kesicidir. Çünkü dertsiz “Ene'el-Hak” demektir.
[2/2508] O “Ben”i vakitsiz söylemek lanettir; o “Ben”i vaktinde söylemek rahmettir.
[2/2509] Mansûr'un o “Ben”i kesin olarak rahmet oldu. O Firavun'un “Ben”i ise lânet oldu; gör.
[2/3712] İkilik olunca dost düşman olur; hiçbir kişi kendisiyle savaşmaz. --- [3/1298] Hayır; sen dersin, yine kendi kulağına; ne ben, ne de benden başkası. Ey, sen de bensin!
[3/1299] Uykuya daldığın zaman gibi; kendi önünden, kendi önüne gidersin;
[3/1300] Kendinden dinlersin, ama filan kişinin uykuda sana onu gizlice söylediğini sanırsın.
[3/1301] Ey, hoş arkadaş! Sen, bir sen değilsin; bilakis bir gökyüzü, derin bir denizsin.
[3/1302] Dokuz yüz kat olan senin büyük «sen» varlığın, denizdir; yüz «sen»in batma yeridir.
[3/3887] Ben nerede ırmak görsem, “Onun yerinde olsaydım” diye kıskanırım.
[3/3910] Irmak gördün, testiyi ırmağa dök; su ırmaktan hiç kaçar mı?
[3/3911] Testinin suyu ırmağın suyuna girince, içinde yok olur ve ırmak, o olur.
[4/405] Senin çalışman ve gücünle ortaya çıkmasa da, camii oğlun yapacak.
[4/406] Ey hikmet sahibi! Onun yapması senin yapmandır. Bil ki müminlerin ezeli bir birliği vardır.
[4/407] Müminler sayılıdır, ancak iman birdir; bedenleri sayılıdır, ancak can birdir.
[4/408] İnsanın, inek veeşekte bulunan anlayış ve candanbaşka bir aklı ve canı vardır.
[4/409] Hayvanî canın birliği yoktur; sen bu birliği rüzgâr/havanî canda arama.
[4/410] Bu ekmek yese, o doymaz; bu yük çekse o, ağırlaşmaz.
[4/411] Hatta bu, onun ölümünden sevinir; onun azığını görse kıskançılıktan ölür.
[4/412] Kurtların ve köpeklerin canı ayrıdır; Allah'ın aslanlarının canları birdir.
[4/413] Canlarını, isim olarak çoğul dedim; çünkü o bir can, bedene göre yüzdür.
[4/414] Gökteki güneşin bir ışığı gibidir; evlerin alanına göre yüzdür.
[4/415] Ancak sen duvarı aradan kaldırırsan, onların bütün ışıkları bir olur.
[4/416] Evlerin temeli yıkıldığında, müminler bir kişi kalır.
[4/417] Bu sözden farklar ve güçlükler doğar; çünkü benzer değildir, örnektir bu.
[4/418] Aslanın şahsıyla yiğit insanın şahsı arasında sınırsız farklar vardır.
[4/419] Ey güzel bekişli! Ancak örnek anında -aralarındaki- birliğe cesurluk açısında bak.
[4/420] Çünkü o yiğit, sonuçta aslan gibidir; her yönden aslanın aynısı değildir.
[4/421] Bu dünyanın birleşik bir sureti yok ki, ben sana benzerini göstereyim.
|
Ey eğri giden! Bana kendinden bakma; böylece bir diziyi, iki dizi görmezsin. Bana benden bak bir an; böylece varlığın ötesinde bir alan görürsün Darlıktan, ar ve şöhretten kurtulursun; aşk içinde aşk görürsün; vesselâm.[2] |